KORKMAYIN YEMEZLER

Türk erkekleri bir çok konudan dolayı bayan escortları tercih etmezler çünkü onlardan utanırlar. sincan escort Ancak böyle insanların yapmaları gereken ilk şey utanılacak hiçbir şeyin olmamasıdır. Siz hiç manava gittiğinizde manavcıdan utanıyor musunuz? Ya da bakkal Remzi’den sıkılıyor musunuz? Bu durumda aslında aynı olaydır. ankara escort Onlar için sizler kaliteli birer müşterisiniz. Diğerlerinden utanmanıza gerek kalmadığı gibi escortlardan da çekinecek hiçbir şey yok. Bunu anlamak çok önemli bir etken çünkü ilişki sırasında utanmaya devam ederseniz ne siz mutlu olursunuz nede escortunuz mutlu olur. Sonuçta unutmamalısınız ki escortlar fahişeler gibi değildir. İlişkileri her ne kadar ücretli olsa da bu ilişkilerden zevk almasını fazlasıyla bilirler. İşte bu utanmalarla hiçbir yere varamazsınız. Utanmanız yüzünden cinsel ilişkinizden fazla zevk alamazsınız ve verdiğiniz para boşa gider. Sonuçta bu paralar kolay kazanılmıyor. Ancak bayan escortdan utamasaydınız, hem escortunuz acayip derecede zevk alacaktır hem de siz. escort eryaman
Aynı zamanda verdiğiniz paranın da sonuna kadar değdiğine de inanacaksınız. O zaman yapılması gereken şeyi öğrendiğinize göre kendinize bir ders çıkarabilirsiniz.

MUTLULUK YAKININIZDA

Tüm erkeklerinde olmayan ancak bazı erkeklerde görülen bir dert var. Piyasada bunun için bir çok ilaç ve kremler üretilmesine rağmen hiçbiri düzgün bir çare olmamakla birlikte sağlık durumunuzu daha kötü yapabilir. Bu durumun ismi penis küçüklüğü sorunudur. Bu sorun bazı erkeklerde çok önem teşkil etmese de çoğu erkek penis küçüklüğü yüzünden kendinden nefret eder ve tiksinir. escort çankaya Doğuştan şanssız olduğunu düşünür. kızılay escort bayan Bir çok erkekte karşılarında ki sevgili ya da arkadaşlarından bu durumdan dolayı utanır hatta birçok erkek sırf bunun için ilişkiye girmeyi reddeder. Ancak artık bu tür sorunlarında kökten bir çözümü var. eryaman escort bayan lar tercih edebilirsiniz. Bayan escortlar sanıldığının aksine penis küçüklüğünü asla dert etmezler ve bunun üzerine en küçük bir konuşma yapma gereksinimi bile duymazlar. Onlar için parayı verdikten sonra hiç bir şeyin önemi kalmaz. Sadece siz değerli baylara en iyi hizmeti verebilmek için odaklanırlar. Bu sayede sizde penis küçüklüğünüzü unutarak asıl işin boyutta değil, işlevde bittiğini kendi gözlerinizle daha iyi bir şekilde görmüş olacaksınız

ESCORTLAR AYRIMI

Çoğu insanlar fahişeler ile escortları birbirlerine karıştırırlar. Bizler ise sizleri için bu ayrımın tanımını yaparak bayan keçiören escort larının işlevlerini daha derin ve daha ayrıntılı bir şekilde anlatacağız efendim. Öncelikli olarak benzerliklerinden bahsedelim. Fahişeler ile escortlar para karşılığında ilişkiye giren ve sizlerin cinsel arzularını söndüren, sizlerin bazı rüyalarını gerçekleştiren kişilerdir ancak escortlar fahişelere göre daha pahalı ve daha iyi bir hizmet vermektedirler. Ayrıca bazı istisnalar çıkartılırsa escortlar hem daha güzel olurlar hem de daha iyi bir cinsel ilişki sunarlar. Aynı zamanda escortlarla yapılan ilişkiler, fahişelerle yapılan ilişkililere kızılay escort nazara daha elit ve daha sağlıklıdır. Bu yüzden fahişe yerine escort seçmek sizler için hem daha iyi bir tercih hem de daha iyi bir cinsel ilişki sunar. Bu fırsatları sizlerde değerlendirebilir ve kaçırmama şansına erişebilirsiniz. İstanbul’da ve tüm şehirlerde bununla birlikte tüm dünya ülkelerinde bulabileceğiniz etimesgut escort lar sizlere sınırsız zevkler ile geçecek dakikalar sunuyor. İnternetten rahatça erişebileceğiniz ve telefonda konuşma fırsatı bulabileceğiniz bu escortları tercih etmek sizleri çok mutlu edecektir.

Her şey nasıl başladı? – 1

(Bu hikayenin kendisi, yer ve karakterler tamamen hayal ürünüdür.)

Anadolu’nun çorak toprakları…

Göz alabildiğince uzun buğday tarlalarının arasında kalmış minik, güzel ve garip insanlarla dolu şehrim. Henüz 90’lı yılların başlamadığı, sokaklarında bisiklet sürdüğümüz, misket oynadığımız güzel mahallem. Kimi zaman eğlence için, kimi zaman da sinema gösterileri için kullanılan o yerde sünnet olmak için sıramı bekliyordum. Üzerinden neredeyse 30 yıl geçmesine rağmen o korkuyu hala hissedebiliyorum. Beni 3-4 kişinin zor tuttuğu ve usturanın deriyi bir garip hisle birlikte götürdüğünü dün gibi hatırlıyorum. Çeşitli zamanlarda onlarca dikiş yedim ama derimin ilk defa dikildiği anı ve sonrasında 3-5 saat her işediğimde akan o kanlı idrar ve o idrarın verdiği acı ile dolu zevki hala unutamıyorum.

Benim mahallem; şehir merkezinden yaklaşık 8 km dışarıda, bir fabrikanın lojmanlarından oluşan, çam ağaçları ile çevrili güzel mahallem. Sokaklarında ne güzel bisiklet sürmüş, içindeki futbol sahalarında ne güzel top oynamıştık. İlkokulumuz evlerimize o kadar yakındı ki bulduğumuz her fırsatta top oynardık. Bazen çift kale maç yapmaya yeterli sayıda olmadığımızda o zamanın meşhur oyunu 9 aylık oynardık. Amaç topu yere değdirmeden havada sektirerek kaleye canlı bahis gol atmaktı. Ayakla atılan goller 1 ay, kafa ile atılan goller 2 aylıktı. Kaledeki kişi topu havada yakaladığında şutu çeken kaleye geçerdi.

Zaman böyle akıp giderken 9 yaşıma gelmiş ve 90’lı yıllara da giriş yapmıştık. Bana ait bir odam hiç olmadı. Ders çalışırken salonda çalışmak zorundaydım ve en büyük zevkim yüzüstü uzanarak sayıları toplamaktı. Zamanla yüzüstü uzandığımda sikimin sertleşmeye başladığını farkettim ve ders çalışmaktan garip bir zevk alıyordum. Belki de matematikteki başarımın sırrı bu zevktir. 🙂

Fabrika devlete aitti ve babam işçiydi. İşçiler çok yerinden kıpırdamasa da memurlar düzenli tayin oluyorlardı. Fabrikaya yeni tayin olmuş bir memurun Öztürk isminde bir oğlu vardı ve benden 1 yaş büyüktü. Öztürk hırçın, yaramaz ve kavgacı bir kişiliğe sahipti. Okul müdürünün babamla arasının iyi olmasından dolayı ben birinci sınıfa 1 yıl erken başlamıştım. Bu sebeple sınıfımdaki diğer arkadaşlarım benden büyüktü. Öztürk, ben ve diğer arkadaşlar ile zamanla iyi anlaşmıştı ve top oynamak en sevdiğimiz aktivitemizdi.

Günlerin birinde Öztürk’ten o yaşa göre saçma ama şimdiki hayal dünyamı şekillendiren o teklif geldi. 9 aylık oynayacaktık ama ilk yanan kişiye oynayan bahis siteleri herkes kıyafetleri üzerindeyken 2 dakika sürtecekti. 🙂

5 kişiydik. Öztürk, ben, Murat, Ali ve Hasan. Teklif riskliydi. Üstte olursam, ders çalışırken sert zeminde aldığım hazzı bir göt üzerinde alacaktım. Ama altta kalırsam beni neyin beklediğini bilmiyordum. Yine de üstte olma ihtimali daha ağır bastı ve teklife tamam dedim. Oyun başlamadan önce top sektirerek kimin ilk kaleye geçeceğini seçtik. En kötü top sektirenlerden birisi bendim ama Murat’ın benden daha kötü top sektirmesi ile kaleye geçmekten kurtulmuştum ve oyun başlamıştı.

Oyun esnasında sadece 1 kez kaleye geçtim ve onda da çok durmadan havada topu yakaladım. Çünkü çift kale maçlarda kalecilik yapıyordum. Oyun da çok uzun sürmedi. Çünkü Ali kısa sürede 9 ayı tamamlamıştı. Öztürk mahallede kuytu bir yer aradı. Sonuçta 9-10 yaşlarında çocuklardık ve 4 kişi bir kişiye sürtecekti. Sonunda bulduğumuz kuytu yerde Ali hepimize bakıyordu. Biz her şeyden bihaberken Öztürk Ali’ye yüz üstü yat dedi. Ben şimdi de, o zamanlarda da şort giymezsim. Ama Ali o gün dar bir şort giymişti. Hasan ve Murat 2 dakikasını doldurdu. Öztürk ben en son yapacağım diyerek benim işimi bitirmemi istedi.

9 yaşında, yüz üstü ders çalışırken güvenilir bahis siteleri minik siki sertleşen bir çocuk olarak Ali’nin üzerine uzandım. Ali’nin yumuşak götüne değer değmez sikim sertleşmişti. Tıpkı Hasan ve Murat’ın yaptığı gibi ben de 2 dakika boyunca hareketsiz olarak bekledim ve süre dolunca kalktım. Benden sonra Öztürk’ün sırasıydı. Öztürk Ali’nin üzerine 1 dakika boyunca hiç uzanmadı ve sadece Ali’nin götünü okşadı. İlk defa böyle bir şey gören ben şaşkın şekilde bakıyordum. Kalan bir dakikasını da Ali’nin üzerinde git gel yaparak bitirdi. 9 yaşında masum bir çocuk olarak ben ilk defa götün okşanan bir şey olduğunu o zaman anlamıştım. 🙂 Sonrasında tüm çocuklar burada yaşanan burada kalır diyerek ve kimseye bir şey söylemeyeceğimize söz vererek oradan evlerimize gittik.

O günden İstanbul’a taşınıncaya kadar geçen sürede(3 yıl) aklımda dersten ve ders çalışırken yüz üstü uzanarak aldığım zevkten başka bir şey yoktu. Bazen farklı zevkler de alıyordum tabi. O zamanın en muhteşem teknolojisi olan VHS kasetlerden filmler izliyorduk. Bizim evde küçük kasetli VHS vardı. İzlediğimiz dövüş ve macera filmlerinde zaman zaman öpüşen karşı cinsler, çok sık olmasa da görünen kadın memeleri ve götleri eğer babam kaseti ileri sardırmazsa zevk verici yan etmenlerdi. 🙂

Hikayemiz İstanbul’da devam edecek. Hikayemizin İstanbul ayağında 14400 modem hızlarında girilen ilk porno siteler ve bu sitelerin benim hayal dünyamı ne hale getirdiğini anlatacağım. 🙂

suriyeli kiracilarim – 3

suriyeli kiracilarim – 3
Münire Hanım’ın sözleri karşısında heyecanlandım ister istemez. “Sen ciddi misin?” diye sormadan edemedim. “Eğer sen de istersen olur…” dedi yine. Aklımda varsa yoksa gelini Gülsüm vardı, ama payıma Münire Hanım düşmüştü. Canımı sıktı bu durum.

“Kaç yaşındasın sen?” diye sorduğumda, “66.” dedi. Oysa daha genç gösteriyordu. Ben onu daha genç zannederken benden 13 yaş büyük çıkmıştı. Bir sigara yakıp derin birkaç nefes çektim.

Karşımda ayakta duruyordu. Üzerinde kol kısımları dantelli siyah tek parça uzun bir elbise vardı. Başını da parlak siyah bir türbanla bağlamıştı sıkıca. Elbisesinin altında koca memeleri bütün ihtişamıyla kendini belli ediyordu. Siyah elbise yapılı vücuduna dar geliyor ve memelerinden hariç kalçaları ve göbeği de beliriyordu.

“Beni memnun eder misin, kendine güveniyor musun?” diye sordum. Yüzü kızardı, kendisiyle alay ettiğimi düşünmüş olmalı ki titreyen sesiyle, “İstemezsen giderim…” dediğinde, “Az bekle!” dedim. Ayağıma gelen fırsatı kaçıracak değildim. Karımın yokluğunda benden büyük de olsa bir kadını sikme şansını geri tepecek halim yoktu.

Münire Hanım evini, barkını, yurdunu geride bırakıp gelmiş aciz bir kadındı. Bu yaşında borcuna karşılık bedenini satmayı göze alıyordu. Düşene tekme vurulmaz sözünün ne anlama geldiğini biliyordum. Ama içinde bulunduğum durumda bu söze uygun hareket edecek iradem ve nefsim yoktu.

“Seninle anlaşalım. Karım evde yok. Belki bir hafta daha gelmeyecek. O gelene kadar bana karılık edeceksin. Her akşam geleceksin, karım gelene kadar, tamam mı? Karım eve geldikten sonra da fırsat bulunca çağırırım seni. Eğer bir kere bile gelmezsen kendinizi kapının önünde bulursunuz. Anladın mı, kabul ediyor musun?” dedim.

Münire Hanım elleri yine önünde kenetli halde, yüzüme bakmadan, “İyi, tamam…” dediğinde, “Şöyle içeri geç!” diyerek yatak odasını gösterdim. Televizyonu kapattım ve yatak odasına geçtim. Münire Hanım yatağın önünde ayakta duruyordu. “Ne bekliyorsun, soyunsana!” dediğimde başındaki türbanını açtı önce. Yarıdan fazlası ağarmış saçları çıktı ortaya. Sonrasında elbisesinin önündeki birkaç düğmeyi açıp elbiseyi de başının üzerinden çıkarttı. Dizlerinin altına gelen çiçekli uzun bir don vardı altında. Üstüne ise beyaz bir tişört giymişti.

Tişörtü altındaki atleti ile başının üzerinden çıkardığında devasa memeleri çıktı piyasaya. Bir ineğin memesini andırırcasına iki koca karpuz gibiydi memeleri, sarkmıştı, meme başları sütlü çikolata renginde ve bir çay tabağı kadar vardı. Etli ve kararmış meme uçları ise iri bir zeytin tanesi kadardı. Görüntü sikimi sertleştirirken çiçekli donunu da sıyırdı aşağı. Kasıklarında ve amının üzerinde alınmamış, uzamış ve aynı saçları gibi ağarmış kıllar vardı. Epeydir tıraş olmadığı belliydi Münire Hanım’ın. Karnında ve göbeğinde de uzamış siyah tüyler vardı. Kılların ve tüylerin siyahlığına inat vücudu un gibi beyazdı.

“Ne zamandır tıraş olmadın sen?” diye sordum. “Çok oldu…” diye yanıtladı, ardından, “Sen de soyunsana…” dedi acelesi varmış gibi. Bakışları arasında soyunurken, “Gülsüm biliyor mu bu işi?” diye sordum. Önce cevap vermedi, ama sonra, “Nerden bilsin?” dedi. Sorumdan canlı bahis hoşlanmadığı belliydi.

Çırılçıplak kalırken ara ara bakışları sikime kayıyordu. Çoktan sertleşmiş ve kalkmış olan sikim birazdan onun kıllı, geniş amına girecekti. Yatak örtüsünü ve yorganı açtım, “Hadi gir!” dediğimde Münire Hanım yatağa uzandı. Kocaman, cüsseli vücudu yatağın yarısını kaplamış, devasa memeleri iki yanına sarkmıştı.

Yanına uzandım ve bir şey demesini, yapmasını beklemeden memelerine yumuldum. Etli uçlarını dillemeye, ısırmaya başlarken sağ elimle de alttan kıllı amını okşuyordum. Sık bir çalıyı andıran kılların ortasında amının etli dudaklarını parmak uçlarımla sıkıyor, parmaklarımı amının içine sokup çıkartıyordum.

Münire Hanım yaptıklarıma herhangi bir karşılık vermeden hareketsiz bir halde yatıyordu sadece. Uzun zamandır banyo da yapmıyordu muhtemelen, üzerinden pek de hoş olmayan bir koku geliyordu çünkü. Ancak o azgınlıkla bunu dikkate alacak halim yoktu.

Memelerini dillemeye, yalamaya, ısırmaya devam ediyordum. Kıllı amına dört parmağımı birden sokup çıkartıyor, amını ovalıyordum. Sikim kazık gibi bir haldeydi. Amına girmek için sabırsızlanıyordum, ama biraz daha sabretmek, etinin tadına varmak istiyordum.

