inanılmazdı…

Askerden geleli birkaç ay olmuştu. Ailem yazlığa gitti. Gündüzleri işte, akşamları ise evde internet başında vakit geçirir olmuştum. O zamanlar mırc diye bişii vardı bilmem hala varmıdır.. Orada sahte niklerle sohbet ederdim. Birkaç gün içinde ortamla ilgili fikir sahibi olmaya başladım. A nedir P nedir AP nedir kavradım. Ama kendimi bir kategoriye sokamıyordum. Aslında tek isteğim oral yapmak ve sikilmekti. Ama bu benim öyle özelimdi ki bunu kimseye söylemeye hatta gizli sanal dahi olsa yazmaya cesaret edemiyordum. Tabi kısa zamanda bunları aştım. En azından sohbet düzeyinde… İlk hikayemde anlattığım ilkokul yaşlarımda yaşadığım o acemice olaydan sonra yıllar boyu kendimi hayallerle ve salatalıkla tatmin etmiştim. Ve ilk kez gerçek bir yarrakla buluşma fırsatım vardı artık… Ama gizlilik ve güven konusunda aşırı hassastım. Karşımdakinden de aynı hassasiyeti bekliyordum. Hadi gel diyeni direk siliyodum mesela.. Oysa doğru düzgün birinin beni iyice tanımak istemesi kimdir nedir diye onun da tereddütlerinin olması gerekmez miydi… Bu derece rahat olan biri özel biri olamaz benim hayal ettiğim tarzda biri asla olamaz diye düşünüyordum. Hala da öyle düşünürüm. 50 yaşlarında yurtdışından yeni dönmüş olan biriyle üç beş gün yazıştık. Son derece düzgün eğitimli seviyeli biriydi. niki içinde ap olması beni rahatlatmıştı. En azından beni yargılayacak yadırgayacak bir durum olmazdı diye düşünüyordum o zamanlar.. Ve tercihim AP kişilerdi. Oysa ben sadece a tarafıyla ilgileniyordum. Telefonunu verdi. Gizli numaradan aradım. Biraz konuştuk. Sesi tavrı tarzı çok güven vericiydi. Buraya gelecek olman ille de birşey olmasını gerektirmez. O şekilde şartlama kendini sakın dedi. Ne kadar iyi anlaşmış olursak olalım. Yüzyüze geldiğimizde sen yada ben elektrik alamayabiliriz. Bir kahve içeriz gidersin dedi. Söyledikleri çok mantıklı geldi. Ok o halde yarın akşam saat 8 buçuk civarı sende olacağım dedim. İçim içime sığmıyordu. Korku ve tereddütlerimin yerini bambaşka heyecanlar almıştı. Ertesi gün oldu. Tarif ettiği semte vardım. Telefon açtım, binayı tarif etti. O da camdan bana bakıyormuş, beni gördüğünü söyledi, Birinci kat kapı açık bekliyorum çık dedi.. Çıktım. İnanılmaz bir heyecandı. Hatta kendi kendime dedim ki bu iş sırf bu heyecan için bile yapılır :).. Hala da bu düşüncem devam eder.. Uzun boylu hafif kilolu yapılı biriydi. Çok sıcak karşıladı beni. Salonu gösterdi. Rahat ol lütfen kendi evin gibi davran dedi. Teşekkür ederim dedim. Biliyorsun nette de uzun uzun konuştuk ben ilk kez böyle birşey yapıyorum dedim. Evet belli dedi. Kısaca hayatından bahsetti. Daha önce evlenmiş, boşanmış sonra iş için yurt dışına çıkmış, uzun yıllar orada yaşamış. Şimdi de emekli olmuş ve geri dönmüş.. Tabi çok şeyler yaşamış görmüş geçirmiş deneyimli biri. Duş almak istermisin dedi. İyi olur dedim. Bana banyoyu gösterdi. Bir de havlu verdi. Temizdir rahat ol dedi. Teşekkür ettim.. Hiç beklemedi kapıyı kapatıp çıktı. Davranışları gerçekten de tam istediğim gibiydi. Rahatlamam için gereken özeni gösteriyordu.. Duşumu alıp çıktım. Havlu belimde salona geldim. Şaşırdı.. Ooo sıhhatler olsun dedi.. Kahve yaptım ama istersen alkol de alabiliriz dedi. Zahmet etmişsin uğraşmışsın o kadar tabiiki kahve içelim dedim.. Karşılıklı oturuyorduk. Altında bir şort üstünde de siyah bir atlet vardı.. Film izlemek istermisin dedi. İyi olur dedim. Güzel bir porno film koydu.. İzlerken elini önüne götürüp aletiyle oynamaya başladı. Benimkinde ise tık yoktu. Sadece büyük bir merak içindeydim. Filmi izlerken arada birbirimize bakışlarımızı yakalıyorduk. Ben artık epey rahatlamış özellikle önüne bakıyordum.. O da fark etmiş olmalı ki. Ayağa kalktı, şortunu çıkardı ve tekrar oturdu.. İnanılmaz bir aleti vardı..şey vardı. Heyecanımı anlatamam, kalbim duracak sandım.. 19 cm kadar ve boyuyla orantılı kalınlıkta bir sik tam karşımdaydı. Ben de belime dolanmış havluyu açtım. Benimki inik şekilde uyuyordu. Yine de ona karşılık vermek için elimle oynamaya başladım. Ama dayanacak gücüm kalmamıştı. Yanına gittim. Önünde dizlerimin üzerine çöktüm. O koca aleti elime aldım. Sıvazlamaya başladım. Bir yandan da yüzüne bakıyordum. O son derece rahattı. Abartılı bir davranış yapmamaya özen gösterdiğini biliyordum. Birkaç sıvazlamadan sonra başını ağzıma alıp emmeye başladım. Yavaş yavaş daha da çok almaya çalışıyordum. Bu iş için salatalıkla yıllarca egzersiz yapmıştım. Ve işte o an gelmişti. Artık kanlı canlı gerçek bir yarrak ağzımdaydı.. Bir elimle sikini tutuyor diğeri ile de taşşaklarını okşuyordum. Artık film izlemiyor sadece bana bakıyordu.. Ben de bir yandan vazifemi en güzel şekilde yapmaya çalışıyor bir yandan da ona bakıyordum.. Gel içeri geçelim dedi. Ok dedim. Yatak odasına geçtik. Çekmeceden prezervatif ve kaydırıcı jel çıkardı. Yatağa koydu.. Sonra kendi uzandı. 69 yapalım gel dedi. Bu esnada siki biraz yumuşamıştı.. O hali daha da tatlı geldi bana.. Ama nasıl bir duygudur bilmem tekrar sertleşmesini sağlamak istiyordum.. 69 pozisyonunda üzerine uzandım. Emmeye yalamaya devam ettim. O da eline bolca jel alıp kalçalarıma ve deliğime doğru iyice yaydı. Bir yandan kalçalarımı okşuyor masaj yapıyor bir yandan da arada deliğimi yokluyordu. Yıllarca tek başıma iken olduğum gibi olamıyordum. Ne olursa olsun insan ister istemez kendini kasıyor.. Ve deliğime her dokunuşunun karşılığında sikini daha bir arzuyla emiyordum. O da tüm ilgisini deliğime yöneltti. Artık tamamen delik etrafına masaj yapıyor küçük giriş çıkışlarla açmaya çalışıyordu. Arada biraz daha jel alıyor içime içime akıtıyordu.. Bir iki dakika sonra artık iki parmağı birden rahatça girip çıkıyordu. Uzun uzun iki parmakla pompalamaya devam etti. Ben zevkten delirmiş durumdaydım. Lütfen artık sik beni dedim. Domaldım. Arkama geçti. Prezervatif taktı, bolca jel sürdü.. Başını deliğime yasladı, ufak ufak bastırmaya başladı.. Başı girdi ama sonrasında bir ağrı hissettim Kendimi çektim. Sen uzan dedim. Yırt üstü uzandı.. Üstüne yerleştim. Sikini tutup kendim yerleştirdim. Yavaş yavaş hafif ıkınarak ve gel git yaparak o koca yarrağı içime alıverdim. Az önce iki parmağı le çok zevk aldığımı sanmıştım ama bunun yanında hiçmiş.. İlk üç beş kere yavaş yavaş ama tam boy kalkıp oturdum. Sonra hızlanmaya başladım. İşte bu dedim içimden , işte bu.. Ben bundan zevk alıyorum napıym… Artık iyice açılmıştım. Acıdan eser yoktu. Ayağa kalktık. Ellerimi duvara dayadı. bacaklarımı araladı. Hafif domaldım. Arkama geçti, kolayca girdi içime, Vurmaya başladı. Kısa sürece bitiyorum ben dedi. Gel canım içime fışkırt dedim. Prezervatif olduğundan tereddüt etmedim. Kasıla kasıla boşaldı. Süper bir duyguydu. İyice inene kadar içimde kaldı. Benim göt inmiş sikle işim olmaz der gibi yumuşamış siki dışarı atıverdi :).. Ben boşalmamıştım. Onu sordu peki sen ne yapacaksın dedi. Boşver ben almam gerekeni aldım bu bana yeter dedim. Doğru banyoya gittim. Duşa girdim. Her yerimi güzelce yıkadım. Arkamı yıkarken deliğimin hala yarı açık olduğunu fark etmek te çok heyecan vericiydi.. Giyindim. Salona geçtim. Biraz soluklanırken o da duş alıp geldi. Bir an önce eve dönmek istiyordum. Ben izin istesem ayıp olur mu dedim. O da ne demek canım sen nasıl istersen dedi. Kapıda sarılıp vedalaştık. Telleşiriz çok teşekkür ederim herşey çok güzeldi dedim. O da bencede çok güzeldi. Gene görüşelim isterim dedi. Erkek erkeğe tokalaştık. Çıktım. Arkamda ince bir sızı.. Bir yandan kafada değişik düşünceler, duygular.. Gay lik, İki erkek birlikte yaşamak, Sürekli sadece erkeklerle olmak.. Yok hayır arasıra yaşanacak güzel bir duygu olsa da bir kadından aldığın haz başka, bu bambaşka birşeydi. Her ikisi de olmalıydı. Öyle de oluyor…

Kocamın Çocukluk Arkadaşı

Kocamın Çocukluk Arkadaşı yatıya Kalınca!
Ben Almanya Gelsenkırchen’den Fikrıye Evli, 2 çocuk annesi, 37 yaşındayım. Kocam Rıfatla
aramız gayet iyi, hayatımızı bir düzene sığdırmış, ıyi kötü geçinıyoruz. Kocamın maaşı iyi, ben de ara
ara çalışarak eve katkıda bulunuyorum. Böylelikle aldığımız dairenin taksitlerini rahat rahat ödeyıp
hayatımızı surdiirüyoruz. Çocuklarımız da artık 11 ve 13 yaşlarında olarak çocukluktan çıkmış, kendi
ayakları üstünde durabiliyorlardı. Kocamla cinsel hayatıırnz, normal sayılır, haftada bir veya iki sefer,
ya o veya ben insiyatifi ele alıp sikişiriz, genelde ikimiz de tatmin oluruz. Anlayacağınız bu konuda
herhangi bir şikayet yok
Bir yaz gunü, çocukları Annemde,kaldıkları gün kocam telefondan arayıp, tesadüf çocukluk arkadaşı Sameti
gördüğunu, ve akşama onu misafir getireceğinı . alışveriş yaptığını Benimde birkac hazırlık
yapmamı söyledi , onlar geldiğinde kocamın getirdiklerini hazırlayıp, masaya oturduk. Samet kocamın çocukluk
arkadaşıymış, evlendikten sonra Hamburg’a taşınmış, maalesef geçimsizlikten dolayı karısından
ayrılmış. Burayada akrabalarına ziyarete gelmiş, kocamı da görünce ısrarına dayanamayıp,kabul etmiş gelmeyi
hazırladıklarımı ve Rakilarını içmeye .başladılar
Samet, efendi birine benzese de, her fırsatta beni süzdüğünü hıssediyordum. İltıfatlarını da benden
esırgemıyordu, “Ellerınıze sağlık yengecığim, yemekler çok lezız, çok beceriklisın yengeciğım!” falan
filan gibi Yanından geçerken kazaren olmuş gibi bana dokunmalar da başlamıştı Rakının da etkisi ile gevşemeler başladı,
kocama çaktırmadan., gözleri ile beni milim milim süzmelere Bu gelişmelerden ne kadar gerilsem
de, aynı zamanda hoşuma da gidiyordu. Erkeklerin bakışlarına alışık oldugumdan artık. Normal geliyordu
vücut Ölçülerimde, fena sayılmaz, güzel bır kadınım. Herkesin bir seksi tarafı olduğu gibi, benim de
bacaklarım uzun ve ödul kazanacak kadar muntazam olduklarından, dışarda gezerken çoğu zaman
erkeklerin bakışlarını üzerime çekerim.
Yine de Samete umut vermemek için bakışlarımı kaçırıyordum.onlarda erkeklerin mevzularını
eskilere taşımışlar, şunu hatırlarmısın, bu aklına geliyor mu, diye mazıyi canlandınyorlardı. Ben de yarı
onları dınleyip, tek gözümle de Tv”ye takılıyordum. , saat gece 12 geçmişti artık yatalır denildı.Sabah samet yola cıkacagını rakıyıda içince uykusunun geldiğini söyledi Ben
masayı toplayıp hemen yatacağı yeri hazırlayacagımı söyleyerek , Samete misafir odasına yer yatağı sermıştim. Kocam Samete, “Umarım sabah
sesim ıIe rahatsız edip uykunu bölmeyiz arkadaşım!” dedi. Samet te, “Gayet rahat olun, ben uyurken
yanımda top patlasa duymam, uykum çok ağırdır!” diye cevapladı.kocamda tastikledi oo sen samete dürtsen uyanmaz dedi
Ben de misafirımıze, Iyi geceler!” deyip ayrılmak isterken, tekrar teşekkürler diyerek üzerime
nerdeyse kendıne çekip sarılacak gibıydı.el temasıyla biraz heyecanlandım
Kocamla nihayet odamıza gelmiş, renkli mini geceliğimi giyip uzanmıştım. Kocam
bana iyi geceler öpücügü verip, başını yastığına götürürken, yastığa 5 kala uykuya dalmıştı bile. Ben
de gecelambasıni kapatıp uykuya dalmıştım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmıyorum, heyecanlan uyandım. Nefis
bir rüya görmüştüm, ama kiminle, nerede sikiştiğimi hatırlamıyordum. Muhteşem bir şekilde
tahrik olmuştum ve amım vıcık vıcık idi. Külotumun önü sırılsıklam olmuş, bedenim rüyanın tesiriyle
titremekteydi. Islak külodumu sıyırıp yatağın yanına attım ve kocama sokuldum Ama kocam içkinin
tesiriyle derin uykudaydı. Elimi önüne attım, normalde çalışkan, becerikli ve sert siki, süzulmüş
büzülmüş, nerdeyse içine cekilmış, sadece çiş yapmaya kullanılır bıçımdeydi. İçımı çektim ve ıştahimı
ertesi güne bırakmak niyetiyle mutfağa su içmek için kalktım..
Misafir odasının önünden geçtiğimde kapı hafif aralıktı, gece lambası loş olmasına ragmen misaflrimizin halini bana
sergiliyordu. Sametin üstü açılmış, slip külotla yatıyor, külodundan siki görünüyordu . Biraz durdum
seyrettim. siki oldukca büyük duruyordu Gördüğüm rüya beni çılgınlığa süruklüyordu. elimi donsuz amıma atarak okşamaya başladım etrafımı kolaçan ederek Yavaşça ıçeri girdım.heyecandan kalbim duracak gibiydi Ayağırnla hafiften
bacagına dokundum, tepki gelmeyince dediği gibiymiş siye düşündüm daha bir cesaretle ayagımla donun üstünden yarragına hafif elledim gerçekten agır uykudaydı, hiç tepki gelmedi. Eğilip baldırını okşadım, halen tık
yok.. Cesaretlenip elimi külodunun üstüne attım. Korku, heyecan ve istek duygusu birarada beni
kudurttu. Yukarıya doğru çıkıp yüzünün üstüne hafiften çömeldim. Bu arada yeniden vıcık vıcık olmuş
amcıgımı, çenesıne, dudaklarına, burnunun ucuna sürtüyordum. İçimden de, akşam bana sürekli
Yengecığım yengeciğım’ dıyen Samete, (Yengen geldi işte, çok süzdün yengenı, hadi kokla
yengenın amını!) diyordum…
Amcığımın dudakları Sametin agzına yüzüne değdikçe tir tir titriyordum ve artık daha fazlasını
istiyordum. İyice kudurmuştum çıgrından çıkmıştım. Gizli ve altatma duygusu ile heyecanla herşeyi yaşamak
istiyordum. Tekrar aşağıya dönüp, Sametin külodunu elimi attım okşayarak ne olacaksa olsun diyerek gözümü karartıp sıyırdım. İri yarak tüm haşmeti ile önümdeydi önce taşaklannı kokladım,
öptüm,ve az az yalamaya başladım. Aslında onları tamamen ağzıma alıp, sündiire sündüre emıp, ısırmak
istiyordum. Tabi uyanmasından korktum yapamadım. Sikini aşağıdan yukarıya yalamaya başladım.
Siki artık iyice büyümüştü. Ağzımı zor giriyordu, sikinin başını aldım ağzıma, dilimle yaragın mantar gibi
kafasının çevresinde dans ediyordum.
Artık kıvama gelmiş iyice dikilmişti bu siki hemen amıma almanın zamanı gelmişti. Ata biner gibi üstüne çömeldim, elimle
siki tutup başını iyice tükürüpleyip başını soktum, biraz durdum ve hafifçe oturmaya başladım..zor giriyordu amım yanmaya başladı bu saatten sonra beni hiç bir şey durduramazdı Tamamen içimdeydi
artık, istediğim gibi kalkıp iniyordum, bende, istediğim ritimde gidip geliyordum.
İnanılmaz bır zevk aliyordum, ıçımde fırtınalar kopuyor, şımşekler çakıyor, depremler bedenimi
sarsıyordu. Dilediğim gibi zincirleme Orgazmlar yaşıyordum. Artık gücüm kalmamıştı, muhteşem
tatmin olmuştum. 3 defa 15 dakika gibi bir sürede Yavaşça üstünden kalktım, külodunu kalkık boşalmamış yaragının üstüne çekecem . Tam o sırada
biraz kıpırdadı ve külodunu sikinin başına tutarak boşaltıgını. gördüm küloduna silerek içine koydum halen derin uykudaydı hemen toparlanıp Odadan ayrildım, suyumu içip
yatağıma uzanıp, kocama sokuldum, yorgun ve heyecandan titreyen vücudum rahatlayan amıma sonumu giyerek uyudum.
Sabah 9 gıbi uyandığımda, kocam kalkmış odada dolaşıyordu. Banyodan su seslen geliyordu.
Kocama, “Günaydın! Banyo meşgul galiba?” dedığimde, “Günaydm aşkım. Samet banyoyu
kullanmak için müsade istedi. duş alıyor.” dedi.. Ben tabi Sametin neden duş alması gerektiğini
bildiğim için, içten içe gülüyordum:)) kocamı arkadaşıyla altatmanın heyecanı ile kimsenin hiç bir şey anlamadığını düşünerek kahvaltı hazırlamaya başladım mutlu ve degişik yarrak yemek bende çok farklı duygu ve his oluştu bundan sonrası için ne yapacagım bilemiyorum……