Memelerinden sonra boynunu, göğsünü, yanaklarını ve yüzünü öptüm uzun uzun. Münire Hanım aynı bir odun gibi duruyordu yine. En sonunda dayanamayıp, “Senin hoşuna gitmiyor mu?” diye sordum. Şiveli konuşmasıyla, “Sen yapsana, ne edecen beni?” dedi. “Sen de katıl, böyle olmaz, öküz gibi durma!” dedim.

Ağarmış saçlarını okşadım. Gençliğinde güzel bir kadın olduğu belliydi. Alnını öptüm, ardından dudaklarını öpmeye başladım. Etli dudaklarını emdim, dudaklarının üzerinde aynı karımınki gibi siyah tüyler vardı ama Münire Hanımınkiler daha uzundu. Yanaklarında ve çenesinde kısa kalan tüyler bu noktada epey uzundu. Ancak yapacak bir şeyim olmadığından işime devam ettim.

Münire Hanım sözlerim karşısında tepkisiz kalmadı ve sağ elini sırtıma attı. Çıplak sırtımda nasırlı, güçlü elleri dolaşırken önce ürperdim ama sonra hoşuma gitmeye başladı. Koltuk altlarındaki kıllar da uzamıştı, oradan da ter kokuları yükseliyordu. Ancak normal bir ter kokusundan ziyade sanki baharat kokusuna benziyordu. Rahatsız etmeyen bir kokuydu.

Dudaklarını emdim uzun uzun. “Ağzını arala!” deyince bir miktar açtı, oluşan boşluğa dilimi soktum. Münire Hanım şaşırmış gibiydi. Dilim ıslak ve sıcak ağzının içinde geziniyor, dişlerine ve diline dokunuyordu. Ağzından da nahoş bir koku geliyordu. Akşam vakti soğanlı bir yemek yemişti anlaşılan ve soğan kokusunu alıyordum. Bir ara dilim dişlerinin arasında kaldı, dilimin ucunu ısırmıştı, belki heyecandan, belki şaşkınlıkla. Ama canımı yakmaya yeten bir ısırıktı.

“Dikkat et biraz!” deyince, “Az dur hele…” dedi Münire Hanım ve şaşkın bakışlarım arasında ağzını açtı. Elini soktuğu ağzından takma dişlerini çıkardı, dişleri yatağın yanındaki komodinin üzerine bırakırken bakışlarım dişlerin üzerindeydi. İnsanın içini kaldıran bir görüntüydü. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyordum.

Takma dişler ağzından çıkınca Münire Hanım’ın yanakları içe geçmiş, avurtları çökmüştü. Ağzını yeniden bahis siteleri aralarken dilimi tekrar soktum içine. Dişlerinin yerinde şimdi derin bir çukur vardı, dilim diline değiyordu. Dişler çıkınca nahoş koku da azalmıştı.

Yüzünü, yanaklarını, boynunu öptüm, yaladım. Yaşından dolayı yumuşamış, sarkmış boyun etlerini emdim memeleri gibi. Sağ elimse kıllı amını okşamaya devam ediyordu. Dört parmağımla amını deli gibi yoğuruyor, am dudaklarını sıkıyordum. Etli, dolgun kalçalarını okşadım, tüylü karnında gezindi ellerim. Tüylü karnına inat kalçaları karımınkilere benzer şekilde kaymak gibiydi.

Bunlar olurken Münire Hanım’ın eli sırtımda gezinmeye devam ediyordu. Sırtımdan sonra belime attı elini, yavaş yavaş tava geliyordu. Yeniden memelerini emmeye, yalamaya başladım. Meme başlarını, uçlarını yaladım, dilledim. Münire Hanım’ın hoşuna gitmeye başlamıştı artık. Şimdi iki elini sırtımda, belimde gezdiriyor ve güçlü elleriyle beni kendine çekmeye çalışıyordu. Omuz başlarımı öpmeye başlamıştı bu arada. 66 yaşındaki kadın zevk almaya başlamıştı. Onun bu hali, davranışları hoşuma gitti, benim de istediğim buydu.

Artık daha fazla devam edecek halde değildim. “Şu bacaklarını aç!” dediğimde, kalın, güçlü bacaklarını iki yana olabildiğince açtı. Amının etli dudakları kıl yumağının arasında bile belli oluyordu. Bacaklarının arasına girdim ve kalkık sikimi amının kıllarına sürttüm. Karımın amının kısa ve sert kıllarına karşılık Münire Hanım’ın uzun kılları yumuşak kalıyordu. O nedenle hoşuma bile gitti bu kılların içinde sikimi gezdirmem.

Bir süre daha devam ettikten sonra derin ve geniş amına yavaş yavaş sokmaya başladım sikimi. İlk anda hafif bir ürperti gibi gelen soğukluğun ardından yakıcı bir sıcaklık hissettim sikimde. Sikim koca amının içinde kısa bir sürenin sonunda taşaklarıma kadar içindeydi. Değil sikimi, kolumu soksam içine alacak bir amı vardı Münire Hanım’ın.

Bir süre bekledim içinde. Gözlerini gözlerime dikmişti. Ellerim koca memelerinin üzerindeydi. Ağır ağır sikmeye başladım. Kıllı amının içinde sikim çok rahat halde gidip geliyordu. Altımızdaki bazadan derin ve yoğun gıcırtılar gelmeye başlamıştı. Münire Hanım’ın elleri sırtımda ve belimde geziniyordu yine.

Bir süre daha ağır ağır siktikten sonra hızlanmaya başladım. Gıcırtılar artarken kasıklarım ve taşaklarım Münire Hanımın kasıklarına çarpıyor ve şiddetli sesler çıkıyordu. Sikim amının ulaşabildiği en uç noktalara kadar girip çıkıyor, gidip geliyordu. Ama o noktaların da ilerisinde daha derin yerlerin olduğunu biliyordum. Münire Hanım’ın amı derin ve karanlık bir mağara gibiydi, o en dip noktaları şimdiye kadar bir adamın yarağı keşfetmiş miydi acaba? Oraya kadar ulaşan bir yarak yemiş miydi kim bilir?

Artık onu sikmiyor üzerinde tepiniyor gibiydim. Var gücümle pompaladıkça Münire Hanım’ın etli, dolgun vücudu aynı büyüklükte bir güçle beni geri itiyordu sanki. Koca memeleri üzerindeki ellerime rağmen deli gibi sallanıp löpürdüyordu. Bazanın gıcırtıları karımla sikiştiğim zamanlarınkini çok aşan bir haldeydi artık.

Boşalmaya gittikçe yaklaşıyordum. Her yanım uyuşmaya başlamıştı. Sinirlerim çekiliyordu sanki, kalbimin şiddetli atışlarını hissediyordum. güvenilir bahis siteleri Münire Hanımınsa dudaklarındaki belli belirsiz titremeler haricinde verdiği başka bir tepki yoktu. Bir de dişsiz ağzındaki boşlukta hareket ettirdiği dilini dışarı çıkarıyordu ara ara.

Dizlerinden büktüğü kalın ve ağır bacaklarını havaya kaldırdı bir zaman sonra. Pompaladıkça bacaklarının havadaki yaylanması hoşuma gidiyordu. Memelerinden çektiğim ellerimi dizlerinin arkasına attım ve bacaklarını biraz daha kaldırdım havaya.

Bu şekilde daha güçlü bir şekilde sikmeye başladım. Ses patlamaları odanın içinde yankılanıyordu. Memelerinin sallanışlarını önlemek için elleriyle onları kavramıştı, ama buna rağmen bıngıl bıngıl oynuyordu memeleri. Sikimin her bir darbesiyle koca vücudu ileri geri yaylanıyor, kat kat kalınlaşmış yağlı etleri titriyordu.

Derken boşalmaya başladım. Kıllı ve derin amına ne kadar dölüm varsa bıraktım, bırakırken de sokup çıkarmaya devam ettim. Büyük bir enerji boşalması yaşamış gibiydim sikimi amından çıkartırken. Sikimden akan döllerimi amının kıllarına akıttım.

Kalp atışlarım normale dönerken yanına uzandım. Münire Hanım hiçbir şey demeden kalktı ve yerde duran uzun donuyla amının kıllarına bulaşan döllerimi sildi.

Karımı daha önce de aldatmıştım, ama bu gece ilk defa kendi yatağında bir kadını sikmiştim. Ve bu da kiracımın annesine nasip olmuştu. 66 yaşında da olsa bana zevk vermişti Münire Hanım. “Hoşuna gitti mi?” diye sordum. Cevap vermek yerine üzerini giyindi çabucak, komodinin üzerinde duran takma dişlerini alıp taktı.

Tam çıkacakken, “Az bekle!” dedim. Cüzdanımı çıkardım, içinden 20 lira alıp uzattım. Bir paraya bir bana baktı, sonra da parayı alıp avucunun içinde sıktı ve bir şey demeden çıkıp gitti.

Merdivenlerden inerken kapının deliğinden baktım. Selman’ın sesini duydum bu sırada. Yüzünü göremiyordum, ama aşağıda olduğuna emindim. Annesine Arapça bir şeyler söyledi, annesi de ona. Ne dediklerini bilmiyordum elbette.

Münire Hanım Selman’ın dün akşam çıkıp gittiğini ve henüz eve dönmediğini söylemişti. Yalan söylemişti, Selman bu şekilde söylemesini istemişti muhakkak. İyi ama Münire Hanım (İstersen sana karılık ederim…) derken Selman bundan haberdar mıydı? Oğlu borçlarına karşılık annesini mi siktirmişti bana?

Ertesi akşam eve geldim. Münire Hanım’ı beklemeye başladım. Saat dokuza doğru kapıya vuruldu. Açınca Münire Hanım’ı gördüm. İçeri geçti, kendiliğinden yatak odasına geçecekken, “Az dur!” dedim. “Ne oldu?” diyerek bana baktı. “Selman geldi mi?” diye sordum. Münire Hanım, “Yok, Allah onun boyunu devirsin, hangi cehenneme gitti bilmiyorum…” dedi.

“Bana bak, bana yalan söyleme. Dün akşam sen gittikten sonra o pezevengin sesini duydum. Seninle konuştu, Arapça bir şeyler konuştunuz. Seni o mu gönderdi?” dedim. Sözlerim karşısında yüzü pancar gibi kızardı. “Yok beyim, vallah evde değil, sen başkasının sesini duydun herhalde…” dedi, ama yalan söylediği çok belliydi.

“Ağzına sıçarım senin, oğlun sana pezevenklik mi yapıyor lan orospu?” dediğimdeyse, “Tövbe bismillah, o nasıl söz beyim?” dedi bir eliyle ağzını kapatırken. “Bu gece burada kalacaksın, nasılsa karım evde yok. Seni sabaha kadar sikecem, eğer gitmeye kalkarsan ağzına sıçarım!” dedim.

Münire Hanım şaşırmış ve korku dolu gözleriyle bana bakarken onu sabaha kadar sikmenin planlarını yapmaya başlamıştım…

Ben Karısını-Karısı Kocasını…

Bundan bir ay kadar önce chat kanalının birinde gezinirken evli bir çift ile tanıştım ve Bursa’lı olduklarını üçüncü birini aradıklarını yazdılar. Ertesi gün için anlaştık ve bir cafede buluştuk. Semra 35 yaşlarında ama genç kızlara taş çıkartacak kadar güzeldi. Kocası 38 yaşında zayıf yapılı, 175 boylarında kültürlü bir erkekti. Ben Semra dedi kadın ve kocasıda bende İlyas dedi. Biraz oradan buradan sohbet ten sonra beni evlerine davet ettiler. Memnuniyetle diyerek kabul ettim ve arabalarına bindim.
Karı koca önde ben ise arkada oturuyordum. Eve gelmiştik ve ortamı ısıtmak için bir kaç bira rakı filan alınmıştı. Ben bira onlar ise karı koca rakıyı yudumluyorlardı. Kocası müsaadenizle deyip kalktı ve yan odaya gitti. Bu arada Semra yanıma oturdu ve benimkini kavradı. Sikimi sıkmaya yoğurmaya başladı. Ben hemen fermuarımı açıp benimkini özgürlüğüne kavuşturduğum gibi Semra’nın tekrar eline verdim. Semra benimkini biraz sıvazladıktan sonra, tadına bakmak istermisin dedim. Kesinlikle diyerek başladı emmeye. O ne biçim yalamaydı öyle, çıldırıyorum sandım. Bu arada kocası içeri girdi ve oooooo iki dakika boş bırakmaya gelmiyorsun hayatım bu ne hız diyerek gülümsedi. Semra bir Kemal’in sikine bak da o zaman anlarsın dedi ve emmeye devam etti. Kocasıda benimkini görünce helal olsun sana karıcığım dedi ve başladı karısını soyup her soyduğu yeri de öpmeye. Hemen yere uzandım ve çırılçıplak kaldıktan sonra Semra üstüme oturarak 69 yaptık ve bende onun vıcık vıcık olmuş traşlı amını yalamaya başladık. Birden kocasının siki takıldı gözüme. 10-12 cm kadardı. Yaladığım ama doğru sikini getirip karısına bir hamlede gömdü. Semra oohhh derken hala 69 a devam ediyorduk. Arada bir İlyas’ın siki Semra’dan çıkıyordu bende elime alıp tekrar karısına gömdürüyordum. Yine bir ara sikini çıkartan İlyas’ın sikini bu kez Semra’ya doğru değil canlı bahis de ağzıma doğru götürdüğüm de kocasıda ooohhhhhh sıcacık güzelmiş dedi. Karısı durumu fark edince hemen üstüm den kalktı ve bu sefer sikime doğru oturmaya başladı ilk başta kocasının siktiği amı açıldığı için girmem o kadarda zor olmadı ve başladım hemen alttan pompalamaya. Karısı zevk çığlıkları atıyor ve ben daha hızlı pompalıyordum. Birden kocası yine sikini ağzıma verdi. Hem karısını sikiyor hem kocasını yalıyordum. İlyas karısına hadi karıcığım sen domal dedi. Semra hemen dört ayak oldu ve ben yine arkasına geçtim ve başladım son sürat delmeye. Birden İlyas’ın siki arkama değmeye başladı ve anlamıştım oda beni sikecekti. Krem getir kuru kuru olmaz dedim. Hemen banyoda sikini kremlemiş birazda elinde benim götüm için getirmişti bile ve başladı arkamı kremle yağlamaya. Ben arkamdan bir parmak girdiğini hissediyordum ve yavaşladım Semra’yı sikmekte. Semra ise hadi aşkım hızlan devam et diyordu. Ben ise sıra kocanda biraz sabret dedim ve ikinci parmağı da bu arada yedim. Fazla kalın olmayan İlyas’ın sikini tuttum ve gel dedim. İlyas arkamda yerini aldı ve az bir yüklenişle içime yarısı girmişti bile. Biraz acı hissettim açıkçası ama devam et hızlı yapma alıştır diye bildim. O kadar zevk almaya başlamıştım ki bir kaç git gel den sonra kasıklarımı sıkıyordum ve kocası da arkamda geliyorum diye bildi ve içime patladı. Bunu o kadar yoğun hissettim ki birden bende geliyorum diyerek Semra’nın amına patladım. Karısının ise ağzından çığlıklar eksik olmuyordu. Gözleri kapalı kaç kere titrediğini bile sayamadım.
Biraz dinlendikten sonra Semra sende denemelisin kocacığım harika sikiyor dedi. Ben hiç yaptın mı İlyas diye soruyu yöneltmiştim bu arada kocasına. Semra bire bir yapmadı ama ben çok yaptım kocamı dedi. Nasıl yani dediğimde nasıl olacak plastik bahis siteleri penislerle dedi. Bu arada İlyas’ın benim sikimi süzdüğünü görüyordum ve ayağa kalkıp ağzına doğru yaklaştırdım sikimi. Hemen karısı da aramıza gelip benimkini eline aldı ve adamın ağzına doğru uzatıyordu. Yala kocacığım. Karını siken malın tadına bak hadi dedi. Adam hiç beklemediğim bir anda hışımla sikimi yalamaya koyuldu. İçimden rüya görüyorsun sen birazdan uyanacaksın demeye bile başlamıştım. Karısı hemen yatak odalarından plastik penisi getirdi ve beline taktı. Ne iş dediğimde seninkini şimdi almaya kalkarsa yırtılır kocamın götü dedi ve güldü. Adamın ise hiç bir şey umurunda değil kalkmış olan sikimi taşaklarımı yalamayla meşguldü. Karısı İlyas’ı domaltıp kremlediği plastik penisle zorlamaya başlamıştı bile ve birden adam yalamayı bırakarak yavaş diye bildi karısına. Biraz uğraştan sonra kadının adama resmen gidip geldiğini görüyordum arada ben Semra’yı dudaklarından öpüyor kocasına sikimi yalatıyordum. Karısı adamın arkasından çıktı ve hazırladım aşkım gel sik kocacığımın götünü dedi. Hemen adamın arkasına geçip sikimi dayadım ve biraz yüklendim ve kafasını rahat almıştı. Adam oohhhhh gerçeğinin tadı bambaşka dedi ve ben tam yüklendim sonuna kadar içine girdiğimde adam bastı çığlığı sakın kaçma bekle dedim hemen ve belinden kavradım. Karısı hemen İlyas’ın önüne domalmış ve ben arkasına girerken İlyas hafif doğrularak karısına dayadı ve geçirdi. Resmen tren gibi ben adamı oda karısını sikiyordu. İlyas biraz karısına hızlı geçirmeye başladığı anda bende girip çıkmalarıma hız vermiş pompalıyordum adamın deliğini. Adamı sikerken seni kıskandım arkadaş dedim. Birazda ben ortaya geçsem nasıl olur dedim ve hemen yer değiştik kocası ile ama ben karısının götüne dayadım ve bir sen kaldın arkadan vermeyen dedim. Zaten kremli delikten çıkan sikimi karısı güvenilir bahis siteleri Semra’nın götüne basmaya başladım. Kocası ise arkamdan bir anda vazgeçip fazla ses çıkarabilir diyerek karısın ağzına verdi. Ben sıkma kendini dedim ve bıraktığını hissettiğim an bastırdım biraz ve sikimin kafasını almıştı. Ayy diye inlemeye başlayan Semra’ya merak etme, alıştıracam seni dedim ve hem çıkartıyor hem kafasını geri sokuyordum. Buna alışan kadın kendini bırakmış kocasının sikini yalamaya koyuldu ve ben adama delecem diye işaret ederek olan gücümle karısının götüne yüklendim ve bir hamlede taşaklarıma kadar soktum. Semra feryatlar içinde çığlık atıyor kocası ise ağzına vererek ben bile aldım sıkma kendini karıcığım diye teselli ediyordu. Biraz bekledikten sonra alışan Semra’nın götünü pompalamaya başlamıştım. Kocası bu sefer benim arkama geçti ve benim götüme dayandı. Ben ise kendimi ona doğru hafiften domalarak girmesini sağladım. Fazla uğraşmadan zaten açılmış götüme İlyas girip çıkıyor bende karısına girip çıkıyordum. Karısı hemen eline plastik penisi aldı ve amına soktu. Ooohhhh diye inlemelerimiz duvarlarda yankı buluyordu. Adam bana bende karımın götünü sikecem dedi ve bende kadına plastiğin yerine geçsem nasıl olur dedim. Tamam dedi.
Ben yere yattım karısını üstüme aldım ve başladım alttan pompalamaya. Kocası arkasına geçti ve açtığım göte rahat bir şekilde giriş yaparak sikişmeye koyulduk. Karısı ise beni hep böyle sikin diye inliyordu. Doldurdun sikinle içimi aşkım diye beni gaza getiriyor kocasına da sik hayatım daha sert sik götümü diye sesleniyordu. Semra birden gözlerini kapattı ve baygın bir halde titreyerek boşalıyordu. Bense daha hızlı pompalamaya başladım ve kadın üstüme yığılmış bir halde sikiliyordu. Bu arada kocası da geliyorum karıcığım diyerek karısının götüne hemen arkasından da bende geliyorum diyerek tekrar Semra’nın amına boşalmıştım. Semra ise kendinden geçmiş bir halde hayatımın sikişini yaşattınız bana diyerek ikimizi birden öpmeye başladı.
Sonramı çok değişik pozisyonlar denedik ve hala deniyoruz..ç..

Benim Çocukluğum 7 (Final)

Fatma teyzeyle aramızdaki engeller yavaş yavaş kalkmaya başlamıştı, uzun bir bekleyişten sonra herşey benim yararıma şekillenmişti.. Ben evdeyken küçük oğlu okulda oluyordu, büyük oğlu şehirdışında, kocası da işinden dolayı çoğunlukla evde olmuyordu.. Aramızdaki tabuları aşmaya başlamışken, herşeyin benim yararıma olması ve onunla daha fazla zaman geçirebilme ihtimalim bile beni heyecanlandırıyordu..
Artık birçok şeyi aşmıştık, hatta ben okuldan çıkarken beni balkonda beklemesine rağmen hiç seslenmiyordu, ben bazen direk ona gidiyordum bazen de eve uğrayıp üzerimi değiştirip öyle yanına gidiyordum.. Evine girdiğim zaman sarılıp öpüyordu yine, dialoglarımızda gelişmişti artık, o bana aşkım, bitanem, biricik oğlum filan diyordu, ben de etkilendiğini bildiğim için ona anneciğim diyordum ve yalnız olduğumuz sürece neredeyse istediğim şekilde takılabiliyordum.. Bazen mutfakta işi oluyordu ya bana birşeyler hazırlıyor ya da beraber yediğimiz şeylerin bulaşıklarını yıkıyordu, ben de arkasından sarılıp anneciğimm benimm bugün ne kadar güzelsin diyerek belini kavrayıp o koskoca kalçasını kasıklarımla buluşturuyordum ve buna öyle alışmıştık ki, ben anneciğim diyerek belini kavradığım esnada o koskoca kalçası kendiliğinden yerini bulmaya başlamıştı.. Önceden hiç giymediği şeyler görüyordum üzerinde, normalde onu hiç göğüs dekolteli birşeylerle görememiştim ama sonradan onları izleyebilmem için gitgide daha da cüretkar kıyafetler seçmeye başlamıştı.. ilaçlarını da günden güne azaltıyordu ve onu daha mutlu görüyordum, benim ona karşı tacizlerim artmasına rağmen bu tacizler zamanla normal karşılanmaya başlamıştı.. Mesela ayakta onu dinlerken ellerimi önce beline koyup sonra kalçasını okşuyordum, otururken yanına sokulup elimi omzundan sallayarak göğüslerini okşuyordum, arkasından sık sık dayanıyordum zaten ve bütün bunlar bizim için artık normal olmuştu fakat ben yüzyüze ve ikimizde tam bir bilinç halindeyken sevişmeye can atıyordum, aynen aylar önce oğluyla onu gördüğüm gibi, bunları kafamdan çıkaramıyordum ve çok çok yol katetmeme rağmen bi adım daha atamıyordum..
Bizim komşular haftada bir birinde toplanıp, standart yurdum ritüellerini gerçekleştirirlerdi ve bu güne Fatma teyze de annem de pek katılmazlardı ama birgün bizim eve gelecekleri zaman Fatma teyze de gelmişti, ben de dışarda yapacak birşey bulamayıp odamda takılıyordum, yaklaşık 10 gündür de Fatma teyzeyle hiçbirşey yapamamıştım.. Ben odamda kitap okurken bi ara annem geldi ”Oğlum Fatma teyzen seni soruyor, gelecek misin ?” dedi.. Anne içerde birsürü kadın var napıcam ben orada sıkılırım gelmek isterse o gelsin dedim.. Bikaç dk sonra geldi.. Ben hemen kapıyı kapatıp ki (el alışkanlığımdır) dönüp ona sarılıp öptüm ayaktaydık ve ben ona sarılmıs vaziyetteydim ellerim o koskoca kalçasını kavramıştı çoktan ve onu kendime doğru çekerek kasıklarımızın buluşmasını sağladım ve öyle sıkı kavramıştım ki onu o koskoca göğüsleri aramızda eziliyordu.. Ben sevinçten ve ergenliğin verdiği azgınlıkla saçmalıyordum onu öyle öpmeye başlamıştım ki, yanakları boynu göğüslerine doğru inerek öpmeler, dudağınan küçük birkaç öpücük.. İlk nefes aldığı fırsatta kendini biraz geri çekerek kısa bir süre şaşkınlık ve hayranlıkla bana baktı.. Hafif gülümsedi ve ” ne oldu sana böyle oğlum? ” dedi.. Hiiç çok özledim sadece dedim.. İçeri gitmeliyim şimdi, yarın okuldan çıkınca bana gel olur mu ? dedi.. (Olur olmasına da buna ne diycem diye aklımdan geçirdim.) Fatma teyze elini kapının koluna doğru uzatırken kendimi tutamayarak arkasından da sarıldım ve vazgeçemediğim o koskoca kalçasının canlı bahis tam arasına yerleştrdm, ellerimle göğüslerini sıkıca kavrayarak boynundan öpmeye başladım, o da kalçasını bana bastırıyordu.. Ne cesaretle bilmiyorum ama o azgınlıkla eteğini yukarı doğru kaldırmaya başladım.. Bunu ikimiz de gerçekten uyanıkken ve tam bir bilinç haliyle ilk kez yapmıştım.. Eteğini basenlerine kadar kaldırarak elimle kalçasını okşamaya başladım.. Doyamıyordum ona.. O eli kapının kolunda öylece benim bırakmamı bekliyordu.. O sırada kapının diğer tarafından gelen sesle irkildik.. Annem ” Oğlum Fatma teyzen orada mı ?”.. Fatma teyze hemen toparlanarak bana döndü, Sana söyledim bu burada olmaz yarın bana gel dedi.. Ben hemen yatağıma geçip kitaba devam ediyor gibi yaptım, Fatma teyze de kapıyı açarak annemle konuştu sonra içeri gittiler.. Ertesi gün sabahtan anneme ”biz bugün arkadaşlarla gezicez, eve geç gelirim merak etme” dedim ve okuldan çıkınca koşar adım Fatma teyzeye gidiyordum, öyle hızlı gitmişim ki ; oturduğumuz binanın birkaç blok ötesinde Ahmetle karşılaştım ve o okula gitmek için evden daha yeni çıkmıştı.. Ne bu acelen diye sordu.. (Anneni sikmeye gidiyorum diyemedim haliyle) Yaa bizimkiler bağa gideceklermiş beni bekliyolardı, o yüzden dedim kaçtım hemen.. Sonra 40 yıllık saf çocuk nasıl olduysa şüphelendi benden şöyle ki ; binalarımız aynı girişleri farklı ve Ahmet bana dönüp dönüp bakınca ben kendi binamızın girişine yürüdüm, binaya girip bikaç dk soluklandım ve çıktım neyse ki Ahmette görünürde yoktu, koşar adımlarla Fatma teyzenin evine çıktım.. Sanki hiç yapmamışım gibi heyecanlanmıştım, zili çalmadan önce kendime üstünkörü bir baktım, ayakkabılarım biraz çamur olmuş, üzerimdeki okul gömleği terden üzerime yapışmış, burnumdan ve çenemden ter damlaları süzülüyordu, bu rezil halimle nasıl geldim diye düşünürken elim zilde ama henüz zili çalmamışken kapı açıldı, ”hoşgeldin oğlum, geçsene içeri ne bekliyorsun” dedi.. İçeri geçtim bana iyice baktı ve ne oldu ne bu halin diye sordu, ben de hiiç ama keşke eve uğrayıp gelseydim dedim.. Kahkaha atarak ”Okuldan annene koşarak geldin değil mi deli çocuk” dedi.. Başımı salladım sadece.. Sen üzerindekileri çıkart çabuk ben sana banyoyu hazırlıycam dedi.. Ben üzerimdeki herşeyi çıkarttm sadece altımdakini çıkartmadım.. Banyoya geçtim Fatma teyze suyun sıcaklığını kontrol ediyordu.. Geldiğimi farkedince ” Su çok güzel oğlum, sen gir hemen, bak şuraya havluyla şampuan bıraktım onları kullanırsın dedi ve banyodan çıktı.. Ben nefesimi kontrol etmeye çalışıyordum artık, suyun altında bir süre dinlendikten sonra, ne kadar da dolu olduğumu farkettim ve ilk kez yüzyüze bu şekilde yapacaksak öncelikle rahatlamalıyım ve ona rezil olmamalıyım diye düşündüm.. O sırada bir gün önce giydiği kilota gözüm ilişti onu alıp koklayarak ve onu düşünerek bir kez boşaldım, sonra duşumu tamamlayıp çıktım, çıktığım zaman şok olmuştum, banyoda dolabın üzerinde benim temiz giysilerim vardı, bunun ne anlama geldiğini anlayamadım ama giyinip çıktım, çıktığımda salona geçtim fakat Fatma teyzeyi göremedim, o sırada mutfaktan sesi geldi ” oğlum gel mutfaktayım” yanına gittim üzerimdekileri göstererek nasıl oldu diye sordum.. Annen anahtarı bana bıraktı ve dedenlere gitti dedi.. Anahtara bakınca benim anahtarım olduğunu anlamıştım, o gün heyecanla o kadar dalmışım ki o ana kadar anahtarımı evde unuttuğumu bile farketmemişim, annem de anahtarımı ortada görünce Fatma teyzeye bırakmış o eve giremez sana zahmet olmazsa arada bi balkondan bak anahtarı ona ver demiş.. Fatma teyze de o anahtarla bahis siteleri bizim eve girip temiz kıyafetler secip getirmiş, masada da iki türk kahvesi vardı.. Güldüm ve peki bunları nasıl hazırladın soğumadılar mı dedim.. ” Hayır, sıcaklar.. Su sesi kesildiği zaman yapmaya başladım.” dedi.. Bu hatun beni çok fazla şımartıyordu, gülümseyip teşekkür ettim, ıslak ve dağınık saçlarımla karşısına oturdum.. Kahvelerimizi ve sigaralarımızı içip konuştuk, sonra oğlum dün sana ne olmuştu öyle dedi gülerek.. Ben de ne yapayım çok özlemiştim dedim.. Ne yani şimdi özlemedin mi dedi.. Ben de her zaman özlüyorum dedim.. Gülüştük..
Hadi içeri geçelim bakalım ne kadar özlemişsin anneni dedi, elimden tutarak yatak odasına götürdü beni ve üzerindekileri çıkartmaya başladı yavaş yavaş, zaten üzerindeki gömleği çıkardığı an sabır noktam çoktan aşılmıştı, daha önce hiç görmediğim siyah dantelli ve çok seksi bi sütyen gördüm ve ona sarılıp öpmeye başladım, sütyeni tutarak bu güzelmiş dedim, farketmene sevindim, senin için almıştım dedi.. Bu hatun beni kesinlikle çıldırtıyordu.. Ben öpmelerime devam ederken o üzerindekileri çıkarmaya devam ediyodu, çıkartmasını engelleyecek kadar abarttığımı farkedemedim, önce üzerimizdekileri çıkarmalıyız değil mi ? diye sordu, ben de pardon dedim ve ben de üzerimdekileri çıkartmaya başladım, ama o beni resmen öldürmek istiyordu, ben ondan sonra soyunmama başlamama rağmen bi çamaşırım kaldı ve o neredeyse hiçbir şey çıkartmamıştı.. Kendini izletti bana bir süre ve sonunda çırılçıplak kaldık.. Ben hemen dudaklarına yöneldim ve sevişmeye başladık, ellerimiz birbirimizin bedenlerinde dolaşıyordu, daha önce defalarca sikmeme rağmen bu daha farklı bir hazdı, her şek**e benim onu istediğim gibi, o da beni istiyordu.. Sonra önüme çöktü ve gözlerimin içine bakarak tek seferde tamamını ağzına aldı, bu müthiş birşeydi.. Birkaç dakika olağanüstü bir oral seskten sonra yatağa uzandı ve bacaklarını aralayarak hadi dedi, başımı o tatlı kadınlığına yaklaştırırken, içime girsene dedi ama o beni yeterince çıldırtmıştı ve sanırım çıldırtma sırası bendeydi, onu dinlemeyerek hemen o etli sıcak ve ıslak amcığını dudaklarımla buluşturdum.. O boşalana kadar da devam ettim, defalarca yalvarmıştı o sırada, sik artık ne olur sik diye.. O boşaldıktan sonra yanına doğru uzanıp göğüslerini yalamaya başladım, sonra doğrulup anneciğim seni nasıl sikmemi istersin şimdi dedim.. Annen değil miyim nasıl istiyorsan öyle sik dedi.. Bu beni daha da fazla azdırmıştı.. Başka bir pozisyon için zaman kaybetmeyi bile göze alamayarak hemen bacaklarının arasında yerimi aldım ve o ıslak amcığının dudaklarına birak kez sürtündükten sonra hemen içine girdim.. Sıcacıksın anneciğimm.. harikasın, diyerek sikmeye başladım, sikerken kendini daha fazla bana verebilmek için elleriyle yatağın demirlerinden tutunarak güç alıyordu ve o koskoca göğüsleri gelişigüzel sallanıyordu, gözlerimiz birbirinden ayrılmıyordu hiç ve yıllarca hayallerimi süsleyen kadını gözlerinin içine baka baka istediğim gibi sikebiliyordum. Bu benim için inanılmaz bir hazdı.. Nasıl anneciğim hoşuna gidiyor mu ? Güzel sikebiliyor muyum seni ? Harikasın oğlum sik sik sadece sik…. Kesik kesik inlemeleriyle tekrar boşaldı.. Bir süre dinlenmek istedi öylece yatıyorduk, sonra bugün seni çok yordum şimdi de sıra bende dedi ve yüzü bana dönük şekilde üzerime çıktı, sikimi eliyle tutarak kendisi o vazgeçemediğim amcığına hizalayarak yavaşça içine almaya başladı ve o kadar hızlandı ki kendimi tutamadım, boşalıcam ben dedim.. Boşal içime şimdi birşey olmaz dedi, ve o hızlı hızlı sikimi güvenilir bahis siteleri içine alırken birdenbire içine boşalmaya başladım, hiç o kadar fazla boşaldığımı hatırlamıyorum, sanki her oturuşunda içine fışkırtıyordum, bana mı öyle geliyor diye düşünürken, ne çok boşaldın sen öyle dedi.. çok hoşuma gitmişti, boşalmama rağmen inmedi ve Fatma teyze de olduğu gibi devam etti, son olarak oğluyla onu gördüğüm pozisyonu istedim, ve bu şekilde söyledim, oğlun seni sikerken nasıl duruyordun önünde, hatırladın mı ? Seni şimdi öyle sikmek istiyorum dedim.. Hiç zaman kaybetmeden istediğim pozisyonu aldı fakat benim de aklımı başımdan aldı bu hatun kadınlığını kullanmayı o kadar iyi biliyordu ki.. Önüme geçip domaldı, düşünsenize koskoca dışa çıkıntılı ve yuvarlak hatlı kalçalar, beli kalçasına göre çok ince, başını yatağa dayamış elleri de başının hizasında, göğüsleri ağırlığından ezilerek yanlardan taşmış, zaten ince olan belini bir de aşağı doğru çekmiş, pürüzsüz ve bembeyaz teninden bahsetmeyeyim bile ve o şekilde benim onu sikmemi bekliyodu, bırakın sikmeyi sanırım izlerken bile boşalabilirdim.. Ellerimi beline doğru götürdüm, beliyle kalçası arasından sıkıca kavrayarak daha da sertleşemeyecek sikimi o tatlı amcığına dayadım ve yavaşça içine girdim, tamamını sokunca o sıcaklığı iyice hissedebilmek için bir süre içinde kaldım, sonra gitgide hızlanmaya başladım, o kadar güzel inliyordu ki sesi hala kulaklarımda, sen ne tatlı bi çocuksun, ne güzel sikiyosun öyle anneni, her zaman sikecek misin, senin o tatlı sikini bırakamam ben diyerek inlemeye devam etti ve aynı şekilde ben de onu çıldırttım, offf anneciğim ne kadar da sıcak, ıslak, dolgun ve daracık bir amcığın var öyle buna bayılıyorum, hele kendini kasarak sikimi amcığında sıkmanı çok seviyorum, anneciğim seni her zaman sikmek istiyorum derken, ikimiz de aynı anda boşalıp yatağa yığıldık, harikaydın oğlum az dinlenelim öbür türlü de yap olur mu dedi.. Tanrım aklımı yitirmek üzereydim resmen bir güne bu kadar zevk çok fazlaydı, defalarca boşalmıştık fakat şimdi de arkasından sikmemi istiyodu, bir süre dinlendikten sonra parmaklarımı amcığında ıslatarak arkasını zorlamaya başladım, girebileceğimi düşündüğüm anda da sikimi ağzına dayayarak, hadi anneciğim birazcık ıslatsana onu şimdi götünü sikicem dedim, birazcık ıslat isteğim, boğazına kadar sokup, dudaklarını sikimin köküne kenetlemesiyle sonuçlanmıştı yine harika yapıyordu bunu ve bir süre daha devam etti, anneciğim gireyim mi artık dedim, eliyle sikimi kökünden kavrayarak ” eğer ağzımdan kurtarabilirsen gir” dedi ve tekrar ağzına almaya başladı, bir süre sonra az miktarda da olsa yine boşaldım ama ağzından çıkarmadı, sonra hadi şimdi gir dedi, bu kez yüzüstü yatağa uzanmıstı ben de üzerine uzandım ama kalçası o kadar büyük olunca o deliği bulup girmek zorlaşıyordu, belinden tutarak biraz kaldırdım ve sikimin başını o daracık götüne soktum ve onu tamamen yatağa bastırdım sadece kalçasını havada tutuyordu, ellerimle kalçasının üzerinden sıkıca kavrayarak arkasında gidip gelmeye başladım, tempomuz harikaydı, içine girerken kendini serbest bırakıyor, çıkarken zaten daracık olan götünü daha da çok sıkıyordu, çok fazla boşaldığım için uzun süre devam ettm ama artık gücüm kalmamıştı, son kez tamamını sokup içine boşaldım ve üzerine yığılıp kaldım.. Bir süre sessiz kaldık, sonra hoşuna gitti mi diye sordu, tabii ki yıllardır hayalimdi dedim.. Güldü ve artık gerçek ne zaman istersen seninim ama aramızda sır dedi, tabii ki dedim..
O günden sonra haftada ortalama 2 kez birlikte olmaya devam ettik, bu ilişki birkaç yıl daha sürdü ve onların şehirdışına taşınmalarıyla son buldu ve o zamandan beridir hala olgun kadınlardan hoşlanıyorum, özellikle bu şekilde role playing aklımı başımdan alıyor..
Kendinize iyi bakın, hayatı yaşayın 🙂