Kocamı aldattım

Evlendikten 2 yıl sonra eşimin babasına ait olan Bodrum’daki yazlığımızda bir tatil yapmaya karar verdik. Yazlık bir sitenin içindeydi. Eşim beni buraya ilk kez getirecekti.
Kendisi de yıllardır gelmemişti. İlk işimiz yıllarca boş kalmış daireyi temizlemek oldu. Temizlik sırasında sitenin getir götür işlerini yaptığı anlaşılan bir adam gördük.
Üstü çıplak altinda kot bir şort vardı, esmer ve kaslıydı, boylu poslu ve göğsü siyah kalın tüylerle kaplıydı. Adamdan içten içe etkilenmiştim bir saniyeliğine.
Eşim; “Bize çöp poşeti varsa getirir misiniz?” diye seslendi. Adam “Tabi ki.” diyerek çöp poşeti almaya gitti.
Elinde çöp poşetiyle geri döndüğünde eşim içeride birşeyler yapıyor, ben de kapının önündeki kolileri içeri alıyordum.
Bana çöp poşetlerini uzatırken “Yardım ediyim.” dedi. Ben de “Çok zahmet olacak ama iyi olur.” dedim.
Büyük kolileri tek çırpıda alırken iri bedenindeki kaslar geriliyordu. Onu izlerken amımdan yukarı bir ateşin harlandığını hissettim. Onun maskülenliği, sert bir erkek oluşu içimde bir hormon bombası patlatmıştı.
Akşam komşularımızla otururken bu adamın birkaç günlüğüne bir arkadaşının yerine baktığını öğrendik. Bense günboyu bu vahşi karizmatik erkeği unutamadım. Kolileri taşırken gerilen kasları amımı sırılsıklam ediyor, kirli sakallı kemikli yüzünün erkeksi hali meme uçlarıma kadar bir yangını ateşliyordu. Eşimin ise bu hislerimden haberi yoktu.
Bir gün sonra eşim evin ihtiyaçları için alışveriş yapmak üzere evden çıktı. Yalnızdım. İçgüdüsel olarak balkona çıktım ve onu aradım.
Havuzun başında bişeyleri tamir ediyordu. Ohh üstü yine çıplaktı. Esmer kaslı teninin üzerinden ter damlaları akıyor, elindeki aleti her kullanışında adeleleri geriliyordu. Yanıyordum artık. Ürkekçe seslendim:
-Bi bakabilir misiniz acaba…
Yavaşça arkasını dönüp bana baktı
-Buyrun?
Biraz umursamaz ve sert bir tavrı vardı. Amımda ufak bir kasılma hissettim.
-Dünkü yardımınız için teşekkür etmek istedim…
Sesim olabildiğince ince ve titrekti.
Bu güçlü erkek karşısında şimdiden eriyordum
-Önemli değil, ne zaman isterseniz… dedi ve işine döndü.
İçgüdüsel olarak bir kez daha “pardon” diye seslendim.
-Evde takılması gereken perdeler var da, eşim şuan evde yok, acaba yardım eder misiniz?
Bir an beni baştan aşağı süzdüğünü hissettim. Üzerimde kısacık bir şort ve askılı bir atlet vardı. Sütyen takmamıştım. Memelerim ve beyaz bacaklarımın tamamı ortadaydı. Onu istediğimi anlamış gibiydi. Kalbim duracaktı neredeyse.
-Olur. Şu işi bitireyim beş dakikaya oradayım.
O beş dakika geçmek bilmedi.
Bir saniyeliğine aklıma daha uygun bişey giymek geçtiyse de içgüdüsel niyetim engel oldu buna. Kendimi ona verecektim.
Kapı çalındı, kalbim hızla çarparken yavaşça gittim ve açtım. Bir saniye bakıştık. İçeri davet ettim. Göğüslerime bakıyordu.
-Su içer misiniz?
-Çok iyi olur.
Arkamı dönüp buzdolabına yöneldim. Beni izliyordu. Sadece eşimleyken giydiğim minicik şortum kalçalarımı tamamen ortaya çıkarıyordu. Şu şişesini alıp tezgahın üstüne koydum. Bardağı almak için ayak parmak uçlarımda dolabın üst rafına uzanmaya çalışıyordum. O an bana doğru yanaştığını hissettiğimde kalp atışlarım daha da sıklaşmaya başlamıştı. Bardağı aldım ona döndüm. Tam karşımdaydı. Elimdeki bardağı alıp kenara koydu. Boğazımdan tuttu ve sırtımı buzdolabına yasladı. O anda bu vahşi erkeğe teslim olmuştum.
Hoyratça dudaklarımı öpüyor, büyük kaba elleri memelerimde, götümde bacaklarımda dolanıyordu. Bir an öpmeyi ve bıraktı ve
-Kocan gelmez degil mi?
Bu sırada kot pantolonunun altındaki sertliği karnımda hissediyordum.
Aklım başımdan gitmişti. Amımın yangını tüm vücudumu sarmıştı artık.
-Yok… Gelmez daha. Hadi al beni, karın yap, kölen yap, fahişen yap.
Bunu duyar duymaz üstümdeki askılı atleti bir seferde çıkarıp kenara attı, beni kucaklayarak mutfak tezgahına oturttu. Çok güçlüydü ve sert davranışları çok hoşuma gitmişti. Ortaya çıkan memelerime saldırıyor, yoğuruyor, emiyor, ısırıyordu. Ben de kendimden geçmiş halde onun başını okşuyordum. Bembeyaz memelerimin pembe uçları zevkten dimdik olmuş, etrafı erkeğimin siyah sert sakalları her temas ettiğinde şehvetle kızarıyordu.
Ben de bu sırada erkeğimin kaslı sırtını, geniş güçlü omuzlarını ve kollarını okşuyordum. Küçük, beyaz ve manikürlü narin ellerim, kırmızı ojeli parmaklarım onun kaslı esmer teniyle delirtici bir kontrast yakalamıştı. Yakından hafif erkeksi ter kokusunu duyuyordum. Bu beni iyice azdırmış, kaslı bedenine dudaklarımla tapınma isteği uyandırmıştı. Omuzlarından başlayarak erkeğimi öpüyordum artık. Kaslı göğüsleri, boynu, dudakları…
Beni tekrar kucakladı ve bu defa içerideki koltuğa oturttu. Karşımda ayakta durmuştu ve kot pantolonundan kabaran o baş döndürücü sertlikle karşı karşıya kalmıştım. O tok sesiyle “dışarı çıkar bakalım onu” diye emretti.
Kemerini çözdüm ve düğmesini açtım, fermuarını güçlükle indirirken az çok neyle karşılaşacağımı tahmin ediyordum artık. Pantolununu indirdiğimde nutkum tutulmuştu. Külodunu indirdiğimde sallanarak dışarı fırlayan yarrak, eşiminkinden daha uzun ve çok kalın, kocaman bir erkeklik abidesiydi. Tüm sertliğiyle havaya dimdik dikilmişti. Bu manzarayı görür görmez onu iki elimle kavramak istedim.
-Al bakalım bebeğim ağzına.
Bu emir içimde bir kez daha hormon bombası patlattı ve erkeğime ahlaksızca gülümsedim. Ve sonra tapınırcasına o koca yarrağın başına bir öpücük kondurdum. Dudaklarımın arasına alıyor, boydan boya yalıyor, aşağı sarkan taşaklarını emiyordum.
Zevkten hayvani sesler çıkaran erkeğimi mutlu etmiş olma duygusu beni daha da azdırmıştı. Sonra kontrolü ele aldı ve saçlarımı toplayıp başımı sabitleyerek ağzımı sikmeye başladı. Onun istekli dişi köpeğiydim artık.
Ağzımı sikerken bazen gırtlağıma kadar sokup nefesimi kesiyor sonra tamamını azımdan çıkarıp nefes almama izin vererek beni ödüllendiririyordu. Bir süre sonra sonra beni saçlarımdan çekerek kaldırdı ve koltuğa döndürüp “domal” diye emreti. İkiletmedim. Ayakta arkam ona dönük bir şekilde hızlıca şortumu çıkardım. Erkeğimin önünde külodumu yavaş yavaş indirirken onun o kocaman elleri kalçalarımda geziyordu. Çırılçıplak bir şekilde koltuğa dizlerimle çıkıp öne doğru eğildim ve açıkta kalan, zevkten kabarıp şişmiş ıslak amımı ona çevirdim. Arkadan beni yalarken ben de aç bir dişi köpek gibi götümü sağa sola sallıyor ve yalvarırcasına inliyordum.
-Hadi artık, bana sahip ol, seninim, kadının yap beni güçlü erkeğim. mmhhh…
Güçlü kollarıyla belimi kavradı, koca yarrağının başını ona sunduğum aç amcığa yasladı. Sabrım kalmamıştı.
-Ohh hadi, ohh…
Ben kalçamı arkaya ittirip onu içime almaya çalışırken yarrağını tek seferde vahşice sonuna kadar sapladı.
Tiz bir çığlık attım. Kalın aleti daha önce eşimin girmediği derinliklerime girmiş ve amımı dağıtmıştı. Kadınlığım zirvedeydi artık. İçimi dolduran yarrağı geri çekti, ve sonra tekrar sapladı. Sonra kocaman erkekliği vahşice bir hızla amımda gidip gelmeye başladı. Zevk denizinde yüzüyordum artık. Onun sert kasıkları benim beyaz ve yumuşak götüme çarptıkça kalçalarım dalgalanıyordu. Saçımdan tutup daha sert vurmaya başladı.
-Off harikasın bebeğim, amın ne güzel senin böyle…
Bu sırada öne eğilip altta sallanan memelerimi kavrayıp sıkmaya başladı.
Amımdan yayılan şehvet beni artık bambaşka biri yapmıştı.
-Mmhhh erkeğim, sok hepsini içime.
Bu sırada sertleşen vuruşlar beni dünyadan koparmıştı. Peşpeşe orgazm oluyordum. Orgazmın şiddetiyle kasılıp gevşeyen am dudaklarım onun koca yarrağını daha da zevklendiriyor olmalıydı ki erkeğim de inliyordu.
Sonra beni bıraktı. O daha boşalmamıştı. İçimden çıkardığı esmer yarrak am suyumla parlıyordu. Çıkar çıkmaz yaylanarak havaya dikilmişti. Bir saniye bile dayanamadım bu görüntüye.
Tekrar yalvardım.
-Ohh sik beni, bi daha sik beni lütfen. Hadi erkeğim. Çok istiyorum seni.
Bu sırada mutfak tezgahının üzerindeki soğuk su şişesini ağzına dikmekte olan erkeğim şişeyi indirdi. Ağzını vahşice sildikten sonra acele adımlarla bana geldi ve güçlü kollarıyla beni kucağına aldı. Kucağında küçücük kalmıştım. Çelikleşmiş yarrağını tek seferde amıma gömdükten sonra beni ayakta kucağında hoplatarak sikmeye başladı. Amcığım alttan darbelenirken ben de erkeğimin neresi denk gelirse öpüyordum. Yaklaşık 10 dakika daha beni kucağında siktikten sonra yüz kasları iyice gerilmişti.
Ohh boşalacaktı. Ona içimden çıkmasını asla söyleyemezdim. Neyse ki hap kullanıyordum. Şehvet ve endişeyle kaçınılmaz sonu bekledim. Ve sonunda hayvan gibi hırlayarak koca yarrağından dölleri rahmime fışkırttı.
Beni koltuğun üzerine atıp banyoya geçti. Zevkten soluk soluğa titrerken banyoda yüzünü yıkayan erkeğimi izliyordum. Onun terler içindeki vücudunu ve hala dimdik duran koca sikini izlerken yarım kalan orgazmımı tamamladım. Tam olarak doyurulmuş ve sersem halde duvardaki saate baktım. Çok geç olmuştu.
-Eşim gelecek. Çabuk giyin ve git lütfen… nolur.
İkimiz de giyindik. Ben ortalığı toparlarken evden çıktı ve çıkarken eşimle karşılaştı. Eşim içeri girdi ve ne olduğunu sordu. “Yatağa geç bekle. Ben duşa giriyorum. Çıkınca anlatıcam.” dedim.

londradan misafirler – 2.Bölüm

Sultanahmette tarihi yerleri gezerken ben kendilerine bilgim dâhilinde izahatlar vererek turistik bir tanıtım yaptım. Öğle yemeğini de tarihi köftecide yedik. Son derece memnun bir şekilde oradan ayrılıp sabırsızca bizi bekleyen tekneye doğru hareket ettik. Ataköy Marinaya vardığımızda hava sıcaklığı iyice artmıştı.Tekneye çıkıp biran önce denize açılmak ve serinlemek istiyorduk hepimiz. John ve Allan tekneyi görünce bir ıslık çaldılar. Gerçekten güzel bir yattı, ancak bu şaşkınlıkları karım Nil ve baldızım Nurla tanışınca iki katına çıktı tabiki. Onlar evimiz yakın olduğu için önceden varmışlardı tekneye. Yüz ifadelerini görmenizi isterdim doğrusu. Hava çok sıcak olduğu için bizimkiler çoktan güneşlenmeye başlamışlardı. İkisinindi üzerinde bikini ve altlarında pareoları vardı. Seksi kıvrımları birer cazibe noktası olarak öne çıkıyordu tabiki. John ve Allanın sırayla tanıştıkları eşim ve baldızımın ellerini kibarca öperken ne kadar güzel olduklarını da büyük bir hayranlıkla söylemeyi ihmal etmediler. Mete’de onlara hak verdiğini söyleyerek John ve Allana soyunmaları için kabini gösterdi. Tekne hareket ettikten sonra güneşlenme güvertesine çıkıp geniş yatakların ve minderlerin üzerine serildik. Misafirler kısa bir süre içinde bize katıldılar ve hemen birer soğuk bira açarak tanışmamızı kutladık. İltifatlar ve espriler birbiri ardına sıralanırken konuşmalar zamanla müstehcen fıkralarla süslenmeye başladı. Eşim ve baldızımda bu konuda çok rahattılar. Bir bizden bir onlardan fıkralar ve hikayeler birbirini izledi. Tekne denizde epeyce açılmıştık ki bizim kızlar güneşlenmek için pareolarını ve üstlerini çıkarmak istediklerini söylediler. İkisi de sutyen izinden nefret ediyorlardı ve misafirler ise bundan rahatsız olmayacaklarını söyleyince hep beraber müstehzi bir şekilde gülüştük. İlk önce Nil pareosunu çıkardı, arkası bize dönük olarak ayakta duruyordu ve giydiği tanga bikini adamlara küçük dillerini yutturuyordu az kalsın. Kalça yuvarlaklarının arasında kaybolmuş olan küçücük kumaş parçası en ince kıvrımına kadar açıkta bırakıyordu nefis poposunu. Onu Nur takip etti, aynı manzara adamların durumunu daha da zorlaştırdı. Nur’un kalçaları daha geniş, beli daha inceydi. Ancak omuzları daha dar ve göğüsleri iriydi. Kızlar sutyen kopçalarını aynı anda çıkardılar ve bikinilerinin üst kısımlarını yere attılar. Bize döndüklerinde manzara gerçekten inanılmazdı Nil’in meme uçları esen rüzgârdan hemen etkilenmiş birer fındık iriliğine erişmişti. Karım zaten bu durumdan çoğu zaman şikayet ederdi; şehirde işi olunca ya da çarşı pazar gezerken hep kalın sutyenler ya da kalın kumaştan bluzlar giymek zorunda kalırdı. Bir keresinde askısız bir bluz içine sutyen giymeden çıkmış o günü dikkatli bakışlar ve atılan laflardan dolayı zor akşam etmişti. Nur’un memeleri ise serbest kalmanın etkisiyle ileri fırlamış tatlı tatlı sallanıyorlardı. İriliğinden başka birde kenar yuvarlakları karımınkilerden daha koyu ve büyüktüler. İşte sıra şimdi yağ sürme merasimine gelince erotik filmleri aratmayan bir sahne çıktı ortaya. Kızlar yere sırt üstü uzanıp güneş yağını benim sürmemi istediler. Ben hemen zıplayarak avcuma bol miktarda yağı boca edip önce Nil’in omuzlarından göğüslerine indim ve özellikle göğüs kenarları ve uçlarını dairesel hareketlerle uzun uzun yağladım. Daha sonrada göbek çukuruna doğru devam ettim. Bikinisin alt tarafı oldukça dar olduğu için kalça kemikleri üzerinde gerilen kumaş parçasının içinden venüs tepesi tüm ihtişamı ve çıplaklığı ile gözüküyordu. Kişide tam ağdalı olduklarından bize sundukları göz ziyafeti inanılmazdı. Dayanamayıp elimi Nil in alt tarafına doğru uzattım ve tepesini avuçlayıverdim. Bu hareketimle karım birden kasıldı ve kısa bir inleme sesi çıkardı, ancak hemen arkasından şaplağı yiyiverdim tabiki Uzun bacaklarını da yeterince yağlayıp Nur’a geçmek üzereydim Allan dayanamayıp atladı. “Lütfen, eğer hanımefendi izin verirse bu görevi ben seve seve yerine getirmek isterim’’ deyince Nur kahkahayı bastı. Serbest bir kadın olduğu için neden olmasın dedi. Allan bu cevap üzerine ok gibi fırlayıp yağ kutusunu elimden kaptı ve avucuna boca etti. Aynı benim yaptığım gibi omuzlarından başlamak üzere göğüslere doğru devam etti ve Nurun iri göğüsleri iki yana yayıldığı için her birini iki avcunun arasına alarak yağlamaya tercih etti. Bu inanılmaz seksi bir hareketti ve Nurda bundan çok hoşlanmıştı. Diğer memesine de aynı özeni göstererek aşağılara doğru devam etti, ama benim yaptığıma cesaret edip elini alt kısımdan içeri doğru sokamadı tabiki. Bacaklarını da uzun uzun yağladıktan sonra, Nur kendisine teşekkür etti. Allan, John ve ben üçümüz sohbete daldık ancak hiçbirimizin aklı sohbette değildi. Gözlerimizin önünde uzanmış bu iki güzellik abidesi kadındaydı tartışmasız.
Ben bu işin sonunun nereye kadar gideceğini merak ediyor, eğer adamlar daha ileri gitmek isterlerse karımın bunu nasıl karşılayacağını merak ediyordum. Nil’le şimdiye escort bursa kadar böyle bir pozisyonda hiç kalmamıştık. Mükemmel bir cinsel hayatımız ve fantezilerimiz vardı, ancak bir yabancıyı aramıza almamıştık hiç. Nur’un böyle bir durum karşısında göstereceği tepk**en emindim. O bunu umursamaz sonunda benden alacağı hediyeyi düşünürdü. Bu arada Mete’de yanımıza gelmiş birazdan adanın arka tarafında ıssız bir koyda denize girmek için demirleyeceğimizi söylemişti. Bu haber herkesi sevindirdi zira hepimiz aşırı derecede ısınmıştık. Benim ve adamların ön kısmı birer çadır şeklini almış artık bunu gizleyemiyorduk. Demir attıktan kısa bir süre sonra güverte kenarında dizilmiş önce kimin denize gireceğini konuşurken John benim kulağıma fısıldayarak karımı Allanla beraber denize atmak istediklerini söylediler. Bende ‘’ok’’ dedim, Nil şaka sever hatta karşılık vermekten hoşlanırdı. John ve Allan Nil e çaktırmadan arkasından dolanıp biri gürsu escortayaklarından diğeri de ellerinden sıkıca kavrayıp onu çığlıklar içinde altı okka yaptılar. Bir kaç kez sallayıp güverteden denize attılar. Nil suya düştüğünde bir çığlık atmış ve bunun intikamını alacağını haykırıyordu. Ben ve Mete de aynı şeyi Nur için planladık ve hızla baldızımı da suya attık. Sonra bizlerde onları takip ettik. İçtiğimiz biraların etkisi ile son derece rahatlamış, serin ıssız sularda yüzebilmenin keyfini çıkarıyorduk. Kıyıya doğru hızla yüzmeye başladık. Ayaklarımızın yere değdiği yerde kızları aramıza alıp onlarla şakalaştık. John ve Allan kızlarla mümkün olduğu kadar yakın olabilmek için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlardı. Sonunda malum deve güreşi fikri çıktı ortaya. Hemen iki takıma ayrıldık ben ve Nil, John ve Nura karşı olacaktık, daha sonrada Allan karımla, Nur da Mete ile takım oluşturacaktı. Ben vakit kaybetmeden Nili sırtıma almıştım, John ise Nur un geniş kalçalarını omuzuna yerleştirmek için bayağı uğraşmıştı doğrusu. Kızların üstleri çıplaktı tabiki. Nil in meme uçları birer mızrak gibi dimdik Nurunkiler ise irilikten sağa sola sallanarak müthiş seksi bir manzara arz ediyordu. John Nur’un bacaklarını vücuduna sıkıca dolamış ellerini de dizlerinin üst kısmına kenetlemişti. İlk atak onlardan geldi ve Nil bu atağı savuşturmak için yana eğildiğinde dengemiz bir an için bozularak devrildik. Daha ilk hamlede kaybetmiştik.John sevinç içinde zıplıyordu Nur un memeleri de onunla beraber havalara sıçrıyordu. John Nuru sırtından indirmek istemiyrodu adeta olduğu yerde dönüyor zıplıyor hopluyordu.Bir ara Nurun arkadan görünüşünü yakalamıştım ve bu beni oldukça tahrik etmişti.Tangası kalçalarının arasında tamamen kaybolduğundan etli kalçalar iki yana ayrılmış son derece davetkar duruyorlardı.Mete ve Allan ise sıralarını sabırsızlıkla bekiyorkardı.Allan hemen gelip karımı sırtına alırken denge kurmakta birz zorlandı .Ancak Nil kalçalarını adamın omuzuna yerleştirmek için kıvrak bir hareket yaptığında baldızın sundğu kalça frikiğini bu sefer karımdan izledik.Metede hemen vakit kaybetmeden Nuru sırtladı ve ilk atak bu sefer Nilden geldi.Nil in elleri ıslak olduğundan kayarak Nurun sol kolunu sıyırıp geçmişti ve dengesi bozulduğu için ona tutunmak istedi. Can havliyle yaptığı hamlede sağ eli kazayla Nurun iri memesine sıkıca yapışmıştı.Aynı anda sol eliylede Allanın kafasına tutunuyordu.Nurun canı yanmıştıki kısa bir çığık attı.Bu çığlık biz erkeklerin yüreğinden birer parça kopaırıp götürdü sanki.Nur da bu hamleye karşılk verip ileri uzanınca Allan geri çekildi ve Nur un dengesini sağlayamayan Mete öne doğru eğilerek kızı suyun içine bıraktı.Nurun düşüş anı gerçekten muhteşemdi. Tangasının alt kısmı mücadele esnasında sanki yok olmuştu,ve denizin içine dalarken kalçaları tamamen açılmış uzvunun kenarları dışarı çıkmıştı.Bu sahneden sonra hepimizin nefesi kesilmişti.
John ve Allan kızlara her fırsatta sarılmaya çalışıyor onların bursa üniversiteli escort omuzlarına yanaklarına öpücükler konduruyor, tebrik bahanesiyle sarılarak çıplak vücutlarını daha iyi hissetmeye çalışıyorlardı.
Kızlarda ıslkılar çalıp zıplıyor , su püskürtüyor, elleri ile şakalaşıyor neşeli kahkahalar atıyorlardı.
(hikaye tamamen kurgusal, gerçekle bir alakası yoktur)

Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 29 Ozge Yengem

Gözlerini benden kaçırdı ve kapının önünden yürüyerek gitti. Özge’nin içinden çıkıp yanına yığılmıştım. Özge bir süre derin nefes alıp vererek yataktan kalktı ve yan tarafta duran peçeteyi alıp lavaboya gitti. İçine akıttığım dölleri temizleyecekti. Bende yataktan kalkıp şortumu giyip çıktım odadan. Aşağıya indiğimde Gülizar yemek masasında kahvaltısını yapıyordu. Yüzüme bakmıyor, konuşmuyordu. Bir çay katıp oturdum masaya. Kahvaltımı yapıyordum telefonum çalıyordu. Üst katta unutmuştum. Özge elinde telefonla merdivenlerden indi;

– Tatlım Zeki aradı seni açamadım.
– Tamam canım ararım onu sonra.

Gülizar gözlerini kaldırıp arada yüzüme bakıyordu. Kahvaltımı yaptım;

– Canım ben dışarıya çıkıyorum görüşürüz akşama.
– Tamam aşkım.

Mutfakta çay katan Özge’nin yanaklarından öpmüştüm.
bursa escort Gülizar kahvaltısını yapmaya devam ediyordu. Dışarıya çıktığımda salakça etrafıma bakınıyordum. Uzaklardan Zeki gözüktü yürüyerek geliyordu. Beni görünce el salladı;

– Aloow hacı gülle günaydın!
– Günaydın Zeki!

Bana doğru koşuyordu. Yanıma iyice yaklaştı;

– Kanka hadi gidiyoruz.
– Nereye?
– Yoruldum amına koyayım. İlayda gidiyor. Yolcu edeceğiz senide alıp gelmemi söylediler.
– Nereye gidiyor?
– Yurt dışına. Amerikaya gidiyor okul için. Vedalaşacağız.
– Yapma be gidiyor demek he.
– He hacı gülle gidiyor, gitmeden kayaydın inegöl escort

kıza iyi olurdu da.
– Aramadı ki hiç.
– Neyse hadi atla arabaya geç kalacaz.

Arabaya geçtik, İlayda’nın evine doğru sürmeye başladım.

– Herkes orada mı?
– Ferhat, Mete, Melisa orada. Ailesi var birde.
– Bugün mü gidiyor.
– Aynen hacı gülle, akşam 5’te uçağı var.

İlayda’yı her ne kadar Özge’yi unutmak için kullanmış olsam da, güzel kızdı. Seviyordum kendisini. Özge’nin yerini kimse tutamadı tabii ki. Yolda giderken Zeki ile laflıyorduk.

Zeki;

– İnşallah aynı yerde yaparız askerliği.
– Aman tövbe de amına koyayım.
– Niye lan süper olmaz mı?
– Olmaz Zeki.
– Olur bence hacı gülle. Anılarımızı fetiş escort anlatırız yeni yetmelere.
– Sen anlatırsan kimse inanmaz ki oğlum.
– İşte o yüzden yanımda sizde olun. O zaman inanır hacı gülleler.
– Şans artık Zeki gidelim de bir.

İlayda’nın evinin kapısının önüne geldik. Arabayı durdurdum ve indim. Zeki önden gidip kapıyı çaldı. Melisa açmıştı kapıyı.

Melisa;

– Hoş geldiniz beyler.

Zeki melisa’nın yanağından makas aldı;

– Hoş bulduk şekerim.

Bende arkasından gittim.

– Ne haber Melisa?
– İyidir kuzey
– Sen ne yaptın üniversite işini?
– İstanbul’a yaptım tercihimi.
– He kazandın yani hangi bölüm?
– Hukuk.
– Çok sevindim. Tebrik ederim.
– Sizde askere gidiyormuşsunuz? İçeride İlayda’nın babası askerlik anılarını anlatıp duruyor bizimkilere. Ferhat melankoliğe bağladı.
– Sorma ya hindi gibi düşünüyor o.

Melisa ile yürüyerek bahçeye kadar gelmiş, sohbet etmiştik. İlayda’yı karşımda görünce çok şaşırmıştım. O genç kızlık görüntüsü yoktu üzerinde, hani sikildikçe güzelleşir, olgunlaşır ya kadın. İşte İlayda’da o kadınlık evresine girmiş, olgunlaşmıştı.

İlayda;

– Hoş geldin kuzey.

Bana gelip sarılmıştı. Çok güzel kokuyordu. Ellerimi sırtına attım ve karşılık verdim.

– Hoş bulduk canım gidiyorsun demek.
– Evet. Hadi gel.

Elimden tutup çocukların yanına götürdü beni. İlayda’nın babası beni gördü;

– Heyt be 4. Komando da geldi. Kırkağaç demek.
– Evet, baya kötü diyorlar orası için de.
– Kötü değil de, çok sıkı eğitimi var.

İlayda’nın babası askerlik anılarıyla bayacaktı artık bizi. Neyse ki İlayda gelip kurtardı bizi.

İlayda;

– Bu kadar sohbet yetmez mi baba? Bırak arkadaşlarımla son kez sohbet edeyim.
İlayda benim ve Mete’nin elinden tutup çekti, Zeki hala İlayda’nın babası ile sohbet ediyordu. Ferhat da arkamızdan düşünceli bir şekilde geldi.

İlayda;

– Ne içersiniz?

Ferhat;

– Ben getiririm siz oturun.

Ben;

– Kanka bira alayım ben.

Mete;

– Aynen bende.

Ferhat;

– Tamamdır.

Ben;

– Ne kadar kalacaksın orada? Gelecek misin türkiyeye?
– Tabii ki geleceğim. Özellikle sizin acemilik bittiği zaman tekrar görüşürüz.

Mete;

– Orada ortamın daha güzel olacak kızım, unutma bak sonra bizi.
– Aşk olsun Mete ya unutur muyum hiç sizleri.

Mete’ye sarılmak için hareket ettiğinde kucağıma doğru yatmak zorunda kalmış, o elbisesinin arasından güzel memelerini görüyordum. İlayda’nın annesi yanımıza geldi. Neredeyse ilk kez görüyordum annesini. Yani annesi demeye şahit lazım. Kadın ablası gibi duruyor, çok keskin vücut hatlarına sahipti. Siyah beyaz bir elbisesi vardı üzerinde. Kilolu değil, aksine zayıftı. Omuzları geniş, kolları kalındı. Beli ince, kalçaları çıkıntılıydı. Spor öğretmeniymiş. Salonu varmış. Böyle birisi olması gayet normal aslında.

İlayda’nın annesi;

– Hoş geldiniz gençler.

Hoş beş sohbet ettik, bahçede yemeğimizi yedik, sohbetlerimizi ettik. Artık İlayda’yı uğurlama saati geliyordu. Herkes ayaklanmıştı. Araçlarımıza binip havaalanına doğru gittik. Hep birlikte uğurlayacaktık İlayda’yı. İlayda tüm işlemlerini yaptırmış, eline küçük bir çantasını almış bize bakıyordu. Melisa duygulanmış Zeki ile birlikte ağlıyordu.

Hadi ben aralarına gireli bir sene oldu. Ama bu insanlar onunla en az 4 yıl geçirmişti. Melisa, İlayda’nın 8. Sınıftan beri arkadaşı, aile dostlarıydı ailesi. Ferhat, Mete, Zeki lise döneminden 4 yıllık bir arkadaşlıkları var, her anları birlikte geçiyordu. İlayda bakmakla yetinmedi ve bize doğru koştu. Melisa İlayda’ya koşarak sarıldılar. İlayda’da ağlıyordu. İlayda yanımıza geldi. Önce Zeki sonra Mete, Ferhat ile sarılarak son kez vedalaştı. Yanıma geldi ve göz yaşlarını sildi. Kollarını açtı ve sımsıkı sarılarak;

– Seni unutmayacağım kuzey. Her şey için teşekkür ederim. İrtibatı kopartmayalım olur mu? bol bol konuşuruz.
– Tabi canım merak etme. Şansın bol olsun

İlayda’nın bineceği uçak için anons yapılmıştı;

“Lütfen dikkat! Türk Hava Yolları, TK 2040 Sefer sayılı, İzmir, Los Angeles uçağı 312A Numaralı çıkış numaralı kapısından, yolcu alımına başlamıştır. Yolcuların çıkış kapısından, uçağa gelmeleri rica olunur.”

Bu anons üzerine İlayda bana sarılmayı bırakmış, ellerimden ellerini çekerek arkasına bakarak gidiyordu. Göz yaşlarına boğulmuş, eliyle yüzünü kapatarak koşmaya başladı. Son arayı dönmüş gözden kaybolmuştu artık. Melisa Zeki’ye sarılmış ağlıyor. Ferhat bağdaş kurmuş oturuyor. Mete eliyle sırtımı sıvazlıyordu. İstem dışı gözlerimden ince bir yaş süzüldü. Tüm o yaşadığımız iyi, kötü anılar film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu. Ferhat ayaklandı;

– Aa hadi ama abi, kız için sevinmemiz gerekirken, burada oturmuş göz yaşı döküyoruz. Telefon, internet denen bir şey var görüşürüz elbet hadi kalkın silkelenin.

Mete;

– Aynen abi hadi çıkalım.

İlayda’nın babası;

– Gençler geldiğiniz için teşekkür ederim kızımı yalnız bırakmadınız. Biz eve geçiyoruz. Var mı bir istediğiniz.

Mete;

– Teşekkürler, bizde bir kafeye gidip oturacağız.
– Peki görüşmek üzere hoşçakalın.

İlayda’nın babası karısının beline sarıldı ve ayrıldılar havaalanından.

Melisa’nın omzuna kolumu atıp sarıldım. Diğer kolumun altına da Zeki girmişti. Onlara sarılarak çıktık bizde havaalanından. Üstümüzden yeni havalanmış bir uçak geçiyordu. Hepimiz ona bakıp el salladık.

Zeki;

– Of hacı gülleler of. Keşke lise döneminde kalsak, hep bir arada olsaydık yine.

Melisa göz yaşlarını sildi;

– Aman allah korusun Zeki seninle bir dört sene daha çekemem.
– Hişt kız zilli, az daha karım oluyordun onu ne yapacan zilli ye bak ya.

Melisa gidiyor, arkasından Zeki onunla konuşarak arabaya doğru gidiyordu. Ferhat yanıma geldi;

– Vay be. İlayda’da gitti. 2 ay sonra bizde yokuz. Ekip dağıldı amına koyayım.

Mete;

– Nereye dağıldı lan! Askerden sonra yine bir aradayız.

Ben;

– Aynen öyle. Karartmayın enseyi hadi gidip bir şeyler içelim. Melisa! Melisa geliyor musun bizimle?
– Yok şekerim siz takılın, ben taksiye atlayıp eve gideceğim. Hazırlamam gereken birkaç evrak işlerim var.
– Tamam canım görüşürüz. Zeki! Gel lan buraya sen nereye?

Zeki gülerek geri geliyordu;

– Hasta oğlum bu kız bana, yanıyor ya!
– Ulan kız arkasına bakmadan gitti.
– İşte bunlar hep naz güzel kardeşim. Hem sen ne anlarsın ulen. Anca kızları sikmekten anlıyorsun hacı gülle.
– Adama bak ya. Yürü len totoş.

Ensesine tokat atmıştım. Araçlara geçip oturduk, telefonum çalıyor Cennet arıyordu;

– Alo kuzey neredesin?
– Arkadaşlarlayım ne bu telaş?
– Çabuk bize gel, ya eski eşim kapıda, bağırıyor, küfürler ediyor.
– Kızım polisi arasana ben nasıl yetişeyim havaalanındayız!
– Polislik mevzu değil Kuzey yalvarırım çabuk gel.
– Tamam, tamam geliyoruz hemen.

Bitmedi bir aksiyonlu hayatım amına koyayım! Arabadan indim. Ferhat ile Mete’nin aracına gittim.

– Beyler Cennet’in evine gidiyoruz kocası mı ne gelmiş, olaylar karışık hadi basın gidin hemen geliyoruz arkadan.

Ferhat arabaya gazlayıp uçtu gitti. Zeki direksiyondaydı;

– Kaç len kenara.
– Niye lan ben sürecem.
– Oğlum kaçıl Cennet’in başı dertte.
– Tamam amına koyayım gel.

Zeki yan tarafa geçmiş, direksiyona geçip çalıştırdım arabayı. Son gazla çıktık yola. Olabildiğince hızlı gidiyordum Zeki koltuğa yapışmış söyleniyordu;

– Yavaş git amına koyduğum ölmek istemiyorum, askere gideceğim ben daha.
– Sus Zeki sus. Kızın başı dertte diyorum amına koyayım.

Yolda Ferhat’lara yetişmiştim. Arkasından sellektör yaptım ve kornaya yüklenerek geçtim gittim yanlarından. Arkamdan onlarda hızlanmıştı. Trafik olmadığı için rahatça gidiyorduk. Yaklaşık yarım saat sonra Cennet’in evine anca varmıştık. Dışarıda her hangi bir araba göremedim. Evin dış kapısı, eve giren kapılar açıktı. Birkaç pencere kırılmıştı. Acı fren sesiyle, Ferhatlar da geldi yanıma. Ben koşarak eve girdim. Etraf çok dağılmış, sanki içeride savaş çıkmıştı, yerde cam kırıklarının olduğu yerde kanlar vardı. Ellerimi başıma atıp paniklemiştim. Üst kata çıktım, tüm odalara bakıyordum ama Cennet yoktu. Cebimden telefonu çıkarttım. Cennet’i arıyordum. Telefonu evin içinde çalıyordu. Yere düşmüş, koltuğun yanından geliyordu ses. Bağırarak telefonu fırlattım duvara.