AYÇA – HER ŞEYIN BAŞLANGICI – (1)

Ayça, uluslararası bir şirketin satış-pazarlama bölümünde ürün müdürüydü. Size onu biraz tanıtayım: Doğuştan gelen bir sıcaklığı, cilveli bir havası vardı; fakat kesinlikle hafif bir kadın değildi. 6 yıldır evliydi. Eşi, Tolga da iyi bir firmada çalışıyordu. Çocukları yoktu. Onca koşturmacanın içinde çocuk yapmaya fırsat bulamamışlardı. Şimdilerde bu konuyu sık sık gündeme getiriyorlar, artık zamanının geldiğini düşünüyorlardı.

Ayça 29 yaşında, kısa sarı saçlı, beyaz tenli, uzun boylu, kahverengi gözlüydü. Yüzü çok güzeldi; biçimli ve zarif dudaklar, küçük bir burun. Uzun ve biçimli bacakları, iri kalçaları vardı. Göğüsleri normal boyutlarda ama dimdikti. İş yerinde dozunda bir dişilik sergiler, sürekli diz hizasında veya biraz daha kısa ve dar etekler giyerek biçimli bacaklarını ve sıkı kalçalarını ortaya çıkarırdı. Erkeklerin kendisiyle ilgilendiklerini bilir, bundan tatlı bir zevk alırdı. Yine de hiç bir zaman abartmaz, kimseye ümit vermezdi.

İşi gereği sık sık seyahat eder, özellikle Akdeniz, İç Anadolu ve Doğu Anadolu’ya giderdi. Buralarda genellikle bayi toplantılarına katılırdı. Akşamları bayilerle yemek yemek ve şirket, memleket meseleleri hakkında sohbet işin bir parçasıydı. Ayça sıcak kanlı, hoşsohbet bir kadındı. Bu sayede işini gerçekten iyi yapar, her seyahat dönüşünde mutlaka bir kaç iş bağlamış olurdu.

Anadolu’daki bayiler arasında zaman zaman Ayça’ya özel bir ilgi gösteren, bunu hafiften belli edenler olurdu. Ne de olsa Ayça çok hoş bir kadındı. Fakat Ayça kibarca ve karşısındakini rencide etmeden araya mesafe koymayı iyi bilirdi. Bekarken hızlı bir yaşamı olmasına karşın, evlendikten sonra eşini hiç aldatmamıştı…

Ayça ve Tolga’nın hayatlarındaki her şey Ayça’nın bir Kayseri gezisinden planladığından erken dönmesiyle değişti. Yola çıkmadan önce Kayseri’den Cuma akşamı 19.00 uçağıyla dönmeyi planlamıştı fakat işler umduğundan çabuk hallolmuş, Perşembe akşamı aynı saatteki uçağa biletini değiştirerek İstanbul’a dönmüştü. Havaalanından eve giderken, Tolga’ya dönüşünü haber vermemekle iyi yaptığını, güzel bir sürpriz olacağını düşünüyordu.

Saat 9 civarında oturdukları apartmanın önüne park etti ve kapıyı anahtarıyla açarak, apartmana girdi. Asansörle 4.kata çıktı ve zili çalmadan kapıyı yavaşça açtı. “Bizimki kendisini televizyona kaptırmış, akşam yemeğini unutmuştur”, diye düşünüyordu; kendisi de kurt gibi açtı. Kapıyı açınca biraz şaşırdı çünkü antre ve salon karanlıktı. “Allah allah, Tolga evde değil mi acaba?” diye düşünerek ayakkabılarını çıkardı ve bavulunu antreye bırakarak mutfağa yürüdü. Buzdolabını kapatırken bir an sanki bir ses duydu. Sanki içeride, dipteki odaların birinde birileri konuşuyordu. Meraklanmış, biraz da korkmuştu. Tolga acaba yatak odasında mı televizyon izliyordu?

Ses çıkarmamaya özen göstererek uzun koridor boyunca ilerledi. Yatak odasına yaklaştıkça, içeriden hafif bir ışık geldiğini görüyordu. Gece lambası yanıyordu. Koridordaki birkaç saniyelik yürüyüş sırasında Ayça’nın aklından bin bir türlü şey geçti. Yatak odasında sanki birileri fısıldaşıyorlardı. Kendi kendine, “Benimki tam film gibi oldu. Herhalde az sonra Tolga’yı bir kadınla yakalayacağım”, diye gülümsedi. Böyle şeylerin sadece filmlerde olacağını düşünüyordu ama yine de aklı karışmıştı. Yatak odasının kapısında bir an durakladı. İçeriye paldır küldür girmeden kapının arasından şöyle bir bakmak istedi…

Ayça gözlerine inanamıyordu. Çok sevdiği kocası, kendi yataklarında bir kadınla sevişiyordu. Nefesi daraldı, boğazına bir şey oturdu sanki. Bağırmak istedi, sesi çıkmadı. Gözleri ışığa biraz alışınca, kadını tanıdığını farketti: Mirey.

Aptallaşmış ve kızgınlıktan ne yapacağını bilemez bir şekilde bir süre içeriye bakakaldı. Ne yapacağına, ne yapması gerektiğine karar verememişti. Sonunda kendini topladı, arkasını döndü ve hızla kapıya yöneldi. Antrede durmakta olan bavulunu kaptığı gibi kendini dışarı attı. Kapıyı çarpmayı da ihmal etmedi. Arkasından kimsenin gelmesini istemediğinden koşar adımlarla otoparka gitti, arabasına atladığı gibi hızla bahçeden çıktı.

Bir süre amaçsızca dolaştı. Bir türlü gördüklerine inanamıyor, kafasını toplayamıyordu. Yoksa, hayal mi görmüştü? Saatin neredeyse gece yarısına geldiğini fark edince geceyi geçirecek bir yer aramaya başladı. Yalnız kalmak ve düşünmek istiyordu. Bu yüzden arkadaşlarını filan arayıp, işleri iyice dallandırmak istemedi. Arabasını şehrin merkezindeki büyük otellerden birine sürdü. Resepsiyondaki kıza dalgın bir ifadeyle,

“Emin değilim, herhalde birkaç gece kalırım”, diye cevap verdi ve asansörle odasına çıktı. Odaya girince ne kadar acıktığını fark etti. Oda servisine yiyecek bir şeyler ve kahve siparişi verdi. Cep telefonunu çoktan kapatmıştı; Tolga’nın söyleyebileceklerini duymak istemiyordu. Üstündekileri çıkarıp duşa girdi. Yarım saat sonra biraz kendine gelmişti. Karnı tok, elinde kahve fincanı, boğaz manzaralı penceresinin önündeki koltukta oturmuş, olanları düşünüyordu.

Tolga’yla 6 yıldır evliydi ama evlilik öncesi dönemi de sayınca yaklaşık 9 yıldır birlikteydiler. Bu süre boyunca mutlu bir ilişkileri olmuş, birbirlerini hiç aldatmamışlardı. “Ben öyle sanıyormuşum en azından” diye düşündü. Daha önceden de farkına varmadan aldatılmış olma olasılığı midesini bulandırıyordu. Başka bir kadınla yatan kocasıyla hiçbir şeyi bilmeden ilişkisini sürdürmüş olmak, başkalarını öpen dudaklarının kendininkilere değmesine izin vermek…

Zaman geçtikçe Ayça, Tolga’nın kendisini aldattığı kadını düşünmeye başladı. Mirey, Ayça’nın çalıştığı şirkette önceleri sekreter, sonradan insan kaynakları elemanı olarak çalışan musevi asıllı bir kızdı. Ne yalan söylemeli, Ayça da biliyordu ki, Mirey şirketteki tüm erkeklerin (hatta belki bazı kadınların!) hayalini süsleyen bir esmer güzeliydi.

25 yaşlarında, uzun boylu, uzun siyah saçlı, mavi gözlü, dokunsan patlayacakmış gibi duran iri göğüsleri, biçimli kalçaları ve uzun bacaklarıyla gerçekten arzu uyandırması normal biriydi. İnsan bu kız neden burada çalışır da, gidip manken filan olmaz diye merak etmeden duramazdı. Mirey’i bu denli çekici yapan şeyler hem çok seksi giyinmesi, adeta her fırsatta kendini sergilemesi, hem de buna rağmen çok soğuk ve mesafeli tavırlarıydı. Şirkette kimseyle adı çıkmamıştı.

Ayça’nın en çok şaşırdığı şey Mirey’in henüz 3 aylık evli olmasıydı. Kendisi gibi musevi bir işadamıyla çok yakın zamanda evlenmişti ve Tolga Mirey’i tüm şirketin katıldığı düğünde ilk kez görmüştü. Hatta Ayça’ya “sizin şirkette ne güzel kızlar varmış” diye şaka yapmış, Ayça da “bu şakayı beğenmedim” diye onu hafiften terslemişti. Şimdi aklı almıyordu; nerede samimiyeti ilerletmişler, nerede işi bu noktaya getirmişlerdi? Üstelik kız yeni evliydi ve bunca zaman hiç kimseyle yakınlaşmasını duymamışken, şimdi neden onun kocasıyla birlikte oluyordu? Tolga öyle bir bakışta hayran olunacak yakışıklılıkta bir adam değildi. Düğünde gördüğü kadarıyla İzak (Mirey’in kocası) Tolga’dan daha hoş bir adamdı. Anlayamıyordu…

Ertesi sabah uyandığında kesinlikle işe gitmek istemiyordu. Bir kaç gün yalnız olmak, olanları düşünmek, belki bir takım kararlar almaktı niyeti. Şirketi aradı ve genel müdür yardımcısı Erman bey’e Kayseri’de üşüttüğünü, yataktan kalkamadığını, araya girecek hafta sonuyla birlikte üç gün dinlenirse iyileşeceğini söyledi. Erman bey anlayışlı adamdı. Zaten Ayça’yı hep sevmiş, işini, tavırlarını, sıcakkanlılığını hep beğenmişti. Ayça’ya kendisine dikkat etmesini, ona daha çok ihtiyaçları olduğunu filan söyledi. Telefonu kapattığında Ayça kendisini kesinlikle daha iyi hissediyordu.

“Şu Erman bey ne tatlı adam. Üstelik karısına da ne kadar bağlı” diye düşündü. Böylece yeniden kendini berbat hissetmeye başladı…

Kahvaltıdan sonra odasına döndüğünde bir süreliğine evi terk etmeye karar vermişti. Şimdi hazır Tolga evde yokken eve gidip, kendisine bir süre yetecek kişisel eşyalarını alacaktı. Tolga’ya kısa bir mektup yazarak, her şeyi gördüğünü, kendisini affedip affedemeyeceğini bilmediğini, zamana ihtiyacı olduğunu, vb. şeyleri anlatacaktı. Ne kadar süre için evi terk edeceğini, dönüp dönmeyeceğini, nerede kalacağını, bu durumu kimseye anlatıp anlatmayacağını filan bilmiyordu. “Bir süre otelde kalırım” diye düşünüyordu, “hem güzel bir otelde insan kendini bayağı iyi hissediyor”.

Öğlen civarında eve gitti. Bir suçlu gibi sessizce içeri girdi. Tasarlamış olduğu mektubu mutfak masasında yazdı. Eşyalarını almak için yatak odasına gidince yatağın, yataklarının darmadağın olduğunu gördü. Başının döndüğünü hissetti ve güçlükle yere oturdu. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Dün geceden beri içine atmış olduğu gözyaşları sel gibi akıyordu. O şekilde ne kadar kaldığını kendisi de bilmiyordu. Sonunda kendine geldiğinde, saatin ilerlemiş olduğunu ve Tolga’nın eve gelebileceğini fark etti ve aceleyle eşyalarının bir kısmını valizlere doldurup, apar topar evden ayrıldı. Otele döndü ve resepsiyondaki kıza en az iki hafta daha kalacağını söyledikten sonra odasına çıkıp, eşyalarını yerleştirdi.

Kafası oldukça karışıktı ve olanları birisiyle paylaşmak istiyordu. Biraz tereddüt ettikten sonra Piraye’yi aramaya karar verdi. Yaklaşık iki saat sonra Piraye’yle akşam yemeği yemek üzere kalabalık Cuma akşamı trafiğinde Boğaz yolunda ilerliyordu. Piraye duyduklarına çok fazla şaşırmamış, kendi deyimiyle, erkek milletinden böyle şeylerin her zaman beklenebileceğini söylemişti.

Piraye, Ayça’nın liseden beri arkadaşıydı. Üniversite son sınıftayken üç yıldır çıktığı Hakan’la evlenerek herkesi şaşırtmıştı. Fakat evlilikleri kısa sürmüş, ikibuçuk yılın ardından boşanmışlardı. Evliliklerinin son altı ayında ikisi de birbirlerine olan sadakatlerini kaybetmişler ve aldatmışlardı. Boşandıktan sonra Piraye özgür bir hayatı seçmiş, bir dönem nerede akşam orada sabah, bohem bir yaşayış tarzını benimsemişti. Bir daha asla evlenmeyeceğini söylemiş, ancak seks konusunda kendini sınırlamamıştı. Dikkat çekici bir kumral güzeli olduğundan etrafında her zaman çok sayıda erkek olmuş, o da açıkçası kendini onlardan pek sakınmamıştı. Tüm dikkatine karşın, iki kez hamile kalmış ve kürtaj olmuştu.

Piraye, çok hızlı yaşanan beş-altı yılın ardından hız kesmişti. Uzun süre birlikte olduğu bir erkek arkadaşı olmamış, kısa aralıklarla sevgili değiştirmişti. Ayça bunun belki biraz da Piraye’nin içindeki bir çeşit tatminsizlikten kaynaklandığını zaman zaman düşünmüş, ancak bundan Piraye’ye hiç bahsetmemişti. Piraye gönül işlerinde erkeklere de, kadınlara da güvenilmemesi gerektiğini, tekeşliliğin insanın doğasına aykırı olduğunu, belki ancak yaşlanıp, cinsel güdüleri sönünce, yalnız yaşamamak için birisiyle birlikte olabileceğini söylerdi hep.

Ayça, bu görüşlere bugüne dek hemen hiç katılmamıştı. Tolga’yla gayet iyi bir evlilikleri vardı ve Piraye’nin Hakan’la evliliğinde mutluluğu yakalayamadığı için böyle iddialar ortaya attığını düşünürdü. Fakat artık ne düşünmesi gerektiğini bilmiyordu. Piraye’nin tezlerinin en azından erkeklerle ilgili kısmı doğrulanmış gibiydi…

Ayça, kalabalık lokantada tek başına oturmuş Piraye’nin gelmesini beklerken kendisini çok yalnız hissediyor, fakat bundan pek de rahatsızlık duymuyordu. Kendini bekar veya dul bir kadın gibi diğer erkeklerin sözde çaktırmadan, veya yanlarında erkekleri olan kadınların potansiyel bir tehditmiş gibi bakışlarına muhatap hissetmiş ve bu da belli oranda hoşuna gitmişti. Güzel bir kadındı ve yanında Tolga varken de onunla ilgilenen erkekler olurdu. Ancak ne yalan söylemeli, Ayça bu tip durumlarla pek ilgilenmezdi. Gururu okşanmasına rağmen, karşılık vermezdi. Evlilikte sadakate inanırdı. Şimdi tüm olanları düşündükçe, bunu hak edecek ne yaptım, diye üzülmekten kendini alamıyor, içten içe Tolga’ya büyük bir öfke duyuyordu.

“Hey, ne düşünüyorsun böyle arpacı kumrusu gibi?”

Piraye’nin geldiğini fark etmeyen Ayça birden düşüncelerinden uzaklaştı ve ayağa kalkıp arkadaşına sarıldı. Piraye’yi epeydir görmemişti ve onu ne kadar özlemiş olduğunu fark etmişti. Ceketini sandalyenin arkasına geçiren Piraye arkasına yaslandı ve gülümseyerek Ayça’ya bakmaya başladı. Gerçekten çok şık giyinmişti canlı bahis ve kendinden son derece memnun bir hali vardı.

Piraye işten geliyordu ve onu tepeden tırnağa şöyle bir gözden geçirince, ne kadar seksi giyindiğini fark etti. Kısacık siyah bir etek; seksi ince topuklu rugan ayakkabılar; beyaz, göbeği açıkta bırakan, hafif göğüs dekolteli bir body ve siyah bir ceket. Piraye bir reklam ajansında çalışıyordu ve reklamcılık camiasında insanlar kesinlikle finans dünyasındakiler gibi giyinmiyorlardı. Fakat yine de Ayça merakına engel olamadı:

“Söylesene Piraye, bu giysilerle nasıl rahat çalışabiliyorsun? Hiç bir şey yapmasalar, akşama kadar seni bakışlarıyla taciz ediyorlardır.”

“Kızım önemli olan kimin beni istediği değil, benim kimi istediğim. İsteyen istediği kadar baksın. İpler her zaman benim elimdedir.” İşte tam boşandıktan sonraki Piraye yaklaşımı. Hep vamp, hep kararlı, kendinden emin.Daha sonra. Yemeklerini yerken….

“Son zamanlarda var mı birisi hayatında? Hani bir çocuk vardı epeydir sana kur yapan. Ne oldu o?”

“Metin mi? Onunla bir ay filan çıktık. Aslında çok iyi biriydi. Ama pek bana göre değildi. Onun niyeti ciddiydi, hani neredeyse evlenme filan teklif edecekti. Yine de ondan hoşlanmıştım. İyi vakit geçirmiştik, yatakta da gayet ateşliydi. Ha ha ha…”

“Çok ayıp. Hem umut verip, hem de onu terk mi ettin?”

“Evlenecek değildim ya! Çok bile dayandım. Adam resmen gelip benim evimde yaşamaya kalktı. Her şeyimle ilgileniyordu. Evi topluyordu, bana yemekler pişiriyordu. Hatta dolaplarımı filan düzeltiyordu. Resmen aşıktı bana. Biraz benim de hoşuma gitti bunlar. Birinin seni kollaması, hayatını kolaylaştırması hoş bişey. Fakat sınırı belirlemek lazım. Ben de ona uysam, hemen roller değişir, beni sahiplenmeye, her şeye karışmaya başlardı. ‘Bak Metin’ dedim, ‘Benim kötü bir huyum var. Aşık olamıyorum. Ve insanlardan çabucak sıkılıyorum. Benimle uzun bir ilişki yaşayamazsın. Böyle devam edemeyiz. En iyisi yol yakınken ayrılalım. Senden gerçekten hoşlandım. Arada sırada yine buluşup, bişeyler yaparız. Hem böylesi daha güzel olur.’ Ve ayrıldık. Sonradan da bir iki defa buluştuk gerçekten. Bir gece onun evinde bile kaldım. Şimdi sanırım birisiyle çıkmaya başladı. Aramıyor. Onun için sevindim.”

“Ne zamana kadar böyle yaşayacaksın? Hep kaçan, hep kendini sakınan, yalnız kadın olmaya devam edeceksin?”

“Her zaman. En azından şimdiki ben olduğum sürece. Gördün işte beraberliğin seni ne hale getirdiğini. Adama güvendin, her şeyini ona verdin, o da gitti personeldeki kızla yattı.”

“Böyle söyleme. Henüz çok yeni herşey. Çok kırgınım.”

“Seni üzmek için değil, gerçekleri gör diye böyle konuşuyorum. Artık boşanır mısın, ayrı mı yaşarsın, ne yaparsın bilmem. Ama lütfen Tolga’yı biraz aklından çıkar. Gençsin, güzelsin, hayatını yaşa.. Gör bak, kendini nasıl özgür, nasıl güçlü hissedeceksin.”

“Kolay değil Piraye. Bunca yıldır onunlayım. Ondan önce çıktığım çocuğun yüzünü bile hatırlamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum. Hemen boşanma davası filan açmak istemiyorum. Boşanmak isteyip istemediğime emin değilim. Her şeyin bir açıklaması olmalı. Neden böyle yaptı, nerede hata yaptık?”

“Hiçbir yerde. Ya da baştan hataydı hepsi. Tüm evlilikler böyledir Ayça. Tolga’ya çok kızmıyorum ben. O sadece cesur davrandı. Seninle sevişirken hoşuna giden kızları becerdiği fanteziler kurmadı. Gitti, gerçekten becerdi. Kız güzel mi bari?”

“Evet, güzel. Şirketteki erkeklerin hepsi ona bayılıyorlar. Off Piraye, hiç aklımdan çıkmıyor. Nasıl da öpüşüyorlardı. Sanki hayatında ben hiç olmamışım, yıllardır sevgililermiş gibi. Düşündükçe kahroluyorum. Üstelik o da evli. Hem de çok yeni evlendi. Kocası da Tolga’dan hem daha yakışıklı, hem de zengin biri.”

“İlginç. Kız belki de nemfomanyaktır. Yine de şaşırmıyorum, bu işler böyle işte. Kendine işkence edip durmasana! İntikam istiyorsan, sen de git onun kocasıyla yat.”

“Daha neler? Olacak şey mi bu?”

“Neden olmasın? Baksana adam da yakışıklıymış. Bir taşla iki kuş!”

“Anlaşıldı, senin niyetin dalga geçmek.”

“Ne münasebet! Gayet ciddiyim. Çaktırmadan bak, şu çaprazımızdaki masadaki adamlar yarım saattir bizi kesiyorlar. Bence hoş tipler. Ne dersin, bir şans verelim mi?”

“Nasıl yani, ne diyorsun sen şimdi? Tanımadığımız adamlara ne şansı verecekmişiz?”

“Kendilerini gösterme şansı. Bazen böyleleri acayip iyi çıkar.”

“İnanmıyorum sana Piraye. Sen şimdi bana daha önceden böyle yabancılarla birlikte olduğunu mu söylüyorsun?”

“Biri-iki maceram oldu. Ne var ki bunda, adı üstünde macera işte! En fazla ne kaybedersin? Merak etme, her önüme gelenle birlikte olmuyorum. Acayip seçiciyim. Korkma, kimin ne olduğunu anlarım. Bunlardan zarar gelmez bize.”

“Şaşırtıyorsun beni Piraye! Kusura bakma ama ben senin kadar hızlı değilim. Şurada yemek yiyip, dertleşelim dedik. Maceralarını ben yokken yaşa.”

“Tamam tamam, kızma hemen. Nasıl istersen. Göreceksin hak vereceksin bana zamanla. Tamam, seni yönlendirmeye çalışmayacağım. İstediğin gibi düşün, kararlarını kendin ver. Senden tek istediğim Tolga’yı aklına takmaman. Bir de hemen yarın eşyalarını toplayıp bana taşınman. Şu an sana en son gereken şey yalnız kalmak.”

“Sanırım haklısın. Biraz değişiklik bana iyi gelir. Hem eski günlerdeki gibi eğleniriz. Kız kıza…”

Böylece hemen ertesi sabah Ayça Piraye’nin evine yerleşti. Artık işine oradan gidip geliyor, kimseye de Tolga’dan ayrı yaşadığını söylemiyordu. Ailesine bile durumu bildirmemişti onların bitmek tükenmek bilmeyecek sorularına, yorumlarına katlanacak gücü yoktu. Evden ayrılışının üzerinden bir hafta kadar geçmişti ki, Tolga aradı bir akşam. “Sesi mutsuz ve yorgun geliyor” diye düşündü Ayça. Terk edildiği için mutsuz olması hoşuna gitmişti. Fakat neden yorgundu? Geceler boyu Ayça’yı düşünmekten mi yorulmuştu? Belki de yokluğunu fırsat bilip Mirey’le sürekli birlikte oluyorlardı. Bu yüzden yorgun olamaz mıydı?

– “Kusura bakma Tolga. Seninle konuşmak istemiyorum. Sana çok kızgınım ve kırgınım.”

– “Dinle beni Ayça. Bir hata yaptım. İnkar etmiyorum. Bir hataydı işte, anla lütfen. Ne olur yüz yüze konuşalım. Hatamı telafi etmek istiyorum.”

– “Demek kabul ediyorsun beni aldattığını. Güzel. Seni böyle kolay affedeceğimi nereden çıkarıyorsun? İnanmıyorum sana Tolga. Bu kadar basit mi her şey? Günlerdir soruyorum kendime, neden, neden…Neden aldattın beni? Neyimiz eksikti? Neyini tatmin edemedim senin?”

– “Ayça, yanlış şeyler düşünüyorsun. İnan bana, herşey benim hatam değildi.”

– “Ne demek şimdi bu? Ne anlatmak istiyorsun?”

– “Seni aldatmayı hiç düşünmemiştim. Bunca yıldır. İnan bana. Herşey çok ani oldu.” “Söylesene Tolga, ne zaman başladınız Mirey’le kırıştırmaya? Nasıl bu kadar ilerlettiniz muhabbeti?

– “Bana inanmayacağını biliyorum ama olanlar benim suçum değildi. En azından büyük bir kısmı. Sen Kayseri’ye gitmeden 1 hafta kadar önce bir akşam sana sürpriz yapmak için ofisinize gelmiştim. Kapıdaki güvenlikçi beni tanıdığından içeri girmeme izin verdi. Sizin katta kimse yoktu. O saatte çıkmış olamazdın. Sekretere sordum. Ofis çalışanlarının katıldığı bir yemeğe gittiğini söyledi. Önce Erman bey’le bir müşteriye uğrayıp, oradan da yemeğe katılacakmışsınız. Çaktırmadım ama biraz sinirlendim. O Erman bey’in öteden beri sana asıldığını biliyorum…”

– “Dur bir dakika. Erman bey evli bir adam ve bana asılmıyor.”

– “Sen öyle san. Kaç defa farkettim sana nasıl baktığını. Neyse, işte onunla çıktığını öğrenince epey bozuldum. Sürprizim de mahvolmuştu. Çıkıp eve gitmeye hazırlanıyordum ki, onu gördüm.”

– “Mirey’i?”

– “Evet. Düğünden tanışıklığımız olduğundan merhabalaştık. Havadan sudan biraz konuştuktan sonra bana benim de yemeğe mi katılacağımı sordu. Katılmayacağımı, aslında bundan haberim de olmadığını söyledim. Onun eşi de bir iş yemeğine gidecekmiş. O zaman biz de yalnız yemeyelim, birlikte yemeğe çıkalım dedi. Kabul ettim. Dediğim gibi sana da kırılmıştım. Mirey’le bir akşam yemeği yiyerek intikamımı almış olacaktım. Bunu da sana sen Erman bey’le gittiğin yemeği anlatana kadar söylemeyecektim.”

– “O yemeği tamamen unutmuşum. Tolga bu kıskançlığın aptalca. Erman bey şirketin genel müdür yardımcısı. Ben de ürün müdürüyüm. İş dışında aramızda hiçbir şey olmadı ve olamaz da.”

– “Her neyse. İşte o akşam Mirey’le yemeğe çıktık. Hafif bir yemek yedik ama o nedense gereğinden çok içti. Kısa sürede çakırkeyif oldu ve bana hiç beklemediğim şeyler anlatmaya başladı. Eşi İzak’la evleneli henüz 2-3 ay olmuştu ve bu süre zarfında İzak ona neredeyse hiç yaklaşmamıştı. Bir iki kez başarısızlıkla sonuçlanan girişimden sonra seks yapmayı denemeyi tamamen bırakmışlardı. Evlenmeden önce de hiç sevişmemişlerdi. Mirey bana bakire olmadığını, evlenmeden önce oldukça hızlı bir hayat yaşadığını söyledi. Bu durumda kocasıyla olan problemin sorumlusu kendisi değilmiş, vb. bu tarzda bir sürü şey anlattı.”

– “Maaşallah. Pek açık sözlüymüş.”

– “Ben de çok şaşırmıştım. İnan bana ona hiç çanak tutmadım. Hatta sarhoş olduğunu anlayınca artık onu evine bırakmayı teklif ettim. Sonra da evine bıraktım.”

– “O gece birlikte olmadınız mı yani? Bu kadar muhabbetten sonra?”

– “Hayır, ne münasebet! Sonraki 1 hafta içinde beni 1 kez telefonla aradı işyerinden. O gece fazla içtiğini, dertleşmeye ihtiyacı olduğunu, bu yüzden bana açıldığını, kendisini herkesle yüzgöz olan biri olarak görmemi istemediğini filan söyledi. Senin Kayseri’ye gittiğin gün beni yine aradı. Senin iş için Kayseri’ye gittiğini bildiğini, kendisinin de o akşam yalnız olduğunu, istersem 1 hafta önceki yemeğin rövanşını yapabileceğimizi, bu sefer içmeyeceğini söyledi. Epey tereddüt ettim ama sonunda kabul ettim.”

– “Neden? Kızın niyeti gayet açık değil mi? Sana resmen asılmış!”

– “Bu tip olaylara alışık olmadığım için tavırlarını yorumlayamadım. Yemekten bir şey olmaz dedim.”

– “Kabul et, Tolga. Mirey güzel bir kadın. Onun sana kur yapması hoşuna gitti!”

– “Emin değilim, olabilir belki de. Her neyse. O akşam Profilo’daki bowling salonuna gittik. Bowling oynadık ve hamburger yedik. 1 hafta öncekinin tersine bu kez özel şeylerden bahsetmedi ve çok neşeliydi. Onu evine bıraktım. Ertesi akşam işten erken döndüm. Senin o gece geleceğini bilmiyordum. Televizyon seyredip, biraz kitap okumayı düşünüyordum. Saat 7.5 gibi kapı çaldı. Mirey gelmişti. Çok şaşırmıştım. Bana adresi şirketten aldığını söyledi. Canının çok sıkıldığını, benimle bir kahve içmek istediğini söyledi. Henüz 5-10 dakika oturmuştuk ki, ansızın benimle sevişmek istediğini söyledi.

Kaç zamandır cinsel açlık çektiğini, çok güzel bir kadın olduğu için istediğiyle birlikte olabileceğini fakat asla böyle bir şey düşünmediğini, ama benden çok etkilendiğini anlattı. Ayrıca kocasının ilgisizliği yüzünden kendinden de şüpheye düştüğünü ve kendine olan güvenini yeniden kazanmak istediğinden söz etti. Bir yandan da soyunuyordu. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Sen de biliyorsun Ayça, o güzel bir kadın ve karşımda soyunup, benimle sevişmek istediğini söyleyince karşı koymam çok zordu.”