Ferhat;

– Nerede abi bu kadın?

Mete;

– Polise gidelim abi. Bizi aşar bu durum.

Zeki;

– Hacı gülle, kağıt buldum. Not bırakmış Cennet.

Koşarak Zeki’nin elinden aldım kağıdı. Kağıtta alel, acele yazılmış, zor okunacak yazılar vardı. Zorda okumuştum. Şunlar yazıyordu;

“Kuzey Urla da ki dağ evine gidiyoruz, merak etme iyiyim. Beni orada arayıp bul lütfen.”

Kağıdı ellerimle buruşturup çocukların yüzüne öfkeyle bakıyordum.

Mete;

– Ne yazıyor?

Ben;

– Urla da nerede dağ evi var amına koyayım?

Zeki;

– Kanka bizim yazlığın oralarda olabilir, biliyorum o tarafları.
– Hadi o zaman gidiyoruz oraya çabuk.

Evden koşarak çıktık, araçlara bindik. Zeki’nin arabasına direksiyona yine ben geçmiştim Zeki yolu tarif ediyordu. Ana yola çıktık son hızla kısa süre ilerlediğimde ileride trafik sıkışmış, yerde dubalar, ileride trafik polisi vardı. Yavaşlamış, yavaş gidiyorduk. Önümden araçlar çekilince sağ tarafta kaza olmuş, kamyonun altında kırmızı bir araba kalmıştı. Ona bakıyordum ama bu araç tanıdık geliyordu. Ferhat telefonla arıyordu;

– Kanka şu kaza yapan araba Cennet’in arabası lan!

Hemen sağa çektim durdum. Yanımıza polisler gelmiş, neden durduğumuzu ilerlememiz gerektiğini söylüyor, bırakmıyordu bizi. Yanımıza Ferhatlar geldi;

– Memur bey şu aracı tanıyoruz, hatta kendisi aradı bizi, başının dertte olduğunu söyledi. İçinden çıkan kişi Cennet isminde bir kadın mıydı?

Memur bizi süzüyordu;

– Siz kimsiniz?
– Ya o muydu değil miydi? Eski öğretmenimiz kendisi.
– Evet Cennet’ti ismi, yanında bir bey daha vardı. Beyefendi alkollü olduğu için kontrolü kaybetmiş, karşıdan gelen kamyonla çarpmışmış.

Ben iyice yıkılmış, yere oturmuş ağlıyordum. Mete dirayetliydi. Memura soru sormaya devam ediyor, benim kulağım uğulduyor zor duyuyordum onları;

– Peki durumları nedir? Yaşıyorlar mı?
– Çok ağır yaralılardı, ambulans ile gittiler, durumları hakkında bir bilgimiz yok şuan.
– Peki hangi hastane?

Ben hüngür, hüngür ağlıyordum. Zeki yanıma geldi kolumdan tutup kaldırdı.

– Hacı gülle kalk.
– Yetişemedim Zeki! Yetiş dedi ama yetişemedim!
– Kalk oğlum napacaksın ışınlanacakmısın kalk hadi gidiyoruz.

Kolumdan tutup yanına bindirdi beni. Ferhat ile konuştu Zeki. Hastanenin ismini öğrenmişti. Direksiyona geçti ve uzaklaştı oradan. Hastaneye doğru gidiyorduk. Benim resmen beynim durmuş, yaşaması için ümit ediyordum. Cennet’i kaybedemezdim. Hele ki kurtar beni kuzey dediği halde kurtaramadım yediremezdim bunu kendime. Hastaneye varmıştık, hemen girişte duran danışmaya koştum.

– Cennet nasıl? Durumu nedir? Yaşıyor mu? konuşsana be kadın? Ne durumda!

Bağırıyordum karşımda duran kadına. Kadın şaşkın gözle bana bakıyor Cennet’in kim olduğunu soruyordu. Zeki bana sarılarak uzaklaştırdı kadının yanından;

– Hacı gülle bir sakin ol lan! Bekle şurada!

Zeki kadının yanına gidip sakince konuşmaya başladı. Ferhatlar da gelmişti yanımıza. Zeki arkasını döndüğünde yüzünden düşen bin parçaydı. Ağzını bıçak açmıyordu. Gelip yanıma oturdu. Yere uzattı bacaklarını ve karşıyı izlemeye başladı. Hepimiz Zeki’nin yanına toplandık.

Ben;

– Zeki ne olmuş? Konuşsana lan söylesene ne olmuş! Konuş lan!

Ferhat;

– Zeki ne oldu oğlum?

Mete;

– Konuşsana abi ne durumda?

Zeki boş gözlerle yüzümüze bakıyordu;

– Abi Cennet, Cennet çok kötü durumda, üç kez kalbi durmuş, şuan hayata döndürmüşler ama hayati tehlikesi devam ediyor, yoğun bakımda. Kocası ölmüş kazada.

Ferhat ile Mete yanıma yığılmıştı. Ben bağıra, çağıra hastaneden çıktım. Etrafı yumrukluyor, sakinleşemiyordum. Zeki olduğu yerde çömelmiş boş gözlerle yerleri inceliyordu. Mete fırlayıp yanıma geldi. Kolumdan tutup çekti, belime sarılarak banka oturttu;

– Paşa sakin ol dur daha ölmedi kadın.
– Oğlum kurtaramadım onu lan! Kurtar beni dedin lan!

Hastanenin kapısında oturduk bekliyorduk. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Kafamı kaldırdığımda Esma sultanı gördüm karşımda. Yanıma gelmiş kafamı tutuyordu.

– Durumu nedir?

Mete anlatıyordu;

– Durumu çok kritik, her an kaybedebiliriz diyorlar, siz nereden duydunuz?
– Televizyonda gördüm şekerim, aracından tanıdım. Kıyamam kuzuma ya korkmayın güçlü kadındır bir şey olmaz Cennet’e kocası?

Ben;

– Öldü o şerefsiz! Neden böyle bir şey yaptı Cennet’e hani boşanmışlardı rahat bırakacaktı?
– Tatlım o adam ruh hastası. Öldüğü iyi olmuş pislik herif.

Esma sultan içeriye gitti tekrar bildi almak için. Zeki içeriden gelmiş, yüzünden düşen bin parçaydı;

– Cennet komada, ne zaman ayılacağı belli değil, komada yatıyor.

Boş gözlerle ona bakıyordum. Saatler böyle geçiyor, esma sultan gidiyordu. Akşam olmuştu. Kimse bir şey yememiş, sigaradan başka bir şey içmemişti. Hava kararmış telefonum çalıyordu. Özge arıyordu;

– Alo aşkım nerelerdesin? Ev satıldı, eşyaları da sattı baban, şuan babanların evindeyiz. Senin odanı hazırladım.
– Tamam canım bugün ben gelmeyeceğim Cennet kaza yaptı, hastanedeyim.
– Ne? Cennet mi? Şu TV de haberlerde gördük o kazamı yoksa?
– Evet o. İçinde cennet vardı.
– Of durumu nasıl?
– Komada yatıyor. Canım kapatıyorum şimdi sonra konuşuruz.
– Tamam aşkım…

Telefonu kapatmış cebime koymuştum. Saatler ilerliyor içeriden hiçbir haber gelmiyordu. Gece 12 olmak üzereydi saat. Çocuklar artık gidecekti, çok ısrar ettiler beklemenin anlamı yok gel birşeyler içelim o zaman diye, ama gelmeyeceğimi hastanede burada bekleyeceğimi söyledim. Ferhat ile Mete gitti. Yanıma Zeki elinde iki bardak çay ile geldi. Sigara uzattı;

– Yak hacı gülle.
– Sen neden gitmedin la?
– Ne yapacağım oğlum evde? Soru sorup durma yak işte amına koyayım!

Uzattığı sigaradan aldım ve yaktım. Gözlerim yanıyor, başım ağrıyordu. Çayımı yudumladım. Zeki ye çevirdim kafamı. Bankta yanıma oturmuş, telefonunda resimlere bakıyordu;

– O resimler ne lan?
– He bunlar mı? Partide çekmiştim hacı gülle, bak!

Yanına yaklaştım çekildiğimiz resimlere bakıyordum;

– Bu tip ne lan? Hangower gibi çoğunu hatırlamıyorum.
– Valla bende hatırlamıyorum. Bak dayının kestaneyi çizdiğim bölüm

Zeki sikini dayının götüne dayamış, gözleri bağlı eliyle işaretler yaparken fotosu vardı;

– Oğlum kim çekti bunları?
– Ben.
– Gözü kapalı selfie mi çektin amına koyayım?
– Özel yetenek kanka. Bak bak buda senin cenneti teknede siktiğin bölüm.

Telefonda Cennet’i görünce yüzüm gülüyordu. Kadın resmen aşkla bakıyormuş yüzüme. Elinden aldım fotoğrafı inceliyor, cennet’in yüzünü okşuyordum.

Zeki;

– Dur dur asıl bomba burada!

Zeki galeriden bir fotoğraf daha çıkarttı. Cennet Özge’ye amını yalatırken ki pozdu bu. 2. Gittiğimiz büyük parti.

– Oğlum her şeyi kayıt etmişsin lan!
– Tabbe lan! Bak bak nasılda zevke gelmiş Özge ahaha

Fotoğraflara bakıyordum Mehmet çarptı gözüme;

– Şu Mehmet mi la?
– Aynen kanka aha bak burda da Cennet Mehmet’i sikiyor dildoyla. Bak burada da dayıyı Özge sikiyor, yanda Cennet’i ben.

Resimlere bakarken ağlamaya başladım. Başımı Zeki’nin omzuna attım;

– Ölmez değil mi lan?
– Hacı gülle, ben bile ölmedim. Cennet hiç ölmez lan korkma. Şuan o rüya görüyordur. Ben çok rüya gördüm. O rüyalar döndürür onu hayata tekrar. Korkma yaşayacak sadece üzüyor bizi şimdilik. Hadi kalk bir çorba içelim.
– Yok be duralım işte.
– Kanka içim kıyıldı. Cennetle bir komada mı yatacan. Kalk hadi güçlü olmamız lazım.

Elimden tutup kaldırdı. Bir çorbacıya gidip çorba içtik, çayımızı söyledik dışaraya çıkıp sigaralarımı yaktık.

Zeki;

– Biliyor musun hacı gülle? Cennet gerçekten aşık sana.
– Ya bir git oğlum o nerden çıktı şimdi.
– Ya valla bak. Duydum oğlum, Esma sultanla konuşuyordu.
– Ne diyordu?
– Kuzey bir başka, kişiliği, duruşu, adamlığı yaşının adamı değil olgun bir kere, hani evlenmez benimle belki ama, hayatımda hep olsun istiyorum. Diyordu.
– Normal oğlum hepimiz seviyoruz Cenneti.
– Sen kadar değil hacı gülle. Neyse hadi yürüyek biraz.

Zeki ile yürümeye başladık. Hava esiyor, üşütmüyordu.

Zeki;

– Cennet’i çok iyi anlıyorum.
– Nasıl?
– Bende zor uyandım oğlum. Birde onunla aynıyız. Bir sevgi, şefkat görünce hemen bağlanıyoruz o insana.
– Ne diyon oğlum?
– Hacı gülle, sen bu kıza ilgi göstermedin mi gösterdin? Şevkat gösterdin.
– E ne var oğlum gösterdiysem sizde gösterdiniz. Yeri geldi siktiniz.
– Ya o ayrı. Demek istediğim bu kızın ailesi olmamış ki, böyle sevgi, şefkat, sahiplenme görmemiş. O yüzden seni ayrı tuttu hep.
– Senle ne alakası var bunun Zeki?
– Sende aynısın benim için kardo, diğer çocuklarla dört yılım geçti, sen ilk günden beri yakın davrandın bana, harbiden iyi bir adamsın sadece manyaklık var. Psikolojin bozuk, ayarın yok amına koyayım!
– Bana diyene bak senin psikolojin çok mu yerinde lan?
– Siktir et hacı gülle, akıllı insanları kim sevdi ki?
– Öyle moruk. Hadi hastaneye bakalım bir.

Sigaralarımızı tekrar yaktık ve hastaneye gittik, hiçbir haber yok, komada yatmaya devam ediyordu.

– Sıkıldım Zeki. Her şeyden sıkıldım. Bıktım lan artık.
– Bende kanka.
– Oğlum annem babamı aldattı lan. Medikalde iş bulmuş, adama kendini elletip duruyordu.
– Ciddi misin lan sen?
– Aynen. Yüzüne söyledim, konuşma benimle dedi tokat attı birde.
– Siktir et oğlum, askerden gelelim de, zaten görmeyeceğiz hiç birinin yüzünü.

Bankta uyuyakalmıştık. Zeki ile kafa kafaya vermiş, uyuyorduk. Sabah güneşinin yüzüme vurmasıyla içim ısınmıştı. Donmuşum resmen. Titreyerek uyandım. Zeki’nin kafası omzuma düşmüş, uyuyordu hala. Dürttüm;

– Zeki! Zeki! Uyan amına koyayım rahatlığa bak puştta ki.
– Ne var amına koyayım ya uyutmadın bir. Kıpır, kıpır.
– Ulan yatağında bu kadar rahat uyumazsın. Kalk len. Hastaneye giriyorum ben.
– Tamam git geliyom.

Banka uzandı, uyumaya devam ediyordu. Hastanenin kapısından girdim. Doktoruyla görüşmek istediğimi söyledim. Odasına girdim.

Bugün içerisinde birkaç doktorun daha göreceğini söyledi. Komadan çıkmadığını, uzun bir süre komada kalacağını, uyanmasını beklediklerini söyledi. Bu sürecin zorlu geçeceğini söylüyordu. Ben tamamen yıkılmıştım artık. Aylarca, belki de yıllarca güzelim kadın, hastanede koma da yatacaktı. Kimsesi de yoktu ki. Ben askere gidecektim. Kim bakacak? Kollayacaktı onu? Zeki de yoktu, doğru ya Merve ve Nur vardı? Hemen telefonuma sarıldım ve Nur’u aradım. Olayları anlattım. Hastaneye geldiler, benim olmadığım zamanlarda gözüm arkada kalmayacaktı. İkisi de Cennet’i çok seviyorlar. İçim bir nebze rahat etmişti.

Günler böyle, böyle geçiyordu. Artık babamla aynı evde Özge ile birlikte yaşıyorduk. Daha evlilikten vazgeçtiğimizden haberleri bile yok, sürekli pişmanlık duyuyordu düğünü ertelediği için. Biz hala anlatmadık düğünün olmayacağını. Askerlik günüm gelene kadar, her gün aralıksız hastaneye gittim. Saatlerce bekledim kapısında. Cennet uyanmıyordu. Tüm bu olaylar karşısında Gülizar ile yakınlaşmıyor, aklıma bile getirmiyordum onu. Özge ile olan seks hayatımız duraklamıştı. Tek tük, geceleri ufak kaçamaklar yapıyorduk o kadar. Annemle aram aynı evde yaşadığımız halde, normal konuşmalar dışına çıkmıyordu. Hala soğuk davranıyordum ona ve babamı aldattığından babamın daha haberi yoktu.

Artık büyük gün geliyor, askere gitmeme son bir haftam kalmıştı. Bizim eve Aysel yengemler, Cevat dede, Güllü nene sürekli gelip gidiyordu. Şu geçen zamanda sadece ve sadece Özge ile ufak kaçamaklar dışında gözüm hiçbir şey görmüyordu. Göremezdi. Aklım sürekli Cennette idi. Hala uyanmamış, komada yatıyordu. Bahçede oturmuş sohbet ediyorduk. Kapımızın önünde acı fren sesi duyuldu. Kaza olduğunu sanmıştık, kapımızın zili art arda çalıyor, alacaklı gibi kapıya vuruluyordu. Koşarak kapıya gittim. Mete karşımdaydı. Soluk soluğa kalmış, ağlıyordu. Yanında kimse yoktu;

– Kanka ne oldu? Bu halin ne?

Mete hüngür hüngür ağlıyordu. Kapının önüne yığıldı kaldı. Bahçede oturan babam, Aysel yengemler, cevat dede herkes kapıya gelmiş bakıyordu Mete’ye. Kolundan tutup içeriye çektim. Ayağa kalkmaya hali yok, konuşamıyordu.

– Kanka ne oldu lan söyle dur ağlama iki dakika söyle ne oldu?

Mete ağlayarak yüzüme baktı;

– Kanka Ferhat öldü!

Donmuş kalmış, elimde, ayağımda can gitmişti. Evdeki herkes büyük bir şok içindeydi. Boş gözlerle Mete’nin ağlamasını izliyordum. Mete kafasını omzuma dayadı, küçük bir çocuk gibi ağlıyordu. Nefes alamıyordum. Canımdan bir parça kopup gitmişti sanki. Ferhaat! Diye bağırarak kapının önüne attım kendimi. Nefes alamıyordum. Gömleğimi yırtıp attım kenara. Babam koştu yanıma geldi. Yere çömelmiş;

– Ferhat kardeşim yok ölemez askere gidecektik ferhat ölmedim de kardeşim ferhaat!

Ortalığı yırtıyordum. Güllü nenem ağlıyor, Özge ağzı açık kalmış gözlerinden yaş süzülüyordu. Mete’nin yanına koştum. Kolundan tutup sarsmaya başladım;

– Nasıl öldü lan! Askere gideceğiz oğlum nasıl öldü! Daha Cennet iyileşmedi o nasıl ölür oğlum ölmedi de lan!
– Öldü lan işte öldü! Motorla geziye çıkmış, baya hız yapmış, araba ya çarpmış. Uçmuş adam motordan, motor paramparça.

Mete zor konuşuyor, ağlamaktan kendini alamıyordu. Elimle ağzımı kapatıp hüngür hüngür ağlamaya devam ettim. İnanasım gelmiyordu Ferhat’ın motor kazasında öldüğüne.

– Mete kardeşimi göreceğim götür beni! Mete kalk kes ağlamayı kardeşime götür Mete!

Mete ağlayarak ayağa kalktı. Babam omzundan tutup sarıldı Mete’ye. Hastanenin adını sordu. Veysel abi ile babam götürecekti bizi. Bu halde araç kullanmamızı istemiyordu. Evdekiler gelmedi. Veysel abi ile babam Mete’nin arabasına atladık. Yola düştük. Yol boyunca ağlıyor, düşündükçe kahır oluyordum.

Başımızdan şu 2 ayda bela eksik olmadı resmen. Komada yatan Cennet. Askere gitmeye 1 hafta kala Vefat eden, canım gibi sevdiğim bir arkadaşım Ferhat. Kime üzüleceğimi artık şaşırmış, duygu patlaması yaşıyordum. Ağlamayı bıraktım ve derin bir nefes aldım.

– Zeki nerede?
– Hastanede, göstermiyorlar Ferhat’ı morga aldılar. Yırtıyordu kendini görmek için.