– “Ama imkansız değildi. Ah erkekler. Hepiniz aynısınız. Neden onu kapı dışarı edip, her kuşun etinin yenmeyeceğini söylemedin?”

– “Yapamadım. Çok üzgünüm.” “Peki hala birlikte oluyor musunuz?”

– “Hayır. O gece ilk ve tekti. Yemin ederim anla beni. Seni seviyorum. Dön artık evimize.”

– “Herşeyi anlattığın için seni affedeceğimi mi sanıyorsun Tolga? Olanları sindirmem kolay değil. Zaman gerekir. Belki zaman da yetmeyebilir. Ama şu an eve dönmeye niyetim yok. Bu anlattıklarından sonra senin ne kadar zayıf ve iradesiz olduğunu düşünmeye başladım. Dönemem.”

– “Peki. Sen bilirsin. Sana istediğin kadar zaman veriyorum. İyice düşün. Birlikte yaşadıklarımızı, güzel günlerimizi düşün. Her insan hata yapabilir Ayça. Affedebilmek erdemdir. Seni zorlamak istemiyorum. Kararını kendi kendine ver. Senden ricam o Piraye şıllığından akıl alma sakın.”

– “Ne demek şimdi bu? Ne biçim konuşuyorsun?”

– “Piraye’nin ne mal olduğunu gayet iyi biliyorum. Onu da uzun zamandır tanıyorum. Hakan’la ilişkilerinin nasıl bittiğini sen benden iyi bilirsin.”

– “İkisi de bahis siteleri hatalıydı.”

– “Bence suç %80 Piraye’deydi. Neyse. Ona güvenmiyorum ve onun bizim ilişkimiz hakkında fikir beyan etmesini, sana akıl öğretmesini istemiyorum. Bir süre kendini dinle. İnanıyorum sonunda bana hak vereceksin ve evimize döneceksin. O zamana dek bekleyeceğim seni Ayça.”

Ve böylece bitti telefon görüşmesi. Ayça altüst olmuştu. Mirey resmen kocasını baştan çıkarmıştı. Tolga da büyük zaafiyet göstermiş, bunca yıllık sadakatinin belki de aldatma fırsatı çıkmamasından kaynaklandığını kanıtlamıştı. Bütün bunlara inanamıyordu. Akşama Piraye’yle herşeyi konuşmak istiyordu. O erkekleri daha iyi tanıyordu şüphesiz. Hem Tolga’ya bu konuda hiçbir söz vermemişti.

Ayça’nın Tolga’yla yapmış olduğu konuşmayı tüm ayrıntılarıyla dinleyen Piraye fazla bir yorum yapmadı.

– “İyi o zaman, dinle kendini. Bu arada biz de eski günlerdeki gibi kız kıza eğlenelim”, dedi.Bunu takip eden birkaç hafta boyunca Ayça kendini gayet iyi hissetti. Tüm bu olaylar olmamış gibi işine gitti. Kimseye birşey anlatmadı. Mirey yıllık izinde olduğundan hiç karşılaşmadılar. Böyle bir karşılaşma olasılığı bile Ayça’yı rahatsız ediyor, ne diyeceğini, ne yapacağını bilemiyordu. Akşamları Piraye’yle güzel yerlere yemeklere gittiler, haftasonları yürüyüşler yaptılar, bol bol film izlediler, hatta yıllık izinleri eşzamanlı alıp birlikte güneye tatile gitmeyi planladılar.

– “Harika olacak”, diyordu Piraye. “Çok güzel bir tatil köyü orası, bütün gün güneşlenir, denize gireriz. Akşamları da çılgınlar gibi eğleniriz. Eminim çok çekici erkekler vardır orada. Hem de değişik milletlerden. Laf aramızda ben bugüne dek hiç yabancı bir erkekle yatmadım. Sen?”

– “Elbette hayır! Daha neler? Hem ben tatilde gönül maceraları yaşamayı düşünmüyorum. İyice dinlenmeli ve bol bol kafa dinlemeliyim. Vermem gereken kararlar var. Tatil dönüşü Tolga’yla konuşacağım. Bu şekilde devam etmek ikimiz için de doğru değil.”

Böylece Ayça ve Piraye 1 hafta sonraya izinlerini aldılar, rezervasyonlarını yaptılar. Tatil yaklaştıkça heyecanlanıyor, sanki ilk kez tatile çıkacakmış gibi içleri içlerine sığmıyordu…

Günlerdir beklenen tatilin başlamasına 2 gün kala gelen bir haber Ayça ve Piraye’nin tüm tatil planlarını altüst etti. Ayça çok önemli bir toplantı için Adana’ya gitmek zorundaydı. Erman bey ıkına sıkına Ayça’dan özür dilemiş, bu toplantının çok önemli olduğunu, toplantıda alınacak kararlara göre önümüzdeki yılın bütçesinin oluşturulacağını haber vermişti. Diğer tüm katılımcılar için toplantı tarihi en uygun tarihti ve merkezi temsilen toplantıya katılması gereken Ayça’nın tatil planı genel müdür Rıfat bey’in pek umurunda değildi. Erman bey tatil meselesini Rıfat bey’e açtığında,

– “Ayça tatile 2-3 gün geç çıksın, 1 hafta geç döner”, demiş ve konuyu kapatmıştı.

Ayça durumu Piraye’ye anlatınca, Piraye tatili iptal etmeyi önerdi.

– “Benim tatil tarihlerimi değiştirip ileri almam mümkün değil, rezervasyonu iptal edelim, sen Adana’dan dönünce birlikte birkaç günlüğüne Şile’ye filan gideriz”, dedi. Fakat ikisi de farkındaydılar ki, bu tatili çok istiyorlardı ve Piraye’nin çözümü kimseyi memnun etmeyecekti. Bunun üzerine Ayça, Piraye’nin tatile tek başına gitmesini, kendisinin de Adana’daki toplantıdan sonra direkt Antalya’ya geçip ona katılmasını önerdi.

– “Hem 2-3 gün tek başına olursan, belki o çok merak ettiğin çekici erkeklerle tanışma şansın artar. Ben gelince de 4 gün birlikte tatil yapmış oluruz”.

– “Bilmiyorum Ayça. Peki sana 4 gün tatil yetecek mi?”

– “Benim fazladan 1 haftam daha olacak, Rıfat bey öyle söylemiş. Eğer tatilköyünden memnun kalırsam, tatilimi uzatırım.”

Böylece plan revize edildi ve Piraye kararlaştırdıkları gibi Cumartesi sabahı Antalya’ya gitti. Ayça da o gün tatil alışverişini yaptı, valizlerini hazırladı ve Pazar günü Adana’ya uçtu. Dönüşte İstanbul’a uğramamak için tatil eşyalarını da yanına almıştı.Pazar gecesi geç saatte otele yerleşen Ayça, duşunu alıp oyalanmadan yattı. Pazartesi ve Salı günleri toplantıda geçecekti ve iyice dinlenmek istiyordu.

Ertesi sabah erken kalkan Ayça kahvaltıya inmeden önce odasındaki boy aynasında kendisini inceledi. Bayi toplantılarında hemen her zaman tek kadın kendisi olurdu ve tecrübelerinin ona öğrettiği bir şey varsa, bir sürü Anadolu bayisinin aralarında hoş bir kadın olmasından çok memnun olduklarıydı. Ona her zaman çok kibar davranırlar, bir dediğini iki etmezlerdi. Ayça her toplantıdan sonra İstanbul’a koltuğunun altında yeni sözleşmeler ve bir sürü alım taahhüdüyle dönerdi. Erman bey onun bayi toplantılarındaki başarısını etrafındakilere hep hayranlık dolu sözlerle ifade eder,

– “İnsanın Ayça gibi ürün müdürü olursa hayatta sırtı yere gelmez”, derdi.

O sabah Ayça aynanın karşısında bütün bunları aklından geçirirken, mini eteğinin iyice ön plana çıkardığı biçimli bacaklarını, diri kalçalarını, güzel yüz hatlarını dikkatle süzüyor,

– “Tolga’nın beni Mirey kaltağıyla aldatmasına hala inanamıyorum”, diye düşünüyordu.Ayça kahvaltı salonunda önceden tanıdığı bazı bayilerle karşılaştı; Mersin bayii Sadık bey, Tokat bayii Murat bey ve Denizli bayii Salih bey. Hepsi onu gördüklerine sevinmişlerdi.

– “Özlettiniz kendinizi Ayça hanım, şu toplantılar da olmasa vallahi yüzünüzü göremeyeceğiz”, diye takılıyorlardı. Salih bey,

– “Kaç defa davet ettim sizi Pamukkale’ye, ‘gelin size güzel bir haftasonu yaşatalım’ dedim. ‘Pamukkale’miz nefistir, otellerimiz 1.sınıf, pişman olmazsınız’ dedim. Ama sizden ses soluk çıkmadı”, diye sitem etti.

– “Hep aklımda Salih bey, hep istiyorum. Hatta geçenlerde bir arkadaşıma da sözettim. Bir fırsat bulsak, inşallah geleceğiz.”

– “Tabii, tabii. Arkadaşlarınızı da getirin. Hep birlikte eğleniriz.”

Gerçekten de Ayça bu öneriden Piraye’ye söz etmişti. Piraye,

– “Amaan, boş versene. Anlattığına göre kıro herifler. Bunlar kesin bize asılırlar orada.” diyerek ciddiye almamıştı Ayça’yı.

Kahvaltıdan sonra hep birlikte toplantı salonuna geçtiler. Yaklaşık 30 kadar bayi salonda yerlerini almışlardı. Çoğunu önceden tanıyordu Ayça. Aralarında ilk kez gördüğü 7-8 kişi de vardı. Hepsiyle selamlaştı, tanıdıklarına hal hatır sorup gönüllerini aldı. Bu işte insan ilişkileri, karşındakine değer verdiğini belli etmek (en azından öyle görünmek) hayati önemdeydi. Bu konularda Ayça’nın doğuştan gelme bir yeteneği vardı.

Toplantı sırasında çaktırmadan etrafını inceleyen Ayça sık sık kaçamak bakışlarla karşılaşıyordu. Bu bakışların bir kısmı dostça, rahatsız etmeyen bakışlardı. Mesela Zonguldak bayii Faruk bey’inki bu kategoridendi. Faruk bey şirketin en eski bayilerindendi. Şirketle daima iyi ilişkileri olmuş, yaşı gereği Ayça’ya hep babacan tavırlarla yaklaşmıştı. Şirketin işleyişi, bayi beklentileri gibi konularda ondan çok şey öğrenmişti Ayça. Gülümseyerek Faruk bey’i selamladı.

Bir de şu ismini bilmediği yeni Sivas bayii, ya da Mersin bayii Sadık bey gibi bakışlarını pek beğenmediği adamlar vardı. Sanki dostça ya da merakla değil, dişiliğine gösterdikleri ilgiyle süzüyorlardı onu. Sadık bey zaten her zaman ona aşırı bir ilgi gösterir, yemeklerde filan yanına oturur, fırsat bulsa hemen yılışacak bir izlenim verirdi. Üstelik Sadık bey bildiği kadarıyla evli bir adamdı. Ah erkekler…

Ayça toplantıdan sonra odasına çıkıp uzandı. Akşam yemeğini hep birlikte şehrin ünlü bir lokantasında yiyeceklerdi. Biraz kestirip, duşunu alıp hazırlanacaktı. Sekizde lobiden alacaklardı onu. Bu arada resepsiyonu arayıp, Çarşamba sabahı Antalya otobüsüne rezervasyonunu yaptırmayı unutmadı. Bir aksilik olmazsa öğlene tatil köyünde olacaktı. Yatağında uzanmış, uyku uyanıklık arası tatili düşünürken, Piraye’nin birileriyle tanışıp tanışmadığını merak etti. Belki de onun gibi olmak lazım diye düşündü; hiçbir şeyi düşünmeden kendini koyuvermek, hayatı sürekli bir macera arayışı olarak yaşamak…

Saat tam sekizde lobiye indi. Hemen herkes oradaydı, Ayça da gelince hemen taksilerle yola çıktılar. Ayça o akşam son derece şık, tekparça-omuzlardan askılı siyah bir gece elbisesi giymişti. Bu elbise acaba ortama fazla mı kaçar diye düşünmüş ama sonunda yine de giymeye karar vermişti. Dizüstü eteği, hafif göğüs dekoltesi, ince topuklu ayakkabıları, omzunda beyaz şalı ve küt kesimli sarı saçlarıyla gerçekten tüm dikkatleri üzerinde toplamıştı.

Takside yine hep olduğu gibi Sadık bey yanında oturuyordu. Çaktırmadan bacaklarını süzmesi Ayça’nın hoşuna gitmiyordu. Sadık bey 45 yaşlarında, orta boylu, göbekli, saçları büyük ölçüde dökülmüş, hiçbir çekiciliği olmayan, tipik bir Anadolu bayisiydi. Yaklaşımları hoşuna gitmese de adam şirketin sevilen, en çok satış yapılan bayilerindendi.

Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra şehrin biraz dışındaki lokantaya ulaştılar. Önceden hazırlanmış masalara yerleştiklerinde Ayça gruptaki tek kadın olduğu için kendini biraz tuhaf hissediyordu. Rahatsız değildi ama yine de garibine gidiyordu. Daha önceleri de bayi toplantıları hep böyle olurdu ama nedense bu kez bu durum daha bir gözüne batmıştı.

Masalar büyük bir dikdörtgen şeklinde yerleştirilmişti. Ayça tam ortaya, başköşeye oturtuldu. İki yanına Ankara bayii Hayri bey ve Rize bayii Ahmet bey oturmuşlardı. İkisiyle de fazla samimiyeti yoktu Ayça’nın. Biraz canı sıkılmıştı;

– “keşke Faruk bey’in yanına otursaydım” diye düşünüyordu. Herkes acıktığından bir süre kimse pek sohbet etmedi kendini yemeğe verdi. Ayça adeti olduğu üzere yemeğin yanında beyaz şarap içiyordu. Böyle zamanlarda en fazla 2 kadeh içer, bu da onu çakırkeyif yapmaya yeterdi. Fazlasını istese de içemezdi, bünyesi içkiye karşı dayanıksızdı.

– Bir süre sonra karınların doyması ve içkinin de etkisiyle herkeste bir gevşeme, rahatlama oldu; ortam neşelendi. Ayça da Hayri bey’le satışların artırılması üzerine hararetli bir tartışmaya daldı. Bir ara Ahmet bey’le de ilgilenmek için sağına döndüğünde yanında Sadık bey’in oturmakta olduğunu gördü. Sadık bey samimi bir tavırla rakı kadehini Ayça’nın kadehine vurarak,

– “Hadi bakalım sağlığınıza ve güzelliğinize içelim Ayça hanım, bu akşam göz kamaştırıyorsunuz”, diye yılıştı. Ayça hafifçe gülümseyerek teşekkür etti. İçinden

– “Buldu yine beni sırnaşık şey”, diye geçirdi. Kendisi için zoraki bir sohbete giriştiler. Sadık bey sürekli konuşuyor, konuşurken konudan konuya atlıyordu. Tam şirketin pazarlama stratejisini tartışmaya başlamışken, birden nasıl oluyorsa Sadık bey’in çocuğunun kolejlere giriş sınavını konuşurken buluyordu kendilerini Ayça.

– Laf lafı açtı, Sadık bey kadehleri peş peşe yuvarladı, ama bana mısın demedi. Sanki hiç içmemiş gibiydi. Bu arada Ayça’nın da kadehi boş durmuyordu. Bazen tüm karşı koymalarına aldırmadan Sadık Bey kadehini yeniliyor, bazen de masa masa dolaşan bayilerden biri kaşla göz arası elindeki şişeden takviye yapıyordu. İpin ucunun kaçmaya başladığını fark eden Ayça izin isteyip tuvalete gitti. Yüzünü gözünü yıkamak, biraz kendini toparlamak istiyordu. Aynada gözlerinin çakmak çakmak baktığını görüp,

– “Tamam Ayça. Bu kadar yeter. Artık daha fazla içmeyeceksin. Yoksa düpedüz sarhoş olacaksın”, diyerek makyajını tazeledi ve salona döndü.

Salonda iyice sarhoş olan bayilerin kahkahaları yankılanıyor, sigara dumanından insanın gözleri yanıyordu. Ayça masasına ilerlerken adımlarını zor attığını, umduğundan daha sarhoş olduğunu fark etti. Kendisi gibi sarhoş bir sürü erkeğin ısrarlı bakışları altında yerine oturdu. Sadık bey birdenbire

– “Söyle bakalım Ayça, kocan nasıl?” diye sormasın mı, Ayça şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı. Sadık bey’in birdenbire senli-benli konuşmasına mı, yoksa sanki kırk yıllık arkadaşıymış gibi Tolga’yı sormasına mı şaşıracağını bilemedi. Kekeleyerek,

– “İyi, çok iyi”, diyebildi.

– “Merak ediyorum da, insanın senin gibi güzel eşi olursa, onu nasıl böyle tek başına buralara gönderir acaba?”

– “İltifatınız için teşekkür ederim ama bunda merak edecek bir şey yok bence Sadık Bey. Günümüzde eşlerden her birinin kendi işi var. Sonuçta ben buraya gönül eğlendirmeye gelmedim ki.”

– “Ayça, lütfen sizli-bizli konuşmayı bırak artık. Yeni tanışmadık güvenilir bahis siteleri ya, ne zamandır tanıyoruz birbirimizi. Öyle değil mi?”

– “Evet, doğru söylüyorsunuz Sadık Bey, pardon… Sadık!”

– “Hah şöyle! Resmiyeti bırakalım canım.” Açıkçası Ayça ne yapacağını bilememişti. Kendine kızıyor, onun bu samimi tavrına çanak tutmuş gibi hissediyordu. Bu arada,

– “Şerefinize Ayça hanım, arkadaşlar sizden çok bahsettiler. Şirketimizin medar-ı iftiharıymışsınız. Ben Sivas bayii Mahmut Öztürk”, diyen sese başını çevirdiğinde, Hayri bey’in yerine gündüzki toplantıda kendisini bol bol kesen genç bayinin oturmuş olduğunu gördü.

– “Teşekkür ederim Mahmut bey. Tanıştığımıza memnun oldum. Nasılsınız?”

– “Sizi sormalı, ben gayet iyiyim. Ne zamandır diğer bayi arkadaşlarla tanışmak için can atıyordum. Kısmet bugüneymiş. Hem sizinle de tanışmak nasip oldu. Umarım bundan sonra sık sık görüşürüz. Sizi Sivas’a da bekleriz.”

– “İnşallah Mahmut bey, ilk fırsatta ziyaretinize gelirim.”

– “Dört gözle bekleyeceğim.” Bu son sözleri gayet yılışık bir ifadeyle ve doğrudan gözlerinin içine bakarak söylemesi Ayça’yı huzursuz etmişti.

“Nereden çıktı bu şimdi? Biriyle uğraşmak yetmezmiş gibi”, diye kendi kendine söyleniyordu. Mahmut elindeki şarap şişesini aniden Ayça’nın kadehine boşaltarak,

“Hadi ama, şerefe kadeh kaldıralım”, dedi. Ayça artık içmek istemediğini söylemesine rağmen hem Mahmut, hem de Sadık onu içmeye zorluyorlardı. İstemeye istemeye şarabını yudumlayan Ayça, karşısındakilerin,

“Olmadı ama, hadi fondip!” dolduruşlarına biraz direndiyse de, sonunda ısrarlara dayanamayıp kadehini bir dikişte bitirdi. Az sonra yanlarına gelen Adana bayii Cihat bey, aralarında karar verdiklerini, buradan kalkıp, şehrin tanınmış barlarından birine gideceklerini ve itiraz kabul etmediklerini haber verdi. Cihat bey hoşsohbet ve hayır denmesi zor bir adamdı. Kendini toplantının evsahibi olarak görüyor, iyi niyetle herkesi eğlendirmesi gerektiğini düşünüyordu. Ayça

“olmaz, kendimi çok yorgun hissediyorum” filan dediyse de bir anda ayaklanan ve etraflarında toplanan herkes ısrara başladı. Ne diyeceğini bilemeyen Ayça aralıksız ısrarlar karşısında oyunbozan olmamak için teklifi kabul etmek zorunda kaldı.

Az sonra yeniden taksilere doluşmuş bara doğru yola koyulmuşlardı. Ayça’nın takside yanında Mahmut oturuyordu ve bara gidene kadar aralıksız sırnaştı. Ayça kendini gerçekten iyi hissetmiyordu. Çok sarhoş olmuştu; başı dönüyor, gözleri kapanıyordu.

“Barda kahve içip kendime gelirim”, diye düşünüyordu. Ne kadar zaman sonra bara geldiklerini ayrımsayamadı Ayça. Barın içi çok geniş ve dumanlıydı. İçerisi kızlı erkekli Adanalı gençlerle doluydu. Müzik insanın kulaklarını sağır edecek kadar yüksek volümlüydü.

“Vay be, demek böyle yerler sadece İstanbul’da yokmuş”, diye düşündü Ayça. Kendini rahatlamış hissediyordu. Burada tek kadın değildi artık. İçeri girdikten sonra grup dağıldı ve küçük grupçuklar halinde çeşitli masalara geçildi. Ayça, bu geceki müdavimleri Sadık, Mahmut ve bir de Tokat bayii Murat’la birlikte arkalarda bir köşeye oturmuştu. Çok iyi biliyordu ki, bu tercihi kendisi yapmamıştı. Her şey bir anda olmuş, Sadık inanılmaz bir samimiyetle koluna girerek onu bu kuytu masaya getirmişti. Ayça bir kahveye her şeyden çok ihtiyaç duyuyordu. Ancak maalesef bu isteğini gerçekleştiremedi. Garson bu saatte içki dışında servis yapmadıklarını söyleyince, Ayça’ya düşünme fırsatı vermeyen Sadık,

“O zaman sen de hafif bir şeyler içersin”, diyerek garsona Ayça’nın ismini duyamadığı bir içki söyledi. Az sonra içkilerini yudumluyorlardı. Ayça kendisine getirilen kokteyl tarzı içkiyi çok beğenmişti. Gerçekten çok hafif ve lezzetliydi. Tadını o kadar beğendi ki, 2. kadehi söyledi. Bu arada Sadık ve Mahmut habire birbirlerinin sözünü keserek bir şeyler anlatıyorlardı. Gürültüden Ayça neredeyse hiçbir şey anlamıyor, sadece bu ikisinin kendisi için rekabete girdiklerini kadınca bir içgüdüyle hissediyordu. İçkinin etkisinden olsa gerek, kadınlık gururu okşanmıştı. Bu arada zaman ilerlemiş, Ayça farkında olmadan pek çok kadehi yuvarlamıştı. Artık kendini kaybetme noktasında sarhoş olmuştu. Arada bir sarhoşluğunu fark ediyor,

“Ne yaptım ben, neden bu kadar içtim?” diye kendine kızıyor, ama az sonra yeniden hepsini unutuyordu.

Nasıl oldu anlayamadı ama Ayça kendini loş pistte Mahmut’la dans ederken buldu. Kalabalığın arasında slow müzik eşliğinde Mahmut’la dans ediyordu! Bunu kırk yıl düşünse aklına getiremezdi. İlginç olan şey bundan rahatsız olmamasıydı. Mahmut gerçekten çok samimi davranıyordu. İki sevgili gibi beline sarılmış, habire bir şeyler anlatıp duruyordu. Ayça’nın tek anladığı çok çekici olduğu, ilk gördüğü andan beri Mahmut’un kendisine hayran olduğu türünden sözlerdi. Bir de önüne değen sertliği fark ediyordu zaman zaman. İnanılmaz sarhoştu, kendi kendine

“Kızım herif resmen değdiriyor”, diye gülüyordu. Kesinlikle cinsel duyguları filan uyanmamıştı, ama Mahmut’un bu tavırlarından da pek rahatsız olmuyordu sanki. Derken,

“Sıra bende, hep sen mi dans edeceksin?” diyen Sadık’ı duydu ve kendini bu kez de Sadık’ın kollarında buldu. Sadık sanki sevgilisiymiş edasıyla,

“Bu Mahmut denen herifi hiç tutmadım. Resmen sana asılıyor.”

Ayça başka zaman olsa Sadık’ın ağzının payını vermesini bilirdi ama içki kadehte durduğu gibi durmuyor ve paylaşılamayan kadın pozisyonu Ayça’nın çok hoşuna gidiyordu. Gülümsemekle yetindi. Bundan cesaret alan Sadık,

“Nasıl senin gibi bir kadına asılabilir? Herkes haddini bilsin”, diyerek elini Ayça’nın belinden aşağılara kaydırmaya başladı. Ayça irkildi ve tek mesele buymuş gibi,

“Ne yapıyorsun Sadık? Biri görecek”, dedi.

“Kimse bişey göremez. Görmüyor musun, içerisi nasıl karanlık?” Ve ısrarla ellerini kalçalarında tutmaya devam etti.

“Hadi bakalım, gidiyoruz artık.”

Bu sözlerle bu tuhaf dans sona erdi ve Ayça yerde mi, gökte mi olduğunu anlayamayacak kadar sarhoş halde kendini Sadık’la birlikte taksinin arka koltuğunda buldu. Artık neredeyse hiçbir kontrolü kalmayan Ayça, itiraz kabilinden biraz mırın kırın ettiyse de, yol boyunca mini eteğinden iyice sıyrılıp özgürlüklerini ilan eden bacaklarını okşamasına sesini çıkarmadı Sadık’ın. Bir yandan,

“Kendime gelmeliyim, rezil oluyorum”, diye hayıflanırken, başı o kadar dönüyordu ve bilinci o denli bulanmıştı ki, sesini çıkaracak hali yoktu.

812 no’lu odanın kapısı yavaşça açıldı. Bir el duvarın iç tarafını yoklayarak ilerledi ve odayı soluk bir ışıkla aydınlatan lâmbanın düğmesine bastı. Omzuna yaslanmış, güçlükle ayakta durabilen sarışın genç bir kadını taşıyan orta yaşlı, hafif göbekli bir adam odaya girdi ve kadını yatağın üzerine bıraktı. Ceketini ve kravatını çıkardı, banyoda yüzünü yıkadı ve yatağın kenarına, kadının yanına oturdu.

“Ne kadar güzel. Hep bu anı beklemiştim”, diye düşündü. Sarışın kadın çok içmişti. Hafif hafif kıpırdıyordu. Birden gözlerini açtı ve su istedi. Suyunu içmek için adamın yardımıyla doğruldu ve sırtını yastıklara dayadı. Gülümsedi,

“Çok susamışım.”

Adam eğildi, yüzünü yaklaştırdı ve kadının yüzüne küçük öpücükler kondurmaya başladı. Kadın hafifçe irkildi ve yüzünü uzaklaştırmaya çalıştı. Adam buna izin vermedi. Kadının çenesinden tutarak yüzünü kendininkine çevirdi ve dudaklarını öpmeye başladı. Kadın ağzı kapalı olduğu için konuşamasa da, elleriyle adamı iteklemek istedi. Adam aldırmadı, kadını gitgide daha derin öpüyordu. Az sonra dudaklarını çekti ve kadının boynunu ve çıplak omuzlarını öpmeye başladı. Kadın,

“Hayır. İstemiyorum, hayır”, diyerek elleriyle adamın başını uzaklaştırmaya çabalıyordu. Fakat adam onu dinlemiyordu ve dilini kadının boynu üzerinde dolaştırarak yeniden yüzüne ulaştı ve burnunu, yanaklarını, kulak memelerini yalamaya başladı. Kulak memelerinin yalanması kadının hoşuna gitmişe benziyordu, çünkü karşı koymaları azalmıştı. Belki de bundan cesaret alan adam dilini kadının dudakları üzerinde kaydırarak, ağzına soktu. Kadın karşılık vermiyordu, ama karşı da koymuyordu. Gözlerini kapamış, sanki adamın istediğini yapmasına izin vermişti. Adam kadını öpmeye devam ederken, bir yandan da elbisesinin askılarını kaydırdı. Sırtından tutarak kadını öne getirdi ve elbisesinin sırt fermuarını açtı.

Az sonra kadın üzerinde siyah sütyeni ve küloduyla yatakta sırtüstü yatıyordu. Gözleri kapalıydı. Adam da pantolonunu ve gömleğini çıkarmıştı. Kadının uzun ve düzgün bacaklarına, göbek çukuruna, dolgun göğüslerine hayranlıkla bakıyordu. Daha fazla kendini tutamadı ve kadının bacaklarını öpmeye başladı. Dizlerinden ayak bileklerine kadar olan bölgeyi uzun uzun öptü, yaladı.

Sonra yukarıya yöneldi ve dilini bacakların üzerinde boylu boyunca gezdirerek göbek çukuruna ilerledi. Burayı uzun uzun yaladı. Dilini çukura sokup çıkardıkça kadın hafif hafif inliyordu. Adam daha da yukarı ilerledi ve kadının sütyenini çıkararak göğüslerini özgürlüklerine kavuşturdu. Bu nefis biçimli, çok iri olmayan ama dipdiri göğüslere bir süre hayranlıkla baktı ve ardından onları çılgınca emmeye başladı. İki eliyle göğüsleri yanlardan bastırarak hoyratça avuçladı ve ağır ağır yoğurdu.

Kadının inlemeleri artmıştı. Gözleri tamamen kapalıydı. Meme uçları sivrilmeye başlamıştı. Adamın dili uçlarda gezindikçe nefes alıp verişleri hızlandı. Göğüsleri iki yanlarından sımsıkı kavrayan adam, meme uçlarını hoyratça ısırarak emmeye, yüzünü göğüslere sürtmeye, aç bir bebek gibi gayretle somurmaya başladı. Biraz canı yanan kadın gözlerini açmadan inlemeye devam etti. Sesinin çok yükselmesinden çekinen adam, kadını öperek susturmayı denedi. Bu kez öpücüklere kadın da karşılık veriyordu. Ve çılgınca öpüşmeye başladılar. Dilleri dans ediyor, birbirlerinin dudaklarını emiyorlardı.

Dudaklarını kadınınkilerden güçlükle ayıran adam, acele hareketlerle kadının külodunu adeta kopararak çıkardı. Açık kahverengi tüylerle kaplı aşk üçgenine kısa bir süre baktıktan sonra, bacaklarını ayırarak başını gömdü. Kadının vajinasını salyalarını akıta akıta boydan boya yalıyor, klitorisini emiyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra dilini kadının içine sokup çıkarmaya, adeta onu diliyle becermeye başladı. Başını arkaya atarak iyice kasılan kadın, artık açık seçik ve yüksek sesle inliyor, adamın başını içine doğru ittiriyordu. Adamın salyalarıyla kadının vajinasından sel gibi boşalmaya başlayan sıvılar birbirine karışmıştı. Yaklaşık 10 dakika sonra başını kadının vajinasından ayıran adam,

“Umduğumdan da tatlıymışsın, hayatımda böyle nefis bişey tatmadım”, dedi. Kadının onu duyup duymadığı belli değildi. Cevap vermedi ama kısık sesle inlemeye devam etti.

Adam kadını yüzükoyun çevirdi ve ensesinden başlayarak aşağıya doğru tüm sırtını, belini, kalçalarını, bacaklarının ve dizlerinin arka taraflarını, baldırlarını öperek, emerek, yalayarak, ısırarak ilerledi. Ayak bileklerini, topuklarını uzun uzun öptü. Tabanlarını, parmak aralarını yaladı, parmaklarını emdi. Acele etmeden yukarıya ilerledi ve kadının poposunu ısıra ısıra öpmeye başladı. Kadının ağzından akan salyaları yastığı ıpıslak yapmıştı. Adam, elleriyle kadının kalçalarını araladı ve dilini arka deliğine soktu. Kadın şiddetle inledi.

“Sus bebeğim, duyacaklar.” Adam diliyle kadının arka deliğini becermeye devam ederken, bir yandan da parmaklarını vajinasına sokuyordu.

“Ne kadar da ıslandın, sanki altına kaçırmış gibi. Çarşafı berbat ettin. Artık iyice kıvama geldin. Canavarın tadına bakma zamanın geldi.”

Ve adam kazık gibi olmuş penisini tek bir hamlede kadının vajinasına sonuna kadar soktu. Kadın küçük bir çığlık attı ve kendini tatlı tatlı esnetmeye başladı.

“Kaltak, hoşuna gitti değil mi? Biliyordum. Dur bakalım, biraz da benim istediklerim olsun.” Adam ritmik hareketlerle kadının üzerinde gidip gelmeye başladı. Zevkten kudurmuş gibiydi. Elleriyle alttan kadının göğüslerini avuçladı, tüm gücüyle yüklenmeye devam etti. Kısa süre sonra nefes alıp verişleri iyice hızlandı;

“Tanrım, daracıkmışsın, bebeğim benim” şeklinde homurdanmalar arasında tüm bedeni elektriğe kapılmış gibi kasılarak, boşalmaya başladı.

Zevkten haykırmamak için başını kadının saçlarına gömmüştü. Bu şekilde belki birkaç dakika titremesi devam etti. Biraz sonra oda tamamen sessizliğe ve hareketsizliğe gömülmüştü. Yalnızca iki insanın birbirine karışan düzenli nefes alıp verişleri duyuluyordu..

KEŞİFLERİM -3-… DENEYİMLER..

Son hikayeden devam..