Hastaneye gittiğimizde ailesi ve o motorcu gruptan birkaç arkadaşı oradaydı. Ailesi perişan olmuş Morg kapısının önünde cenazeyi almak için bekliyorlardı. Morgun kapısına gittim ve ferhat’ı göreceğimi söyledim. İzin vermiyorlar, göstermiyorlardı. Zeki morg kapısına çömelmiş, hüngür hüngür ağlıyordu. Morg görevlisinin yakasından tutup içeriye soktum Mete ile Zeki arkamdan geldi. İçeride 2 adet görevli vardı. Morgun kapısını kapattı Mete. Adamın yakasından tuttum. Diğer adam bize doğru hareket etti. Zeki durması için eliyle işaret etti;

– Nere ulan kardeşim! Hangi morgda! Göster lan! Son kez göreceğim kardeşimi aç lan dolabı!

Babam ve Veysel abi morgun kapısına vuruyor, kuzey bir delilik yapma diye bağırıyordu. Morg görevlisi o sinirimden korkmuş olmalı. Yakasından tutup ittirdim ve şaşkın gözlerle dolabı açtı. Sedye gibi demiri çekti önüne. Uzunca bir çanta gibi birşeyin fermuarını açtı. Ferhat çok kötü durumdaydı. Gözlerim büyümüş, ferhat’ı izliyordum Morg görevlisi fermuarı tekrar kapatıp dolaba yerleştirmek için hareket etti. Elini tuttum ve izin vermedim;

– Çıkart onu buradan!

Morg görevlisi yüzüme baktı;

– Yapma kardeş.

Morgun kapısından babam ve Ferhatın aileside gelmiş, içerideydi. Annesinin ağlama seslerini duyuyordum.

Morg görevlisi tekrar fermuarı kapatıp, dolaba koymak için hareket etti ve ben yine kolundan tutup izin vermedim;

– Çıkart onu buradan dedim sana.

Babam;

– Kuzey…

Morg görevlisi;

– Ama yapma böyle.
– Hayır çıkart çıkart. Çıkart onu buradan.

Zeki kolumdan tutup çekiyordu;

– Kuzey…
– Dokunma.
– Kuzey gel gidelim.
– Lan nereye gidelim. Nereye gidelim lan! Nereye gidelim lan!… bir dakika ya bir dakika… nereye gidelim? Onu burada bırakıp nereye gidelim? Çıkart onu buradan. Çıkartın onu buradan. Ferhat’ı burada bırakıp nereye gidelim lan! Oğlum burası soğuk lan! Lan burası soğuk! Çıkartın lan! Oğlum ne yapıyorsun lan orada! Bir dakika ya baba!

Babam;

– Hadi oğlum hadi…
– Çıkartın onu yalvarırım. Ferhat! Ferhaat! Kardeşim gitti…

Babam kolumdan tutup Veysel abi ile birlikte dışarıya çıkarttı beni. Cenazeyi almak için ailesi bekliyordu. Babası işlemleri yaptırmış, babam bir şeye ihtiyacınız var mı? Diye soruyor, gerekli kalan işlemlere Veysel abi ile yardımcı oluyorlar, Ferhat’ın babası sadece imza atmak için hastaneye gidiyordu.

O gün Ferhat’ı ellerimizle toprağa koyduk. Mezarının başında akşama kadar Zeki ve Mete ile bekledik. Artık ağlamıyordum. Göz yaşlarım akmıyor, kurumuştu. Mezarda Merve ve Nur Ferhat’ı tanıyan herkes vardı ama gitmişlerdi. Ailesi bile gitmişti. Mete ayağa kalktı ve kolumdan tutup kaldırdı beni. Zeki’yi de oturduğu yerden kaldırdı. Başımız önümüze eğmiş gidiyorduk. Sahile gidip oturduk. Eski anılarımızı, Ferhat ile olan anlarımızı anlatıyorduk. Zeki elinde bir dolu içkiyle oturdu yanımıza. Sahile ayaklarımızı uzatmış oturuyorduk. Hepimize bir bira açtı, eline bir bira daha aldı ve yanına koydu;

– Ferhat hacı gülle, al buda senin için.

Kendine bir bira açtı ve yanımıza oturdu. Orada boş duran biraya bakıyorduk sadece. Saat gece 11 suları olmuştu ve telefonum çaldı. Alan kodlu numaraydı merak edip açtım;

– Efendim?
– Merhaba iyi geceler Kuzey bey ile mi görüşüyorum?
– Evet benim.
– ***** hastanesinden arıyorum Cennet hanım…

29. BÖLÜM SONU

DEVAM EDECEK…

LÜTFEN DEĞERLİ YORUMLARINIZI ESİRGEMEYİNİZ!..

Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 26 Ozge Yengem

Yanıma cennet geldi. Özge’ye dönüp baktığımda düşünceli gözlerle beni izliyordu.

Cennet;

– Sorun ne tatlım?
– Bir şey yok canım sıkıldı sadece.
– Dolu dolu bir hafta geçirdik. Neden sıkılıyor canın?
– Özge
– Yine mi yeter artık ama Özge Özge bizde varız burada, kendimi değersiz hissediyorum.

Gülümsedim dudaklarından öptüm.
bursa escort Beline sarıldım. Oda bana sımsıkı sarılarak, şefkatli ses tonuyla;

– Bundan sonra seninim.

Yüzüne bakakalmıştım.

– Bakma öyle ciddiyim, seninim.inegöl escort

Artık dul bir genç kadın olduğuma göre, istediğin zaman evime gelip, istersen ömrünün geri kalanını orada geçirebilirsin.
– Teşekkür ederim Cennet. Hayatımda gördüğüm en iyi niyetli orospusun.

Kalçalarını sıktırıp boynunu emerek, dudaklarını öptüm. Gülüyor, kendinden geçiyordu. Özge yanımıza geldi tekrar girdi aramıza. Kolumdan çekti kenarı.

Cennet;

– İyi alıştın ha kara kedi gibi araya girip durmaya.

Özge sert ses tonuyla;

– Kes sesini sen!
– İyi ayol, ne bağırıyorsun.

Aysel’in yanına gidiyordu Cennet, Zeki Aysel yengemin
fetiş escort dizine yatmış uyuyor, Aysel yengem yorulmuş, etrafı izliyordu.

Özge;

– Ne demek istedin sen?
– Ne konuda?
– Kuzey çıldırtma beni yurt dışına gitme konusunda.

Kolundan tutup sıktırdım;

– Ya ne yapacaktım? Beni bağlayan bir şey mi kaldı amına koyduğumun yerinde?
– Ama hani sana danışacaktım birisiyle olurken?
– Ya ister danış, ister danışmadan boynuzu tak, ama boynuz takamazsın artık siktiğim sıradan kadınlardan birisin. Canım istedikçe sikeceğim bir kadınsın. İşte sırf bu yüzden gitmek istiyorum buralardan.

Özge’nin gözleri dolmuş ağlamaya başlamıştı. Sandalyeye oturup ağlamaya başladı. Yanına gittim oturdum.

Özge;

– Keşke diyorum, keşke yapmasaydım. O gün aldatmasaydım seni, güvenini, aşkını sarsmasaydım. Seninle evlenip kadının olsaydım.
– Namuslu bir kadın olamazsın sen. İçinde her zaman o istek olacaktı. Rüyanda sayıklıyordun.
– Neyi?
– Mehmet’i neyi olacak. Nereden öğrendiğimi sormadın mı hiç kendine.
– Fırsatım bile olmadı ki Kuzey gerçekten seviyorum seni.
– O yüzden mi memelerini emerken, “Mehmet dur yapma burada olmaz” dedin.

Sandalyeyi tutup fırlattım ayağa kalktım. Özge hıçkırarak ağlıyordu;

– Ömrümün sonuna kadar unutmayacağım bir kazık attın bana, aslında o Mehmet’in siktiği, yaladığı amın yüzüne bakmak bile istemiyorum ama…

Özge ağlayarak;

– Ama?…
– Amına koyayım senin Özge! Senin ben ta amına koyayım!

Masaya tekme atmıştım. Bizimkiler tüm gözleri üstümüze çevirmiş, izliyorlardı. Yanından uzaklaştım uzak bir yere gittim. Sigaramı yaktım içiyordum o ara Esma yanıma geldi;

– Ne o burnundan soluyorsun yine?
– Özgeyle ne konuştunuz?
– Ne zaman?
– İlk gün.
– Hiç canım sakinleşmesi için birkaç şey söyledim.
– Sence Özge söylediklerinde gerçek mi?
– Tatlım ben seninle konuştuğumda sana söylemiştim. Zevklerin sınırı, çizgisi yoktur. Zirvesi vardır. Özge bile bu zirveyi zorda olsa kaldırdı. Bu saatten sonra namuslu bir kadın olmasını beklemen yanlış olur.
– Nasıl yani?
– Şöyle yani, burada yaşadıklarını hiçbir zaman unutamayacak,, belki de buradan bazı kişilerle yine görüşecek. Yani ona olan aşkını kıskançlıkla korumaya çalışma. Bugün senin yarrağını yer, yarın başkasının, ondan sonra ki gün başkasının. Artık Özge’yi durdurmaya çalışma gözü açıldı, bu zevki tattı bir kez. Ayrıca çok bencilsin. Sikmediğin kişi kalmadı, Özge siktirince mi tüm bu sorun?
– Ama o evli genç kızı var, bir gün delikanlı olacak oğlu…
– Tatlım benim üniversite çağında oğlum var, onunla her gün seks yapıyorum biliyorsun.
– Ne yani Özge de sen gibi mi olacak.
– Hayır bilemem tabi kesin konuşmayayım, ama oğlu Berkant gibi olacak.
– Nasıl ya anlamadım?
– Tatlım, o çocuk ergenliğe girdiğinde annesinin hareketlerinin farkına varmayacak mı sanıyorsun? Siki annesi için o kadar çok kalkacak ki.
– Tıpkı benim zamanında ona kalktığı gibi mi?
– Daha kötüsü, sen gece onun koynunda yatma şansı bulamadın, tüm gün yanında olamadığın zamanlarda oldu. Ve şuan Özge dul.
– Anlamıyorum şuan hiçbir şey.
– Bak aşkım sana sadece şunu söylüyorum. Normal insan olmaya çalışma. Kimseden de normallik bekleme. Bu gece güzelce uyu, ve olayları analiz et. Dediğimi anlayacaksın. Fantezi dünyasında yaşıyoruz. Şu doğru bu yanlış diye düşünme. Sana tek diyeceğim budur. Kimsenin hayatına karışıp üzme. Kısaca sik ve geç, arkasını sorgulama. Görüşürüz bebeğim.

Yanaklarımdan öpüp ayrıldı yanımdan. Resmen kadın patroniçe gibiydi. Özge tekrar yanıma geldi. Ağlıyordu. Boynuna sarılıp, dudaklarından ateşli bir şekilde öptüm.

Özge;

– Geldik hadi gidiyoruz.
– Üzülme, sil göz yaşlarını. Gitmiyorum bir yere.
– Nasıl yurt dışı?
– Küçüklüğümden beri hayalini kurduğum o amı bırakıp gidemem. Ama bir şey istiyorum?

Özge’nin gözlerinin içi gülüyor. Neşeli bir şekilde göz yaşlarını silerek konuşuyordu;

– Tabi ne istiyorsun?
– Şu danışma fikrini bana da sor, yiyeceğin yarrağın bir değeri olsun ucuz insanlarla yatma.

Dudaklarımı öpüyor, boynuma sarılıyordu. Belinden sarılıp bizimkilerin yanına gittim. Zeki hala Aysel yengemin dizinde uyuyordu.

Ben;

– Zeki kalk lan geldik.
– Ya dur hacı gülle az daha uyuyim.
– Zeki dayı geldi götümü sik diyor.

Zeki fırlayarak kalktı yattığı yerden. Gözlerini ovuşturdu.

– Ya sikerim dayı sal artık sal bitti parti amına koyduğum. Ya hacı gülle aklımı aldın amına koyayım.
– Hadi lan ağlama kalk gidiyoruz.

Aysel yengemin elinden tutup kaldırdım. Dudaklarını öpüyordum yanımda Özge bize bakıyordu. İkisini de yanıma çektim.

– Bir ara sizle grup yapalım.

Kalçalarını sıktırdım ikisinin de. Cennet içeriden bavulunu sürükleyerek geliyordu.

Aysel;

– Cennette gelsin ama. Çok sevdim kızı, ayrıca özgeden daha güzel am yalıyor.

Özge Aysel’in koluna vuruyordu. Gülerek başımla onayladım. Cennet yanımıza geldi.

– Ben gidiyorum. Söylediğimi unutma kapım her zaman açık.
– Merak etme. Bir tanemsin.

Dudaklarını sıkı sıkı öptüm.

– Tek gitme bırakalım seni.
– 3 tane erkeğim var merak etme.

Ferhat, Mete arkadan bavuluyla geldi.

– Aynen, biz direk cennet’in evine gidiyoruz. Partiye biraz da orada devam edecez.

Zeki;

– Bensiz parti olmaz hacı gülle.

Ben;

– Tamam beyler görüşürüz. Bizde bir taksi çağırıp gideriz eve.

Arkadaşlarımla ve Cennetle vedalaşıp gemiden indirdim. Yanımızdan Mehmet geçiyordu. Adamın yürümeye hali kalmamış, perişan haldeydi. Yüzümüze bile bakmadan, arkasını bile dönmeden gemiden inip gitti Mehmet. Arkasından intikam dolu gözlerle bakıyor, o adamı gördükçe kan tepeme sıçrıyordu. İki yengemin de beline sarıldım ileride ki durağa kadar yürüdük. Bir taksiye binip Özge ile olduğumuz eve geçtik. Kapıyı Gülizar açmıştı. İzmir’in havasını bilen bilir. Nemi çok, boğuk, daraltıcı bir sıcakları vardır. Gülizar bundan etkilenmiş olmalı. Daracık giyinmiş, yaşına göre büyük göğüsleri meydanda uçları resmen gözümün içine bakıyordu. Annesinden almış memelerini belliydi. Ama dedim ya Gülizar’a asla o gözle bakmıyordum. Çok güzel bir kızdı. Aklımdan herhangi bir şey geçmiyor, haliyle gözüme o seksiliği, çıtırlığı çarpıyordu sadece. Eve girdik. Bavulları kenarı bıraktım. Aysel yengem duş alıp hemen uyuyacağını söyledi. Bende üst kata çıktım duş alacaktım. Özge Baran’a bakmak için Gülizar ile odaya girdi. Duşa girdim, hızlı bir şekilde yıkanıp çıktım ama havlu yoktu odamda. Kapının önünden kafamı uzatıp bağırdım

– Özge havlu verir misin ıslak kaldım?
– Aferin kuzey ya Baran’ı uyandırdın!

Ben nasılsa Özge getirecek diye kapının arkasından çekildim, üstümde hiçbir şey olmadan boy aynasından sakalıma bakıyordum. Kapı açılınca, kapıya doğru gittim;

– Kızım nerde kaldın ıslattım her yeri ya!

Kafamı kaldırdığımda karşımda Gülizar vardı. Çırılçıplak kızın karşısındaydım. Açıkçası, o duşta Özge’ye bir posta kayarım diye sikimi sıvazlayıp sertleştirmiştim de. Ama gülizar’ın geleceğini nerden bilebilirdim ki. Panik olmuş, donup kalmıştım.

– Kızım ver şu havluyu Özge niye getirmedi?

Gülizar kafasını yan tarafa çevirdi, bir eliyle gözünü kapatıp havluyu bana uzattı;

– Abi pardon birden girmemem lazımdı.
– Yok sorun değil çık hadi.
– Tamam abi.

Eliyle yüzü kapalı kapıyı arıyordu. Havluyu belime sardım;

– Aç gözünü aç sardım havluyu.

Yüzüme bakıp güldü çıktı odadan. Ellerimle saçlarımı topladım. Ulan kız her şeyimi gördü, hay amına koyayım diyordum. Bir taraftan da hoşuma gitmişti açıkçası, onun bu gülümsemesi, utanması. Ulan ne yapıyorsun kuzey kendine gel dedim kendime. Aşık olduğun kadının kızı o, hadi her şeyi siktir et, elinde büyüdü o çocuk, ne düşünüyorum ben amına koyayım!. Sırt üstü yatağa zıplayarak uzandım. Gözlerimi kapattığım gibi uyumuştum. Rüyamda Gülizar’ı görüyordum. Rüyam şöyle geçiyordu.

“Gülizar okuldan gelmiş, altında kısa eteği, üzerinde memelerini gösterecek kadar açık bir gömleği ile eve girmiş, ben duştayken beni izliyordu. Göz göze geldik. Konuşmuyorduk. Ben yıkanmaya devam ediyordum. Gülizar o ince bacaklarıyla kırıtarak yanıma geldi, duşun altına o şekilde girdi. Üzeri ıslandıkça beyaz gömleğinden yeni olgunlaşmaya başlamış, ama annesi gibi olgun, kocaman greyfurt büyüklüğünde memeleri belli oluyordu. Pespembe meme uçları sertleşmiş, gömleği zorluyordu. Eline sikimi almış sıvazlıyor, çömelmiş, suyun altında sikimi lolipop yalar gibi yalıyordu. Taşşaklarımı emiyor, kasıklarımı yalıyordu. Ayağa kaldırdım. Taş gibi sert memelerinin hepsini ağzıma alıp emiyordum. Eteğini sıyırdı attı kenarı, içinde külot yoktu, tap taze, kılsız, bembeyaz bir amı vardı. Burnumu içine sokup kokluyordum. Daha am deliği olgunlaşmamış bile, sidik deliği belirgin olan bir amı vardı, zayıf olmasına rağmen kabarık, etli amcığı vardı. Pembe dudaklara sahip, döllenmiş gibi sulanıyordu o taze amı. Dilimle o sularını yalıyor, tazecik am kokusu eşliğinde amını yalıyordum. Yüzünü bana döndü ve tekrar yalamaya başladı. Çok iştahlı yalıyor, ağzının içine sikimin kafasından başka bir şey sokamıyordu. Hayatımda hiç boşalmadığım kadar boşalmaya, böğürerek inlemeye başladım.”

Gözlerimi açtım. Sikimi hala birisi yalıyordu. Yoksa? Gülizar? Pikeyi kaldırdım Özge sikimi emiyordu. Ağzında döllerim vardı. Yan taraftan bir peçete alıp döllerimi ona tükürdü, dudaklarının kıyısından döllerim akarak konuşuyordu;

– Of kuzey seni görende yıllardır boşalmadı sanar. Doldurdun ağzımın içini.

Sitemkar tavırlar söylüyor ama hoşuna gittiği yüzünden belli oluyordu. Saçlarından tutup üstüme çektim. O memelerini ağzıma alıp emmeye başladım;

– Rüyamda da seni sikiyordum o yüzden boşaldım bu kadar.
– Nasıl sikiyordun?
– İşte böyle…

Memelerini emiyor, kalçalarından tutup suratıma oturtuyor, amını yalıyordum. Elini arkaya atmış, oluk oluk boşaldığım halde inmemiş sikimi sıvazlıyordu. Nasıl insin rüyamda Gülizar’ı sikiyordum. Özgenin kalçalarından tutup kaldırdım. Yatağa domalttım. Amına sokup çıkarttıkça sanki altımdaki Gülizar gibi hayal ediyor, rüyamı gözümde canlandırıyordum. Tüm bunları yaparken daha çok azıyor, Özge’yi her zamankinden daha güzel sikiyordum. Çok geçmeden tüm döllerimi amına akıtmıştım. Özge’nin bacakları titriyor, öküz gibi böğürüyordu. Yanına yığıldım. Dudaklarımı emiyordu;

– Dün gece ne yedin içtin aşkım sen? Uzun zamandır böyle sikmemiştin, parti hariç.
– Özledim demek ki yatağımız da seni sikmeyi. Aysel nerede Gülizar gitti mi okula?
– Aysel erkenden gitti. Abim geldi aldı. Cevat hastalanmış doktora gittiler.
– Hadi ya neyi varmış ki?
– Ateşlenmiş aşkım.
– Hmm Gülizar?
– Hazırlanıyordu kahvaltı edelim hadi kalk.
– Tamam.

Dudaklarımdan öptü ve üstünü giyinip aşağıya indi. Bende üzerimi giyinip arkasından gidiyordum. Gözüm Gülizar’ın kapısına takıldı. Özge mutfakta bir şeyler hazırlıyor, beni görmüyordu. İçim içimi kemiriyordu aralık kapıdan bakmak için. Tam kapıya yanaştım, Gülizar çıktı birden karşıma.

– Abim baran uyuyor mu?
– Uyuyor.
– Dur bir bakayım özledim keratayı.

Gülizar kahvaltı masasına gidip oturdu. Odasına girmiştim. Asıl amacım tabii ki de baranı sevmek değildi. Rüyanın etkisinden çıkamamıştım. Etrafta kirli çamaşırını arıyordum. Gülizar dağınık bir kız olduğu için bulmam zor olmadı. Yatağının üzerinde sutyeni, külotu vardı. Beyaz önü dantelli sutyen giyiyordu çıtırım. Elime alıp kokladım. Mis gibi kokuyordu. Bu koku hiçbir kadında yoktu. İlayda’da bile yoktu. Külotunu elime aldım Özge içeriden bağırdı;

– Kuzey hadi kahvaltı hazır çayın soğuyor gel!

Baran uyuduğu için karşılık veremedim. Külotunu cebime sokup çıktım odadan.

– Günaydın dünya güzelleri…

Diyerek önce Özge’nin yanaklarından, daha sonra Gülizar’ın yanaklarından öpmüştüm. Gülizar yanaklarını bana doğru getirmişti rahat öpmem için. Aynı zamanda kahvaltısını yapıyordu. Çok tatlı görünüyordu. Kucaklayıp yatırmak istiyordum masaya. Ama yapamazdım. Bunları düşündükçe içime pişmanlık düşüyordu. Özge yengeme hiç hissetmediğim Aysel yengem de hiç hissetmediğim müthiş bir pişmanlık. Gülizar’ın yanaklarını öperken gözlerimle askılının arasından memelerini süzüyordum. Pişman olup geri çekiyordum gözlerimi. Kahvaltımı yapıp babamlara gittim. Yolda sürekli içimde müthiş bir pişmanlık ve aynı zamanda tarif edilemez bir zevk vardı. Ben ne yapıyordum? Sırf sikini Mehmet gösterdi kıza diye, Mehmet’i onca erkeğe siktirmiştim. Kendime ne yapacaktım? Ya Özge duysa? Mehmet’e o kadar sert ceza vermedi aslında, ama benden imkansızdı böyle bir şey beklemesi. Her ne kadar psikopat gibi kadını grup seksin içine atsamda, yine de yanında ben vardım. Gülizar’a bu gözle bakacağımı asla düşünmezdi. Aklımı kemiriyordu bu düşünce. Babamların evine geldiğimde merdivende annemle bir adam oynaşıyordu. Kim ulan bu adam diye bakıyordum. Merdivenin altından yukarı kafamı kaldırdığımda bir adam kapının önünde annemin götünü okşuyor, annem ayakkabısını giyerken domalıyor adam anneme dayıyordu. Annem güzel bir kadın değildir bu yüzdendir hiçbir zaman ona karşı ilgim olmadı. Övünmek için yada başka bir şey için söylemiyorum ama Özge yengem, Aysel yengem gibi özellikle tazecik İlayda, ve Cennet hoca o partilerde ki annem yaşında ama anneme bin basan güzel kadınlarla olduğum için belk**e, ergenliğimde de Özge yengemle olduğum için asla bu gözle bakmadım. Bu manzara karşısında da asla o gözle bakmadım. Sadece şok oldum. Annemden bunu asla beklemezdim.

Merdivenlerden iniyorlardı. Merdivenin altına girip saklandım. Adam annemin götüne elini atmış mıncıklayarak çıktılar. Bir dobloya binip uzaklaştılar. Eve gittim kapıyı çaldığımda babam açtı kapıyı;

– Hoş geldin oğlum.
– Hoş bulduk baba kapıdan çıkan kimdi annemin yanında ki adam?
– Medikalde bir iş buldu annen sıkılmış evde, patronuydu oda. Onunla gezip ürün satıyorlar.
– Ne zaman buldu bu işi?
– Sen partiye gittikten sonra.
– İyi de çalışmasına gerek var mıydı?
– Geç paşam geç. Bundan sonra çalışması daha iyi.
– Hayırdır baba ne oldu?

Babam sırtımı sıvazladı. Balkona geçip oturduk;

– Baba sıkıntılı bir durum mu var?
– Var paşam. Kum gemisine ortak olmuştum ya
– Evet baba?
– Oradan çok güzel paralar kazandık başta o yüzden çiftliğe, Özge ile senin eve alacak para kazandım.
– Eee?
– Eee’si bir ihale vardı, bu ihayeleyi kazanmak içinde 2 milyon tl gibi bir fiyat gerekliydi. Bende borç harç buldum bir yerlerden. Borç aldığım kişi karşı ihalenin sahibinin tanıdığıymış, işin içine girdi. Ev araba herşey gitti elimizden, kaybettik ihaleyi. Elimde 2 milyon para kaldı onu geri verdim faizine ancak tüm evleri, arabaları satmam gerekti.
– Baba? Sen? Bir dakika ya şaka de ne olur. Baba yapma bak üniversitem var daha.
– Oğlum biliyorum ama elimizde hiç para kalmadı.
– Nasıl kalmadı ya? Ne zaman satılıyor evler?
– Satıldı zaten boşaltmamız için 2 haftamız var.
– 2 hafta mı? Baba sen ne diyorsun ya?
– Maalesef.
– E çiftlik?
– O elimizde ama onunda geliri çok iyi değil. Yani yaşantımız bu kadar güzel olamayacak. Üniversiteye gene gidersin paşam hallederiz sıkıntı etme sen. Sadece sizin düğün işi uzayacak. Şuan yapamayacağız.
– Tamam baba arabam da gitti mi?
– Yok onu satmadım garajda.
– Vay be elimizde kala kala benim kara mamba mı kaldı?

Babam gülüyordu.

– Aynen bir tek kara mamban kaldı benzin alacak para olmayınca su katarız artık.

Kahkaha atarak ayrıldım yanından. İçeride mektup gibi bir zarf vardı. Elime aldım inceledim askerlik belgesiydi bu.

Askere cagiriyorlardi. Celp belgesiydi bu. Peki ya universite? O ne olacaktı? Sikerim anasını avradini herşeyin dedim. İlk önce arabami satmam gerekiyordu. Babamin calisma odasina gidip arabamin ilanlarina baktim. Yaklasik 3 5 aşağıya ilana koydum. Arabami satip askerliğime gidecek. Universitemi askere gideceğimi bildirip donduracaktim. Ilani verir vermez disariya kostum. Arabama son kez binip askerlik subesine gittim. Gerekli evraklari, tüm bilgileri almistim. Artik gerekli olan tek sey şu evraklari aile hekiminde muayene olup imzalatmakti. Onlari da hallettigimde akşam olmustu. Cok yorulmustum. Telefonuma bakmamistim bile. Herkes aramıştı beni. Ani karar verdim. Pisman miydim? Hayir amina koyayim neden pisman olayim. En azindan 1 sene boyunca kafam dinc olacakti. Kendi evime gittim kapiyi caldim. Ozge yemeği hazırlamış beni bekliyormuş

– Kuzey neredeydin? Arıyorum acmiyorsun telefonlarimi?
– Kusura bakma askerlik isini halletmem gerekiyordu.
– Ne askerliği?

Iceriye gecip oturdum. Özge telaşla yanima geldi.

– Bildigin askerlik. Celp belgesi gelmiş askere çağırıyorlar. Al bak.

Evraklari ona uzattim. Inceliyordu.

– Ya sen ciddisin. Peki ya okulun, eğitimin ne olacak?
– Askerden gelince devam edeceğim. Babam battı gibi birsey. Bu ev, araba hep satildi. Elimizde sadece çiftlik kaldı. Artik tek gelirimiz orası. Onu da babam satmak istemiyor. Senin ailen de oradan geçim sağlıyor çünkü.
– Sen de çareyi kaçmakta mi buldun? Peki ben ne olacağım?
– Sana birşey olmaz.

Kulağına egilip fisildadim.

– Yiyecek yarrak bulursun nede olsa.
– Kuzey mesele o değil. Ben sensiz ne yapacağım diyorum sana?

Kolumu omzuna atip cektim kendime. Sariliyordum, Ozge ağlıyordu. Herkes icin en iyisi bu hem askerligim aradan ciksin istiyorum onumde durmasinm diyerek teselli ediyordum onu. Gülizar kapiyi anahtariyla acip girdi içeriye. Özge omzumda agliyor gördü.

– Anne iyi misin? Neden ağlıyorsun? Abi?

Özge:

– Abin askere gidiyormuş.

Gülizar ile göz göze gelmiştik. Gözleri dolmuştu resmen. Kosarak bana sarıldı.

– Abi okulun yok mu neden gidiyorsun?
– Herkes için en iyi durum bu canım.

Özge’nin elini tutuyordum bir taraftan. Yemek masasina geçtik. Kimse bir lokma yemedi.

Özge:

– Sizinkilere söyledin mi peki?
– Sonra söylerim.

Gülizar:

– Şey ben simay ablamla konusurken söyledim bilmiyorlarmis bize geliyorlar şimdi.

Gülizar telefonda kardesimle mesajlasirken söylemiş. Bizimkiler eve geliyordu konuşmak için. Kisa zaman geçti kapı çalmıştı. Gülizar koşup kapiyi acti. Annem aglayarak ustume kosuyordu. O gordugum manzaradan sonra sarilmak bile istemiyordum anneme. Boynuma sarilip ağlıyordu. Babam ayakkabilarini cikartti koydu kenariya. Simay yanima oturdu.

Annem:

– Kuzum nereden çıktı bu şimdi?
– Anne nasil olsa gidecegim. Ha bugün ha sonra ne fark eder.
– Kuzum oyle de acelesi mi vardı.

Anne bile demek gelmiyor soğuk davraniyordum. Babam arkama gecip ellerini omzuma atti.

– Ne de olsa Vatan borcu. Elbet ödenecek. Oğlan haklı hanım. Gitsin gelsin yasi geçmeden. Okulu ne yaptin paşam?
– Kazandığım universiteye gidip askere gitmek istedigimi soyleyip, şu belgeleri vereceğim. Bir yıl boyunca sure taniyacaklar. Sadece o yilin kayit ucretini odeyecegim onlara.
– Parayı nasil bulacaksin paşam hic yok bende.
– Kara mambayi sattim baba. Ilana koydum alirlar elbet.

Babam daha çok üzülmüştü. Arkasini dönüp mutfaktan balkona çıktı. Özge ile annem sanki evden cenaze çıkmış gibi ağlıyordu. Telefonum çaliyor. Mete arıyordu.

– Alo kanka neredesin?
– Evdeyim moruk.
– Cenneti aldik bara geçeceğiz. Gelmek ister misin?
– Valla cok iyi olur hem konusacaklarim var sizle.
– Hayirdir ne konuscaz?
– Gelince konuşuruz.
– Tamam 15 dakikaya sizin evdeyiz.

Evdekilere cikacagimi söyledim. Yukarıya çıkıp giyindim. Dis kapiya çıkıp sigarami yaktigimda cocuklar gelmişti. Arabanin camindan Zeki kafayi çıkarttı.

– Hist haci gülle. Bak kim var burada.
– Kim var Zeki?
– Sarışın bil bakalim kim?
– Merve mi?
– Oğlum o kızıl yapti saclarini o değil.

Gülerek arabaya yaklastim. Kapiyi zeki açtı. İçeriye girdigimde sarisin olan Ilayda idi. Gorunce şaşırmıştım.

Ilayda:

– Selam kuzey.

Şaşkın surat ifadesiyle.

– Selam İlayda? Sen yurt dışında değil miydin?
– Evet, dün döndüm. Sınav sonuçlarımız açıklanmış baktın mı?
– Hayır ne zaman açıklandı?
– Dün. Öğrenci numaranı ver bakalım hemen.
– Tabi bakalım.

Çok heyecanlanmıştım.

Ferhat;

– Kanka biz zeki ile mezuna kaldık. Seneye bir daha deneyeceğiz.

Zeki arkasına yaslanıp İlayda’nın omuzlarına attı kolunu;

– Baba taşşaklı, babanın taşşaklara el arabası lazım. Hişt kuzeyin oğlu git şurdan el arabası kap gel taşşaklarımı taşıyıver be hadi hacı gülle.
– Taşşağını siktirtme Zeki. Ne oldu amına koyayım? Nereyi kazandın?

Zeki elinde ki kağıdı gösterdi. Gözlerim yuvalarından çıktı resmen;

– Ananın amına koyayım bu ne lan? Ne yaptın piç bu sıralama ne?

Zeki ilk 2500 kişinin arasındaydı sıralaması. Puanını okuyamadım bile. Sayısalda full çekmişti.

Zeki;

– Söylüyorum oğlum size. Babanın taşşaklara beton döksen yetmez. Hey yavrum hey.
– Vay amına koyayım be!

İladya;

– Kuzey!
– Kızım ne bağırıyorsun korktum ne oldu?
– Kuzey! İnanamıyorum! Harikasın tebrik ederim!

Kucağında ki laptopu kenarı fırlattı. Kucağıma oturup boynuma sımsıkı sarılıyordu.

– Kızım ne bu sevinç nereyi kazandım? Sıralamam kaç?

Kucağımdan indi. Laptopu eline alıp ekranı gözüme sokuyordu. Çok şaşırmıştım ellerimle ağzımı kapatıp;

– Vay ananı avradını sikeyim bu ne lan! Şaka mı abi bu oha lan!

Zeki;

– Ne oldu ki? Ver bakayım? Ooofofff ananı sikeyim ananı bu ne! Hişt hacı gülle hadi iyisin iyi, benim taşşaklar ezildi bak şimdi. Seninkilere el arabası da yetmez ama olsun.

İlk 1000 kişi arasına girmiştim sıralamada. Kendime hayret ediyordum. Ama sevincim fazla uzun sürmedi.

– Ferhat kanka sağa çeksene.
– Ne oldu kanka
– Çek kanka sen bir yere toslamanı istemiyorum yine.
– Tamam kanka çektim.

Ferhat arabayı kenarı çekti. Konuşmaya başladım;

– Ben bu sene gitmeyeceğim üniversiteye. Askerlik belgem gelmiş. Şubeye gidip konuştum. Okulu seçince orayla da konuşacağım. Askere gidiyorum bu yıl.

Herkes şok olmuş, dut yemiş bülbüle dönmüşleri. Aval, aval yüzüme bakıyorlardı.

Zeki;

– Mete Kuzeyin oğlunun kafasına bakıver yarıldı mı? Ne diyon hacı gülle sen?

Mete;

– Yok kanka kafası temiz, klorak mı içtin oğlum?

Ferhat;

– Rahat mı battı bilader?
– He amına koyayım rahat battı. Sorma o kadar rahatım ki. Götümden girdi ağzımdan çıktı.
– Dur kanka sinirlenme hemen. Gidince konuşuruz.

İlayda siğim, siğim ağlıyor. Konuşmuyordu. Bara gidene kadar konuşmadı hiç kimse. İlayda pencereden kafasını uzatmış, sessiz, sessiz ağlıyordu. İlayda’nın yanına gidip oturdum. Yol boyunca saçlarını okşuyordum. Bara gelmiştik. Arabadan indik, içeride ki atmosfer harikaydı. Kafayı dağıtmaya çok ihtiyacım vardı. Bir köşeye geçip oturduk, içkilerimizi söyledik. Babamın iş durumundan bahsettim arkadaşlarıma. Hepsi de çok üzülmüştü. Baya bir süre konuştuk, içkilerimizi içtik. İlayda’ya sürekli sarılıyor, öpüyordum. Ayrılmıştık sevgilim değildi ama tadı damağımda kalmıştı açıkçası. Elinden tutup piste kaldırdım. Doyasıya kadar pistte öpüşüyorduk. Artık hızımızı alamadık. Barın tuvaletine soktum İlayda’yı. Kucağıma alıp duvara yasladım. Deliler gibi öpüşüyorduk.

Üzerinde ki ince askılı bluzdan memelerini çıkarttım onları emiyordum. Çok özlemiştim bu memelerin tadını. Altındaki eteği sıyırıp yukarı çekti. Külotunu yarı yere kadar sıyırdı. Pantolonumun kemerini çözüp aşağıya sıyırdım. İlayda eğildi. Boxerın kıyısından sikimi çıkartıp yalamaya başladı. Artık ısırmıyor hatta mükemmel yalıyordu. O acemiliği atmıştı üzerinden. İlayda sikimi yalarken, saçlarını okşuyor, sikimi boğazına kadar bastırıyordum. Saçlarından tutup kaldırdım, domalttım İlayda’yı . kalçalarını ayırıp o mis gibi kokan, ıslanmış amını yalamaya başladım. Sarı sarı tüyleri vardı amında. Ben yaladıkça dudaklarımı gıdıklıyordu. Daha fazla dayanamadım çok tatlı bir amı vardı. Sikimi amına bastırdığımda ilk günkü gibi dardı amı. İnlememek için koluyla ağzını kapatıyordu. Sikimi iyice soktum o dar amına. Git gel yapmaya başladım. Baya bir süre git gel yaptıktan sonra sikimi içinden çıkardım. Amının dudaklarına volkan gibi patlamıştım. Tüm döllerim amından yere damlıyor, süzülüyordu. Eline peçete alıp amını temizledi. Pantolonumu giydim. Oda külotunu yukarı çekti ve eteğini indirdi. Memelerini tekrar içine sokup üzerini düzeltti. Dudaklarımdan öpüp, elimden tuttu. Tuvaletten çıkmıştık bizimkilerin yanına gittik hafif çakır keyif olmuşlar. Zeki barda bir kadın bulmuş onunla dans ediyordu.