Biseksüelliğimi ondan sakladım. Bir gün seks yaparken 69 pozisyonunda arka deliğini görmüştüm. O da benimkini görmüş ve oradaki tüyleri temizlediğimi anlamıştı. Ben de oradaki tüyleri sevmediğimi ve kendimi temiz hissetmek için aldığımı söylemiştim ona. O da bunda bir şey görmedi. Ama bir gün yine 69 pozisyonundayken farkına varmadan biraz daha arkaya inip arka deliğini yalamaya başladım. Daha doğrusu başlamışım zira o an farkında değildim. O da tam o anda başını sikimden çekti ve taşaklarımı yalayarak arka deliğime doğru dilini kaydırmaya başladı. Oral seks konusunda limitsiz olduğu için ben onu yalamayı bırakıp “dur bunu yapmak zorunda değilsin” dedim. Ama bir yandan da deli gibi istiyordum. Ve yalamaları deliğimin üzerine geldiğinde inanılmaz bir zevk dalgasına girdim ve kendimden geçtim. 20 – 30 saniye yalamamamıştı ki… “Dur.. Yoksa boşalacağım” dedim. Ki gerçekten de sikime dokunmadan boşalacaktım. Sonra bir süre durduk ve sonra yavaşça devam etti. Ben de o sırada onun arka deliğine yapıştım ve yalamaya başladım. Ve dönüp gülümseyerek “Hiçte kötü bir tadı yokmuş bunun” dedim. O günden sonra bazen onu domaltıp hem o tatlı amını hem de harika arka deliğini yalamaya bazen de o beni domaltıp, sikimi, taşaklarımı ve arka deliğimi yalamaya başladık. Bazen de 69 pozisyonunda bunu yapıyor ve bundan muazzam bir zevk alıyorduk. Burada da bi parantez açacağım. Bunu kesinlikle ve kesinlikle her zaman öncesinde duş alarak yapıyorduk. Eğer ben duş almamışsam ona eğer o almamışsa bana sadece arka deliğimizi yalamak için değil normal oral seks için bile izin vermiyorduk. Bu benim her zaman dikkat ettiğim bir konudur. Bazen oral seks yaparken o yatar konumdayken sikimi ağzına veriyor ve taşaklarımı yalatıyordum. Bu çok hoşuna gidiyordu. Ve arada bir de geriye kaykılıp deliğimi dillemesini ve emmesini de sağlıyordum. Biraz da onu domine etmiş gibi olduğumdan bu çok hoşuma gidiyordu. Sevdiğimi bildiğinden o da büyük bir zevkle neremi uzatsam yalıyordu. Ve sanırım domine edilmekten o da hoşlanıyordu. Ama bende domine edilmenin tadını merak ediyordum ve ben de ona bir gün ona aynısını yapmasını söyledim. Başta ona biraz garip gelse de ben yatarken amını ağzıma doğru getirdi ve ağzıma yapştırdı. Bem emip yalarken o da istediği yerleri yalatmaya başladı bana, müthiş zevk alıyordum. Ve o da geriye kaykılıp göt deliğini de yalatmaya başladı bu sefer. Zevkten inliyordu. Ben de çok zevk almıştım. Hem domine edilmekten hem de onun aldığı zevkten. Daha sonra bana “ Hiç domine etmekten bu kadar zevk alacağımı tahmin etmemiştim” demişti. Sonra tekrar amını yalarken, orta parmağımla arka deliğini ovalamaya başladım. Ovaladıkça ve bastırdıkça inlemeleri arttı ve başını arkaya attı. Daha da ovaladım, daha da ovaladım. Ve deliği artık neredeyse gevşediği için parmağımı içine ittim. Ovalamamdan bu kadar zevk aldıysa parmağımı hissetmesi çok daha zevkli olur diye düşünmüştüm ama o, birden durup, “çek, çek o parmağını çek” diye neredeyse bağırmaya başladı. “Ama çok zevk alıyordun canım, o yüzden ittim parmağımı” desem de, hemen gidip elimi yıkamamı istedi. Sonrasında bana acı duyduğunu ve zevk almadığını söyledi. Ama sonra yumuşadı, “ben de seni parmaklıycam işte sen bana soktun ben de sana sokucam, bana ne” canlı bahis diye şımarmaya başladı. Beni mi deniyordu bilmiyorum ama, peki dedim. Parmağına kondom geçirdi ve ben de bacaklarımı kaldırdım. Nasıl parmak sokulacağını bilmediği için sırıtarak biraz da sertçe parmağını soktu. “Off, acıttın” dedim. O kadar da canım yanmamıştı ve bu hissi biliyordum ama numara yaptım. Parmağını sonuna kadar itip bana masturbasyon yapmaya başladı. Ve sonra da ağzına aldı bir süre. Biseksüelliğimi o aşamada çaktırmak istemediğim için sanırım kendimi kastım biraz ve pek zevk alamadım aslında.. Daha sonra parmağını çıkarmasını istedim ve “Ama ben de seni parmaklamak istiyorum sen parmağını sonuna kadar soktun” dedim. Biraz mırın kırın yapsa da, ben de başka bir kondomu orta parmağıma geçirerek ve arka deliğimi gevşeterek içeri ittim. Biraz alışınca da orta parmağımı neredeyse sonunda kadar deliğine soktum. O yine zevk almadığını ve biraz acıdığını söyledi. Sonra diğer elimin parmağını amına soktum ve enteresan bir şey hissettim. Amının içindeki parmağımla arka deliğinin içindeki parmağım birbirini hissetti. Arada belki 2-3 milimlik bir etten duvar vardı. Beli de kadınlar anal seksten biraz da bu yüzden zevk alıyorlardır. Çünkü diğer taraftan da olsa amın içindeki duvar da uyarılıyor. Sonra biraz da klitorisini yaladım ve oral yaptım. Amacım parmağım arka deliğinde iken zevk almasını sağlamaktı ama buna devam etmek istemedi o sırada.

Yalnız anlatmadan geçemeyeceğim şöyle bir deneyimim de oldu. Bir seferinde poposunun üzerinde gidip gelirken hafif hafif arka deliğine sikimi bastırmaya başladım. Ve “merak etme sadece oynuyorum” dedim. O da kendini gevşetti. O an kondom takılıyıdı sikime. Ve kondomdaki kayganlaştırıcı sayesesinde deliği biraz daha gevşemiş gibiydi. Ben de hafif hafif oynamaya bastrmaya devam ediyordum ki birden deliği öyle bir gevşedi ki sikimi içine almaya başladı. Ben hala içine girmekten çekiniyor sikimi bastırıp çekiyordum. Onunsa gıkı çıkmıyordu. Arka deliğe bir şey almanın nasıl bir şey olduğunu bildiğim için farkına varmadan da olsa arka deliğinin içine hiç bir acı duymadan benimkini alabilecek kadar gevşettiğini anladım. Ve Sikimi içine ittirdim. İnanılmaz bir şekilde gevşemiş deliği sikimin başını içine alıverdi. Ve hık bile demedi. Ve başını aldıktan sonrası kolay olacağı için sikimde öyle çok büyük olmadığı için(16 cm.) tamamını sokuverdim ve.. “Hepsi içinde aşkım” dedim. Bana dehşetle baktı ve inanamadı. Bu gevşek halini kaybetme dedim ve ilk deneyiminde panikle acı yaşamaması için hızlıca bir kaç gidip gelmeden sonra içine boşaldım. O an dolu olduğum için kısa sürdürebilmiştim. O zevk alıp almadığını pek anlayamadığını söyledi. Ama belki daha sonra tekrar deneriz diye de açık kapı bırakmıştı.

Fakat onunla seks dışında sorunlarımız vardı ve bunun üzerinden çok geçmeden maalesef ayrıldık. Maalesef diyorum çünkü daha sonra onunla yaşadığım seksi başka bir kızla yaşamayadım. Ama seks dışındaki hayatımız kabusa dönmüştü. Bir kaç yıl kadar değişik kızlarla çıktım ama onunla yaşadığım şeyleri bulamadım. Aynı keyifleri alamadım. Özellikle seks konusunda. Ve bu sırada karşıma ciddi düşünebileceğim bir kız da çıkmamıştı.

Ama bir yandan da benim kafamda başka şeyler vardı. Artık 27 yaşındaydım ve bahis siteleri biseksüelliğimi yaşamak istiyordum. O kızla beraberken, onun olmadığı zamanlarda biseksüelliğimi masturbasyon yaparak tatmin ediyordum ama artık biseks deneyim yaşama isteğim çok yüksekti. Bunun için önümde bir engel de yoktu. Kimseyi aldatmış olmayacaktım. Biseksüel olmama rağmen erkeklerle pasif olmayı da çok arzuluyordum. Aktifliği de seviyordum elbette ama pasif olma eğilimim de az değildi. Bir çiftle de beraberlik yaşama fantazim çok yüksekti.Ortamda bir kadının olması ve izlemesi havayı daha da tahrik edici bir hale sokar kesinlikle diye düşünüyordum. Ve bir çifle beraberlik yaşasam, o zaman aktifliği de pasifliği de yaşamak isterdim. Ve ikisinden de ayrı ayrı zevkler alırdım. Bunu isteyecek bir çiflte karşılaşmak ve bunu yaşamak çok zordu elbette. Pek ihtimal vermiyordum bu yüzden.
Bunun için bir yandan internette dolaşıyor, travesi sitelerine bakıyor ve o zamanlar Turkiye sayfası aktif olan gayuniverse sitesine bakıyordum. O sıralarda bir yandan da evden çalışan travestilerin sitelerine bakıyor ve bir travesti ile deneyim yaşamayı da çok arzuluyordum. Ve sonunda bir travesti ile bir deneyim yaşadım. Para karşılığı yaşanan her deneyim gibi biraz hayal kırıklığı idi. Ama ilk oral yapma deneyimimi yaşadım ve inikken kaldırabildiğim travestinin sikini uzun süre emdim ve yaladım. Ona pasif olmadım. Çünkü ilkimin çok özel olmasını istiyordum. Aktif oldum ona karşı ve sonra çıkıp gittim. Ama pişman olmadım ve bundan zevk aldım. Bu deneyimden sonra pasifliği denemeyi kafama koydum. Kafamda gay olursam endişesi de vardı ama bunu yendim. Eğer gay olursam da demek ki bugüne kadar gay’dim. Bu kısır döngü ve tatminsizlik içinde daha ne kadar yaşayabilirdim. Ama tahminim, bu deneyimim sonucunda biseksüel olarak kalacağım ve kadınlara da erkeklerle de deneyim yaşayacağım şeklindeydi..

Neyse, bir gün bu bahsettiğim gayuniverse sitesine bir ilan verdim. “Biseksüel, deneyimsiz, ciddi “ başlığıyla. Kendimi anlatan ve gerçek anlamda ilk deneyimimi yaşamak istediğimi belirten ve mümkünse benim gibi deneyimsiz bir ap ile görüşmek istediğimi belirten.. Açıkçası pek bir umudum yoktu. Derken… Mail kutuma bir mail geldi. Yazanlar Lale ve Murat idi. Takma isimleri olduğu için rahatça yazıyorum. Swinger bir çift olduklarını her ikisinin de biseksüel olduklarını ve kadının biseksüel deneyimi olduğunu ama erkeğin fazla biseksüel deneyimi olmadığını, evliliklerinden önce aktif deneyimi olduğunu ve yine aktif olabileceğini, pasifliğide denemek istediğini yazıyorlardı. Daha önce aralarına tek bayan da almışlardı. Çiftlerle sayısız eş değiştirme seansları yaşadıklarını söylüyorlardı. Lale’nin Murat’ı pasifken gördüğünde ne hissedeceğini bilemediğinden biraz tereddütlü olduğunu ama sonuçta Lale’nin kendisi de biseksüel olduğundan eşinin bu eğilimine saygılı olduğunu yazmışlardı.

Açık söyleyeyim. Birisinin beni kafaladığını düşündüm . İnanmadım. İlk deneyimim böyle gerçekleşse ve bir kadın bizi aynı anda bizi izlese bu müthiş olurdu. Zaten fantezilerimde bir erkekle beraberken bir kadının bizi izlemesi de vardı. Neyse.. Oturup uzun uzun yazmışlardı. Ve bende cavap yazdım. Kendileri ile ilgilendiğimi, ve uygun bir zamanda görüşebileceğimizi söyledim. Ama pek güvenilir bahis siteleri inanmıyordum.. Ve bana swing için kullandıkları hattın numarasını verdiler ve gece 10 – 12 arası bu hat açık olur arayabilirsin dediler.
O geceyi iple çektim. Ve 11 gibi odama girip aradım. Ev arkadaşlarım vardı ve tabii ki benim biseksüel olduğumu bilmiyorlardı. Gizli konuşmam lazımdı. Telefonu Murat açtı biraz sohbet ettik. Sonra bak Lale’yi veriyorum dediğinde benim şaşkınlığım daha da arttı ve kekelemeden Lale ile konuşmaya çalıştım. Bunu bana güven vermek için yapmışlardı ve gerçekten bir çift olduklarından emin olmam için. Onlarda tereddütlerimi tahmin etmişti anlaşılan. Bu arada Lale ve Murat’ta o zaman 35 yaşında idi. Murat 180 boylarında ve 81 kilo Lale 170 boyunda ve 59 kilo idi. İki çocukları vardı. Böyle birliktelikler yaşacakları zaman çocukları tanıdıklara gönderiyorlardı. Neyse mailleşmeye ve uygun bir zaman aramaya çalıştık. Murat iş adamı olduğu için biraz yoğundu o dönem ve fazla eve gelemiyordu. Bu arada bu çiftin İstanbul’un hemen dışındaki bir ilde olduğunu da yazmalıyım. Yeri de bende kalsın. O kadar detay vermek istemiyorum. Bu arada aşağıya mailleşmelerimizden bir tanesini copy-paste yapıyorum ki hikayemin gerçekliği daha da artsın:

— Lale ve Murat murat
wrote:

> sevgili dostum,
>
> Zeni zevk ve sükranla agirlariz. Bu hafta sonu bile
> olabilir tabii ki senin
> içinde uygun olursa. Olaya temkinli ve mantikli
> yaklasmani çok iyi anliyor
> ve taktir ediyorum. sonuçta bir birini hiç görmemis
> üç insan bir araya
> gelicek ve sonuçlarini hiç birimiz bilemeyiz.
> tecrübelerime dayanarak sonuç
> konusunda ancak senin gibi %50 ihtimal verebilirim.
> sen düsündügün gibi hem
> kalabilecek hemde dönebilecekmis gibi hazirlikli
> gel. bunun hiç birimize bir
> zarari dokunmaz. eger her iki tarafta yazdiklarinda
> samimi ise çok fazla
> sorun olmayacagi kanatindeyim. sen de bizde
> islerimize bir bakalim ve en son
> persembe yada cuma günü bu isi kesinlestirelim. bu
> arada aramak ve telde
> görüsmek istersen 0 535 XXX XX XX(burayı sansürledim) nolu telefon bizim
> swing numaramiz
> geceleri 22:00 den 24:00 e kadar açik oluyor. malum
> çocuklar ancak yatiyor.
> eger acik degilse müsait olmadigimizi anlarsin
> zaten. bu günden cumaya kadar
> her aksam açmaya çalisacagim. bizi arada seslerimizi
> duyalim. hem laleylede
> tanisma firsatin olur. görüsmek üzere dostlarin lale
> ve murat

Mailin içeriğindeki Murat’ın yazdıkları, benim ona daha önce attığım maildeki ya birbirimize ısınmazsak ne olur tereddütüme verdiği cevaptı.

Sonunda bir gün kararlaştırmıştık. Sanırım 2005’in ocak ayları idi fakat benim bir diş sorunum vardı. Ve doktor dişimi çekmek zorunda kaldı. Dişimde öyle köklü idi ki resmen damağımda bir oyuk oluştu ve günler süren hafif kanamalar oldu. O yüzden bunu onlara anlattım ve ertelemek zorunda kaldık. Çünkü bu ağızla oral seks yapmam çok sağlıklı olmayabilirdi. Mart ayı gibi ben onlara uygun olduğumu söyledim. Bu sefer onların durumu uygun olmadı. Artık, bu güzel bir rüyaydı ve bitti diye düşünmeye başlarken, sonunda Mayıs’ta hepimize uyan bir gün ayarladık. Daha sonra onu da Lale’nin adet dönemi yüzünden bir hafta erlemiştik. Öyle hatırlıyorum 

Devamı sonraki hikayede.. 😉

Not: Şu ana kadarki hikayelerin daha çok hayat deneyimi içerdiğini ve çok tahrik edici olmadığının farkındayım. Ama 4. Ve 5. Ve son hikayelerin oldukça ateşli olacak. Şimdiden söyleyeyim.. 😉

Kaliteden ödün vermeyen Maltepe escort

Kısa da olsa samimi bir seks arkadaşıyla aynı yatağı paylaşmayı her erkek ister. Tabi ki bende bir bayan olarak işimin aceleye gelmesini istemem ve erkeğimle olabildiği kadar zaman geçirmekten hoşlanırım. Adeta seks kraliçesi olarak değişik oyunlarımla gecemize renk katarım. Yatak konusunda müthiş maltepe escort bayan yeteneklerimin olduğunun farkındayım ve bu özelliğim ile Maltepe escort bayan arasında en değerlisiyim.

O zaman seks yapmasını bilen beylere merhabalar. Kendinizi benim yanımdayken kesinlikle ayrıcalıklı hissedeceksiniz. maltepe escort Kaliteden ödün vermeyen Maltepe escort kadın olarak beyefendileri yanıma davet ediyorum. 24 yaşında, 1.68 boyunda, 50 kiloda hoş vücut hatlarına sahip güzel escort Maltepe genç bayanım. Bir erkeğin yatakta ne istediğini bilen ve escort maltepe seks adına yapılması gereken her şeye sahip donanımlı ve fizik hatlarıyla sekse tamamıyla uygun ve yatakta adamımla birlikte doyumsuz, ateşli ve sınırsız bir ilişki olması ilk tercihimdir. Hiçbir zaman boyutuna bakmadan erkeğimdeki işleyiş benim için en önemli etkendir. Kendinizi mutlu hissedecekseniz beni hemen arayın ve görüşelim. Kendim temizliğe ve bakıma çok önem vermekteyim ve karşı tarafında aynı şekilde olmasını istemekteyim.