Zeki;

– Hacı gülle, siktir et askerliği bak ortam şahane orda göt mü sikecen napacan amk?

Yerime geçip oturdum. İlayda kucağıma oturuyordu. Sırtını, bacaklarını okşuyor. Kollarını öpüyordum. Sabaha kadar bu şekilde eğlendik. İçmeyi bıraktık bir zaman sonra bir kafeye gidip türk kahvelerimizi, sodalarımızı içtik. Yemek yedik. Gün ağarmış sabah olmuştu resmen. Biz de ayılmış kendimizdeydik ama çok yorgunduk. Arkadaşlarıma kendim gideceğimi söyledim. Onları uğurladım ve telefonumu çıkartıp Aysel yengemi aradım.

– Alo yenge uyandın mı?
– Çoktan kahvaltı yapıyorum ne oldu kuzum?
– Müsaitsen yanına geleceğim hasret giderelim biraz.
– Ihm bir dakika. Kuzum sofradayız. Müsait değilim aslında.
– Daha iyi ya. Heyecan olur biraz.
– Deli çocuk iyi gel madem.
– Gelme desen gelmeyeceğim sanki…
– Gelirsin sen. Hadi kahvaltıya dönüyorum
– Afiyet olsun yengelerin en ateşlisi

Yengem gülerek telefonu kapattı. Bir taksi buldum ve köye doğru gitmeye başladım. Biraz uyumuştum takside. Taksicinin sesiyle uyandım;

– Kardeş köye geldik nereye bırakayım.
– Şu soldan gir tekin çiftliği var orada inecem
– Tamam.

Gözlerimi ovuşturdum. Taksicinin parasını verip indim taksiden. Çiftliğe girdim. Evin kapısını çalıyordum açan yoktu. Aysel yengemi aradım telefonla;

– Yenge neredesiniz?
– Kuzum ahırdayım. Abinler bahçede.

Telefonu kapattım önce bahçeye uğrayıp selam verdim herkes bahçeye bir şeyler ekiyor, güllü nenem tavukları güdüyordu. Hayvanlara bakacam diyerek ayrıldım yanlarından. Aysel yengen de orada dedi güllü nenem tamam hem onu görürüm dedim ahıra gidiyordum.

Ahırın kapısını açtım içeriye girdim. Aysel yengem saman balyaları ile uğraşıyor, altında incecik şalvarı kalçaları bir oyana, bir buyana sallanıyordu. Eğilip kalktıkça göt ayrımı belli oluyordu şalvar üzerinde. Arkasına gidip sikimi götüne yasladım. İrkilmişti;

– Ayy! Kuzey senmiydin korkuttun.
– Başka birini mi bekliyordun?

Elimle götünü okşuyor, beline sarılıp sikimi iyice bastırıyordum.

– Yok bu kadar sert bir sik yok bizim ailede. Dur kuzey giren oluverir.
– Bir şey olmaz gel bakayım şöyle köşeye özledim kız o ateşli amını.
Yengemi belinden tutup samanların arkasına çektim içeriye birden giren olursa toparlanacak zamanımız olurdu en azından. Gözüm dönmüştü zaten. Bağrı açık, götü meydanda, altında şalvar, kafasında yazma. Böyle daha seksi görünüyordu ateşli yengem.

Altındaki şalvarı sıyırmaya çalışıyordum. Dur yapma gelen olur diyerek izin vermiyordu. Yazmasıyla birlikte saçlarını tutup domalttım önüme. Altında ki şalvarı külotuyla birlikte dizlerine kadar sıyırdım. Burnumu amına dayadım. Aç kurt gibi götünü, amını yalıyordum. İş yapmaktan terlemiş, yapış yapış olmuştu apış araları. Ben yaladıkça saman balyalarını sıkıyor, dur yapma diyordu ama nafile. Köpek gibi yalıyordum o terli amını. Kıllanmıştı iyice amı, kesmemiş. Ağzıma kılları gelip duruyordu, kötü kokmuyor, aksine kıllı olduğu için daha çok terlemiş, tüm sularını yalayarak emiyordum amının dudaklarını, yalıyordum kasıklarını. Kalkan sikimi çıkarttım ve birden kökledim amına. “ahh dur yavaş” diye inledi. Hızlı hızlı sokup çıkartıyordum amına. Amı çok ıslanmış, terle karışık ahırda, “şap şap” kasıklarına vurma seslerim duyuluyordu. “yavaş gelen olacak off içimi oydun” diyordu. Ama dinlemiyor, o böyle dedikçe daha sert sikiyordum. Bir süre bu şekilde siktikten sonra belinden tutup çektim önüme çömelttim. Ağzına sikimi verip yalatmaya başladım. İştahlı bir şekilde yalayarak boşaltıyordu beni. Kafasını çekmek istedi ama izin vermedim. Kafasından tutup bastırıyor, tüm döllerimi ağzına akıtıyordum. Ağzına iyice boşaldıktan sonra kafasını bıraktım. Bacaklarıma vuruyordu. Ağzında ki dölleri kenarıya tükürdü. Başında ki yazmayı çıkarttı, ağzını sildi. Gözlerimin içine bakıyordu;

– Ne hayvansın kuzum sen ya
– Özledim diyorum değil mi?

Kapı açılmıştı. Apar topar sikimi içime soktum. Balyayı taşımaya çalışıyor gibi yaptım. O ara Aysel yenge şalvarını üzerine geçirip yazmayı donunun içine soktu. Balyayı sırtlandım.

– Yenge nereye koyayım bunu
– Köşeye koy kuzum.

İçeriye güllü nenem gelmişti;

– Hay maşallah kuzeyime bak. Yavaş annem incitme belini. Aysel kızım hadi çay koy da içelim. Baban çay istiyor.
– Tamam anne.
– Yenge dur bende geleyim Cevatı seveyim biraz.
– Git kuzum git, çaydanlığı getirirsin yengene.

Güllü nenem hayvanların yanına geçti. Aysel yengemle yan yana yürüyerek eve gidiyorduk. Bahçeye baktığımda hala bahçeyi belliyorlardı.

Cevat dede;

– Paşam bir şişe buz kap gel sana zahmet dolaptan.
– Tamam dede.

Aysel yengemin bacaklarını elliyordum yürürken. “yapma öküz” diye fısıldıyordu. “doymadım bir posta daha atayım mı” diye sorduğumda yüzü gülüyordu. Telefonum çalıyor Özge yengem arıyordu;

– Tatlım neredesin?
– Çiftlikte.
– Orada ne yapıyorsun?
– Sıkıldım dolaşmaya geldim.
– Öğlen oldu gelmedin merak ettim.
– Aramayı unutmuşum sarjım yoktu.
– Tamam tatlım sorun değil, Aysel yanında mı?
– Evet.
– Verir misin.
– Tabii

Aysel yengeme uzattım telefonu. Bir şeyler konuşuyorlardı. Aysel yengem yavaş yavaş geliyordu. Cevat dede su istediği için koşarak eve gittim dolaptan suyu kaptım. Bir an önce suyu verip eve tekrar dönüp Aysel yengemi sikmeyi istiyordum tekrar. Suyu alıp çıktım evden bahçeye koşuyordum. Aysel yengem hala telefonda konuşuyordu. Suyu verdiğimde geri döndüm. Aysel yenge bahçede değildi. Eve gittim, mutfağa girmiş, çay suyu koyuyordu tüpe. Arkasına geçip beline sarıldım.

– Kuzey dur bak valla gören olacak korkuyorum.
– Herkes çalışıyor sen gibi yarrak mı yiyor? Kim görecek.

Tekrar altından şalvarı sıyırdım. Arada bir pencereye kafasını uzatıp gelen giden varmı diye göz ucuyla bakıyordu. Kucakladım masaya oturttum Aysel yengemi. Bacaklarını araladım amını yalıyordum.

– Şu kılların bile tahrik ediyor beni.
– Gidemedim özgelere,
bursa sınırsız escort Gülizar alıyordu kılları.
– Gülizar mı temizliyo senin amını?
– Evet ben alamıyom ağda ile.
– Off ağda mı yapıyorsun birde kaymak gibi oluyor mu?
– Hemde nasıl bal dök yala.
– Bala gerek mi var, bak yaladıkça bal damlıyor amından.
– Salak.

Diyerek kafama vurdu. Arada kafasını bursa otele gelen escort

geriye atıp pencereden bakıyordu. Ben de o ara sikimi tekrar çıkardım bacaklarını belime doladım ve amına pompalamaya başladım. İnlememek için kendini zor tutuyor, sürekli pencereden dışarıyı gözetliyordu. Üstünde ki tişörtü sıyırdım. Memelerini ısırıyor emiyordum. Yengem kısık sesle “ahh offf” diyor, pencereye bakmayı ihmal etmiyordu. İyice hızlandım memelerini emerek amına pompalıyor, yengem zevkten kafamı bastırıyor, memelerini ağzıma sokuyordu.

Bu şekilde çay suyu kaynayıp taşana kadar siktim amından. Sikim patlayacaktı artık, Aysel yengem orgazm oluyor, kafasını geriye atıp kısık sesle böğürüyordu “ohh off bittim” ben hızlı hızlı amını sikmeye devam ediyordum.

Mutfağın kapısı birden açılmıştı. O anki korkuyu hiçbir şeye değişemem. Sikim amının içinde kalmış, Aysel yengem kafamı bastırıyor, kapıya bakıyor, memelerinden ağzımı çıkartıp kafamı kapıya uzattım. Yengem masasın üstünde bacaklarını belime dolamış, sikim amında, memeleri dışarıda, birine yakalanmıştık, kapıda şuanlık sadece gölge gözüküyor, bizi izliyordu…

26. BÖLÜM SONU

DEVAM EDECEK…

LÜTFEN DEĞERLİ YORUMLARINIZI ESİRMEYİNİZ!…

Gerçek Ensest Anilarım Bolum: 22 Ozge Yengem

Kafamı çevirdiğimde Cennet arkamda, elleri önünde bana bakıyordu. Siyah düz ve dar bir elbise, siyah topuklu ayakkabıları vardı üzerinde. Eteği diz kapaklarının üzerinde, göğüs dekoltesi derindi. Saçlarını salmış, omuzlarından dökülüyordu. Şaşkın gözlerle onu izliyordum. Yanıma doğru yürümeye başladı;

Cennet;

– Ne yapıyorsun?
– Eve gidiyordum. Sen? Gözükmüyordun uzun zamandır.
– Şey evet, eşimle boşanma davamız vardı.
– Boşanma? Zeki sizin bilmem ne adasında eşinle tatilde olduğunu söyledi?
– Yok tatlım, boşanma davamız vardı. Tatildeyim dedim. Bir yere gidip oturalım mı? Konuşacak bir yere gidelim mi?
– Olur.

Arabanın kapısını açıp içeriye bindirdim. Bende direksiyona geçip arabamı sürmeye başladım okuldan çıkmış ilerliyorduk, konuşmaya başladı;

– Olanları duydum. Çok üzüldüm açıkçası.

Ani fren yapmıştım. Kırmızı ışığı geçiyordum.

– Nereden duydun? Hangi olanları?
– Zeki ile konuştum senden önce, gün boyu okuldaydım tatlım. Müdüre hanımdan birkaç evrak almam gerekiyordu, hem diğer çocukları görmek istedim.
– Şom ağızlı Zeki susmadı değil mi?

Gülüyordu.

– Hayır en başından anlattı olayları. Açıkçası bende aynı şeyleri yaşadım. O yüzden seninle konuşmak istedim. Sanırım şu büyük partiye götürecekmişsin müstakbel karını.
– Artık müstakbel karım falan değil kendisi.
– Her neyse ne.
– Hem sen? Nasıl aynı şeyleri yaşadın anlamadım?

Sigarasını içine çekip dumanı üflüyordu;

– Kafeye girelim konuşuruz.

Sakin bir kafeye gidip oturduk. Kahvelerimizi söyledik. Cebimden sigaramı çıkartıp yaktım;

– Ee anlat bakalım.
– Bak tatlım. Özge’yi bu partiye getirirsen travma geçirir. Bu diğer parti gibi bir şey olmayacak. Daha büyük, daha karışık, baş döndürücü.
– Sen geliyorsun değil mi?
– Evet ama eşim olmadan. Senin yanında durmak istiyordum.
– Yine durabilirsin. Özge ister katılır, ister katılmaz.
– Maalesef öyle bir seçeneği yok. Tekneye geldiyse boş bırakmazlar, ve çok büyük bir şok geçirebilir. Yanlış şeyler yapabilir. Sonuçta 2 tane çocuğu varmış. Ve birisi lise çağında genç kız.
– Yani?
– Yanisi şu tatlım getirme Özgeyi.
– Sen ne yaşadın ya?
Sigarasını içine çekiyordu;

– Tatlım ben bu kocam olacak kişiyle, 16 yaşında aile zoruyla evlendirildim. Yaşıtlarım daha seksin ne olduğunu bilmezken, ben türlü türlü seksin içine düştüm. Adam sapkın bir sapıktı. Taze olduğum için kimseyle paylaşmak istemiyordu. Aşk, sevgi, mutluluk tatmadığım duygulardı bunlar. Neyse ki okuluma devam ediyordum.
– 16 yaşında lisedesin evlisin? Bilen duyan?
– Hayır kimse bilmiyordu, bir akrabamız olarak tanıtmıştı kendisini.
– Anladım peki sonra?
– Henüz lise 3 teydim. 2 yıl boyunca bir arkadaşlığım oldu sınıftan bir çocukla. Üniversiteye beraber gittik. Her fırsatta seks yapıyorduk aşıktık birbirimize. Açıkçası kocamdan daha iyi siktiği için, eve gidince hep bir isteksizlik vardı üzerimde. Daha sonra bu çocukta kesmemeye başladı beni. Üniversite yakışıklı bulduğum çocukların peşine takılıp istediğim gibi seks yapıyordum.
– İyi de Özge ile ne alakası var bunun?
– Özge de aynı durumda tatlım. Gözünü sende açıyor, tamam seks konusunda, aşkta sevgide doyurabilirsin. Ama farklı hazlar, zevkler yaşamak istediği için bu kaçamağı yapmış olabilir. O adama inanmış, altına yatmıştır.
– Ona ne kadar aşık olduğumu kendisi de biliyor, kendisi beni bırakma, sahiplen diyordu. Hemen direksiyon hocasına domaldı.
– Dedim ya kuzey, farklı hazlar yaşamak istemiştir. Belki de bu kaçamak hoşuna gitmiştir.
– Tamam işte partide daha çok zevk yaşatacağım ona.
– Sen bilirsin Kuzey ama tavsiyem getirmemenden yana.
– Tek Özge değil, ikinci yengem. Yani Özgenin abisinin karısı da gelecek.
– Ne? Çıldırmışsın sen Kuzey!
– Yoo çıldırmadım. Özge ile birbirlerini yalarken, ikisini sikmeyi istiyorum.
– Ortanıza beni de alın artık.
– O iş sende o zaman
– Nasıl yani?
– Sen daha deneyimlisin. Bana akıl vermeye geldiğine göre. Aysel ile Özge sende. İstediklerini ver onlara.
– Kuzey bence bu yanlış, travma diyorum, yanlış şeyler yapabilir diyorum.

Cennet’in kolunu sıkıca tuttum, canı acıyordu, yüzü buruşmuştu;

– O yanlışı zaten yaptı, daha büyük bir yanlış yok. Sen bana yardım edecek misin? Etmeyecek misin?
– Kuzey kolumu acıtıyorsun! Tamam yardım edeceğim. En azından senin elinde daha büyük şeyler yaşamasınlar. Ben göz kulak olurum onlara.
– Güzel. Kocanı yıllarca neden çektin peki? Neden bu günü bekledin boşamak için?
– Dedim ya iki zıt kutuptuk biz onunla, o kıskanmayı seviyor, ben kıskandırmayı. O aldatılmaya tahammül edemiyor, ben onu aldatıyorum. Ya gözlerinin önünde, yada gözden uzak bir yerde. Şunu söylemeliyim ki o gün sana çok minnattar kaldı. Huyu değişti. Artık kıskanmıyor, aldatsam da umursamıyordu. Boşamaya karar verdi.

Bana çok ateşli bir şekilde bakıyordu;

– Aaa yok sakın öyle bir düşüncen varsa aklından bile geçirme, ben seninle evlenip gavatlığını üstlenemem.
– Hahaha onu nereden çıkarttın?
– Bakışların hiç tekin değil.
– Yok tatlım, evlenmeyi düşünmüyorum şuan için. Ayrıca boynuz yemeyi sevenleri tercih etmiyorum artık.

Sigaramı paketten çıkartıp yaktım. Cennet bacak bacak üstüne atmış, sütün gibi bacaklarını sergiliyordu. Bacaklarını indirip hafif araladı. İçinde külotu yok, bembeyaz amı gözüküyordu. Kafamı pencereye çevirdim sigaramı içiyordum. Konuşmaya başladı;

– Sınava 5, partiye 6 gün kaldı. Heyecanlı mısın?
– Hayır, aklımda çok şey var Cennet.
– Bugün eve uğradığında seninle gelmemi ister misin? Birkaç gün bende kal.
– Özge?
– Daha iyi ya, ondan uzaklaştığını anlar. Arasın biraz

Etrafına baktı ve bana yaklaştı;

– O koca sikini özlesin…
– Aslında olabilir, çok sinirli, stresli gün geçirdim.
– İyi ya hafifletirim ben seni. Kalkalım mı tatlım?

Ayağa kalkıp elimi uzattım. Elimden tutup kalktı. Hesabı ödeyip çıktık kafeden. Eve doğru gidiyorduk.

Cennet;

– Özge’yi tanımıyorum ama senin gibi birisini sırf zevki uğruna aldattığına aklım almıyor. Sen baya iyisin her konuda, işte seksin, arzuların bir cilvesi bu.
– Amına sokayım onun cilvesinin. Partiden sonra da evden ayrılacağım zaten. İster evlenir, isterse siktir olup gider. Bundan sonra canım istediğinde sikeceğim bir orospudan başka kimse değil.

Cennet kafasını cama çevirmiş, beni dinliyor ve yolu izliyordu. Yorum yapmadı, sözümü kesmedi.

Eve gelmiştim. Arabayı durdurunca sesi duyan Özge, kapıyı açarak bana doğru koştu. Cennet’in kapısını açıp indirdim arabadan. Özge durmuş Cennet’e bakıyordu.

Cennet’in uzun siyah saçlarını rüzgar savuruyor, iri göğüs dekoltesi, eğilince daha çok ortaya çıkıyor, seksi bacakları ve o topuklu ayakkabıları yere değince, daha bir seksi gözüküyordu. Özge şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Cennet’e döndüm;

– İstersen içeriye geçebilirsin, ben üzerimi değişip birkaç eşya alacağım.

Cennet gülüyordu;

– Duş almak ile oyalanma bende alırsın.

Özge bu sözler karşısında daha çok şok olmuş ağlamaklı gözlerle bana bakıyordu;

– Kuzey bu kadın kim?

Cennet gülerek söze girdi;
– Hahaha ben Cennet tatlım, daha sık görüşeceğiz. Parti de özellikle
– Parti?

Ben yanlarından ayrılıp yukarıya çıktım. Özge ile Cennet aşağıda konuşuyordu. Sırt çantama birkaç kıyafet koydum. Üzerimi değiştirdim. Aşağıya inmeye hazırdım. Salona gittiğimde Gülizar ile Baran bahçede oynuyordu. Kız kardeşim Simay da yanlarındaydı.

Dışarıya çıktım, Özge gerilimi üzerinden atmış, gayet güzel sohbet ediyordu Cennet ile. Yanlarına gittim.

– Özge birkaç gün yokum parti için iyi hazırlan unutma.
– Yok unutmam, sizin çocuklarda aranızda olacakmış. Tek gidiyorsun sanmıştım.

Cennete baktım;

– Öylemiymiş?
– E öyle ya Kuzey, görüşürüz Özgecim.

Arabaya bindi. Özge sarılmak için yanıma geldiğinde kendimi geri çektim. Çantamı arka koltuğa atıp direksiyona geçtim. Son hızla uzaklaştım oradan. Cennetle konuşuyordum;

– Diğer çocuklar mı geliyor?
– Hayır be tatlım, baş başa olacağız. Özge bu durumu öğrenip, yanlış bir şey yapmasını istemedim.
– İstediğini yapabilir, beni alakadar etmiyor artık.
– Deliklerini genişletmesin boşuna, nasılsa partide baya açılacak.

Orospu karı gibi gülüyordu. Cennet’in evine gittiğimizde cep telefonum çalıyor Zeki arıyordu;

– Alo hacı gülle, napıyon?
– İyiyim zeki sen napıyon?
– İyi bende, cennet hoca okuldaydı tüm gün. Seni sordu neden gelmedin amına koyayım. Çok güzeldi lan, şuan onu hayal edip Melisa’yı sikiyorum. Bir ara ağzımdan Cennet dedim Melisa duymadı Allahtan.
– Tamam Zeki’cim sen hayal ederek Melisayı sikmeye devam et. Ben Cennetleyim şuan. İzin verişen onu sikeceğim.
– Yok artık bu ne hız amına koyayım. Neyse hacı gülle Melisa geliyor, görüşürüz. Çatur, çutur, patır, kütür, sik amını götünü fazla dağıtma ama. Partide bize de kalsın.
– Kalır Zeki kalır, hadi bye..
– Bye bye hacı gülle…

İçeriden cennet sesleniyordu;

– Kuzey geliyor musun?
– Geldim…

Cennet’in evine girdiğim. Elinde içkilerle karşıladı beni. Çantamı koltuğun üzerine attım. Elime içkiyi uzatıp boynuma sarıldı;

– Aylardır çok özledim seni biliyor musun?

İçkimi yudumladım. Kollarından çektim kendimi. Koltuğa oturdum;
– Tahmin edebiliyorum. Seks yapmadın mı son görüştüğümüzden beri?
– Yok, aslında yapmayı canım istemedi. Biraz bekleyip seninle yapmayı istedim.

Kucağıma gelip oturdu. Kulaklarımı, boynumu öpüyor, dilini boynumda gezdiriyordu. Elimi bacaklarına attım. Bacaklarını ayırıp içinde olmayan külotu ile dizlerime oturuyor, amını bacaklarıma değdiriyordu. Elbisesini sıyırıp baldırlarına kadar çektim. Dudaklarımı öpüyordu. Bacaklarını okşarken dudaklarından kafamı çekip göğüslerine getirdim. Elimdeki içkiyi göğüslerine döktüm ve. Islanmıştı, göğüslerinin arasında kalan içkiyi emiyor, yalıyordum. Elbiseyi omuzlarından sıyırdı ve çıkarttı. Göğüsleri gözlerimin önündeydi. Bembeyaz, süt gibi göğüsleri, pespembe uçları vardı. Ben memelerini emdikçe zevkten kafasını geriye atıyor, saçlarımı avuçlayıp bastırıyordu. Belinden sarılıp üzerime çektim. Şortumu ve boxerımı sıyırıp çıkarttım. Sikim kalkmıştı bile. Üstüne oturttum. İçine girmemiştim. Amının üzerinde sikime oturuyor, belini hareket ettirip sürtünüyor, memelerini yalatıyordu. Amının sıcaklığı ve ıslaklığını sikimde, kasıklarımda hissediyordum. Üstümden kalktı, karşımda ayaklarının üzerinde domaldı, eliyle kalçalarını ayırıp, amını ve götünü gözlerime serdi. Geri geri gelip suratıma dayadı. Elimle amını okşadım. Ağzımı amına dayadım. Çok güzel bir tadı vardı, zevk suları birikmişti amının dudaklarında, her dilimi sürttüğümde tadı ağzıma geliyor, dudaklarım ıslanıyordu. Eliyle saçlarını arkaya attı, göt deliğini iki elimle açıp yalamaya başladım. Domaldığı yerden doğruldu ve kafamı ittirdi. Geriye yaslanmıştım. Yere çömeldi. Elbisesi hala yarı yere inikti. Eline sikimi aldı ve okşamaya başladı. Kafasında parmaklarını gezdiriyor, sıvazlayarak mastürbasyon yapıyordu. Dudaklarıyla sikimi baştan aşağıya bir süzdü, dilini taşşaklarıma attı ve emmeye başladı. Sikimi okşuyor, sıcak dudakları arasında sikimi emiyordu. Ağzını açtı ve yukarıdan aşağıya doğru ağzının içine almaya başladı, kafasını hareket ettiriyor, sikimi boğazına kadar sokup çıkartıyordu. Hızlanarak arttırdı temposunu. Sikimi ağzını kapatarak vakumladı ve çıkarttı ağzından. Sikim iyice kalkmıştı. Ayağa kalktı. Gözlerime bakarak elbisesini sıyırıp attı üzerinden. Çırılçıplak karşımdaydı. Tertemiz, beyaz vücudu vardı cennet’in vücudu o kadar fitti ki, kalçaları, göğüsleri sertti. Üstüme çıktı. Bacaklarını kırıp sikimi amına soktu. Üstümde hafif tempoyla zıplıyor ve konuşuyordu;

– Özge sikilirken ne hissettin?

İnliyordu, hafif tempoyla zıplamaya devam ediyordu.

– Çok karışık duygular hissettim. Bir şimşek çaktı gözümde kendimi yanlarında buldum…

Cennet inleyerek konuşuyordu;

– Arabaya girip domalmış değil mi? Kabak gibi götünü adamın önüne sermiş, içine girmiş miydi?
– Evet, belinden tutmuş, amında git gel yapıyordu.

Cennet inlemelerini arttırıyor, kucağımda zıplama hızını arttıyordu.

– Böyle zevk alıyor muydu? Senin yarrağın kadar tatlı mıydı o adamın da?
– Bilmem zevk almasa siktirmezdi değil mi?

Cennet geriye kafasını attı ellerimi tutup kalçalarına götürdü, zıplamayı bıraktı ve kalçalarını çevirmeye, hareket ederek sikimin içinde oynamasına izin veriyordu;

– Senin kadar zevk verememiştir. Seni aldatma duygusundan zevk almıştır.

Artık sinirleniyor, o manzara gözüme geldikçe kan beynime sıçrıyordu. Cennet’in belini, kalçalarını daha sıkı tutuyor, zıplatıyordum kucağımda.

– Aldatma duygusu, ah o kadar güzel ki Kuzey, pişman oluyorsun ama geçiyor, senin verdiğin tepki gibi bir tepki alınca daha çok başka yarrak yemek istiyor insan.

Cennet’i kucağımdan kaldırıp domalttım. Amına sikimi soktum. Git gel yapıyordum;

– Nasıl yani benim gibi tepki?

İnliyordu;

– Senin tepkin gibi, sahiplenmek ve bunu ona göstermek, kıskançlıktan çılgına dönmek, aşık olduğun kadın seni başkasıyla aldatıyor. O bunu bildiği için yediği yarraktan daha çok zevk alıyor.

Bu sözler iyice sinirlendiriyor, daha sert sikiyordum Cenneti. Hızım yavaştı ama sikimi sert sokup çıkartıyordum.

– Çok mu zevk aldı yani Özge?
– Hem de ne zevk. Eminim kendisini o adama tekrar siktirecek. Hazır sende yoksun şuan evde. Bir fırsat verdin ona şuan. Belki de adamı arayıp randevulaştı, eve çağırıp senin yatağında siktirecek kendini. Tıpkı senin beni siktiğin gibi.

Ben daha çok hızlandım. Köküne kadar sokup çıkartıyordum sikimi. Sırtından tutup çevirdim. Bacaklarını belime doladım ve amına o şekilde çakmaya başladım. Daha sert hızlı sikiyordum. Cennet çığlık atıyor, inliyordu ve konuşmaya devam ediyordu;

– Tıpkı senin beni siktiğin gibi sikecek, o yarrağın benim sana olduğu gibi bağımlısı olacak. Benim seni çıldırttığım gibi çıldırtacak. Adam sana olan sinirini Özgeden çıkartacak. Amını götünü dağıtacak onun. Senin aşık olduğun, evlenmek istediğin kadının amını sikecek.

Benim artık gözüm kararmış, kendimi kaybetmiştim. Cennet’in boğazını sıkıyor, konuşmasını kesmek istercesine, boğazlıyordum. Amına öyle sert girip çıktıkça zevkten titremeye başlamış, ellerini boğazını sıktığım kolumu atmış, çekmeye çalışıyordu. Boğazını gevşelttim. Derin derin nefes almaya başladı. Dudaklarına yapıştım nefes alış verişi ağzımın içine oluyor, dilini emiyordum. Hem nefes almaya çalışıyor, hem inliyordu. Orgazm olduğu belliydi. Ben hala sert tempoda sikiyordum.

– Özge senin kadar orospu olmayı beceremez. Ayrıca yiyeceği yarrak daha geride.

Cennet gülüyor, kasılıyordu. İçinde resmen sikim kırılacak gibi vakumlanıyordu. Kasılması kesilince içinden sikimi çıkartıp tüm döllerimi vücuduna boşaldım. Yarısı göbek ve göğüslerine gitmiş, bir miktarı yüzüne fışkırmıştı. Parmaklarıyla yüzüne gelen döllerimi sildi, parmağına bulaşan spermlerimi yaladı ve yattığı yerden doğrulup sikimi ağzına alıp iyice temizledi. Ben sırtıma yaslanıp içkimi yudumluyordum. Bir sigara çıkartıp yaktım. Cennet çırılçıplak karşımdaydı. Yere eğilip elbisesini eline aldı. Banyoya gidiyordu, üzerinde akıttığım döller vardı. Elimle yüzümü avuşturdum. Sigaramı içime çekiyor, çıplak bir şekilde içkimi yudumluyordum. Sigaramı ve içkimi içtim koltukta uzanıyor, Özge’yi düşünüyordum. Acaba gerçekten adamı eve davet eder kendisini siktirir miydi? Cesaret edemez diyordum kendime. Sonuçta babam ve aramızda sadece 3 ev vardı. İllaki görürlerdi yani ona cesaret edemezdi ama dışarıda siktirebilirdi kendini. Bu düşüncelerle sızıp kalmıştım koltukta. Gözlerimi açtığımda sabah olmuş gün ağarıyordu. Cennet üzerime pike örtmüş, altım hala çıplaktı. Yattığım yerden kalktım çevreme bakınıyordum. Yerde duran boxeri üzerime geçirdim. Mutfağa gidip su içecektim. Arkamdan cennet geldi belime sarıldı;

– Günaydın tatlım.
– Günaydın. Sızmışım akşam.
– Evet, uyandırmak istemedim. Uyudum bende.

Ona doğru döndüm, dudaklarından öptüm.

– Sınava 4 gün kaldı…
– Ben partiyi düşünüyorum.

Kollarımdan sıyrıldı ve dolabın kapağını açtı.

– Yiyecek bir şey yok dışarıda kahvaltı edelim mi?
– Olur ama önce duş almam lazım…

Yanıma geldi, elini sikime attı;

– Seni yıkamamı ister misin?

Belinden tuttum ve kucakladım.

– Banyo nerede?

Gülüyordu. Eliyle odayı gösterdi. Banyoya girdik. Orada hem yıkandık hem bir posta daha seks yaptık. Çantamı yatak odasına götürmüş, onunla yatak odasına gittim. Giyindim;

– Yavrum aşağıdayım hazırlan gel.

Yanıma geldi çıplak vücudu ile sarıldı ve dudaklarımdan öptü.

– Fazla bekletmem…

Kalçasına tokat attım, odadan çıktım. Arabamın yanına gittim. Kaputu açıp içine bakıyordum, bir eksiği var mı diye. Cep telefonum çalmaya başladı. Babam arıyordu;

– Paşam ne yapıyorsun eve uğradık yoktun?
– Arkadaşlarla sınava hazırlanıyoruz. Neden uğradınız baba eve?
– Çiftliğe gidiyoruz biz annenle. Çocukların okulu yok zaten yaz tatilindeler. Bizde bir kafa dağıtalım dedik.
– Başka gün bulamadınız değil mi baba?
– Nasıl oğlum?
– Yok bir şey iyi eğlenceler baba.
– Sağ ol görüşürüz paşam.

Arabanın tekerliğine tekme attım. Kaputu sert bir şekilde kapatıp yerde duran soda şişesini alıp fırlattım duvar kırdım. Kapıdan Cennet kendini sakınarak çıktı;

– Ay kuzey dur ne bu sinir sabah sabah?
– Amına koyduklarım, köye gidecek günü buldular Özge eve rahat rahat erkek atsın siktirsin kendini diye mi yapıyorlar anlamıyorum ki amına koyayım.

Cennet yanıma geldi ve boynuma sarıldı;

– Senin o kadına ihtiyacın yok, demedin mi? Bundan sonra elimde canım isteyince sikeceğim bir orospudan başkası değil diye? Sinirlenme. Hayır bu şekilde sinirli olacaksan, eve geçelim bir sinirini at üzerimde. Dün harikaydı mesela.

Kucağıma alıp arabaya dayadım. Dudaklarını öpüyordum.

– Emin ol bu yüzümü çok görmek istemezsin.
– Yatakta görmek istiyorum sadece.
– Bunu özge de diyordu.
– Ama ben Özge kadar ucuz değilim?

Tek kaşını kaldırmış gülüyordu. Dudaklarımdan öptü, kucağımdan indirdim ve arabaya bindirdim. Güzel bir kahvaltı yapacağımız yere gittik. Sinirden canım bir şey istemiyordu. Aklım evdeydi. Telefonu çıkarttım Gülizar’ı arıyordum;

– Alo canım naber günaydın?
– Günaydın abi.
– Evde misin canım?
– Yok abi, ablamla geziyoruz.

Telefonu ısırıyordum sinirden.

– Haa. Annen nerede?
– Direksiyon dersine gitti.
– Mehmet hoca mı?
– Bilmiyorum abi ismini.

Oradan simay bağırıyordu;

– Evet abi, birkaç gündür rahatsızmış, ders verememiş yengeme, bugün dersi var erkenden çıktı.
– Baran?
– Baran annemlerle gitti köye, güllü nenemde kalacak.
– Tamam görüşürüz.

O kadar sinirlenmiştim ki, kahvaltı masasını tutup fırlattım. Cennet elinde çatal, bıçakla kalmış, bana bakıyordu;

Cennet;

– Hayda, gitti güzelim kahvaltım ya…

Çalışan yanımıza gelmiş bir sorun olup olmadığını soruyor, ne yapıyorsun diye azarlıyordu beni.

– Sen nediyorsun lan amına koyduğum!

Bir yumruk çıkarttım adama. Çalışanlar yanımıza koştu, kollarımdan tutuyor, çekiyordu beni. Cennet adamın yanına gitti bir şeyler konuştu, bir miktar para verdi. Yanıma geldi elimden tutup dışarıya çıkarttı beni;

Cennet;

– Tatlım her şey yolunda mı?
– Amına koyayım sence yolunda mı Cennet?

Kafasını sallıyordu;

– Değil, gel sakin bir yere gidelim. Aç kaldım senin yüzünden.
– Şerefsizle direksiyon dersine gitmiş.
– Özge mi? Bu ne hız ya? Bu kadın çok mu hasret kaldı başka yarak yemeye?
– Kalmış demek ki baksana. Arıyacağım.
– Hayır arama şuan derstedir. Sizin eve gidelim orada yapalım kahvaltı.
– Süper hadi atla çabuk.

Hemen arabaya bindik. Eve gittiğimiz de kimse yoktu;

– Anahtar yok yanımda amına koyayım!
– Aferin kuzey dön geri o zaman…
– Nereye dur hallederim şimdi…

Cebimdekileri gidip eline verdim tutması için. Garaja tırmandım. Oradan terasa zıplayıp çıktım. Terasın solundan uzanıp açık olan pencereden içeriye girdim. Dış kapıyı açtım;

– Gel hadi…
– Maymun gibisin Kuzey.
– Hadi gel içeri acıktım zaten…

Cennet elindekileri masanın üzerine koydu. Ceketini astı. Mutfağa girdik birlikte kahvaltımızı hazırladık, oturup kahvaltı yaptık. Üst kata çıktık. Aşağıdan içkileri aldım terasa çıktım. Bir süre konuştuk içkilerimizi içtik. Öğlen 1 olmuştu saat. Cennet beni dürttü.

– Kuzey?
– Efendim canım?
– Arabanı çekseydin keşke.
– Hassiktir.

Koşarak aşağıya indim arabamın anahtarını aldım. Fırladım dışarıya, arabama bindim. Kumsalın aşağısına sürdüm oraya park ettim arabayı. Koşarak geri dönüyordum. Terasta cennet bana el sallıyordu. Ona baktım, daha sonra gözüm kapının önüne çarptı. Kuzey Mehmet hocasını içeriye davet ediyor, adamın kolu sargılı girmek istemiyordu. Özge etrafına bakındı ve adamı öptü. Sinirden köpürüyordum. Saldırmamak için kendimi zor tuttum. Adam arabasına geri döndü, Özge bir şeyler söylüyor, el kol hareketi yapıyordu. Adam arabaya bindi ve ilerledi. Koşarak gittim. Özge kapıyı kapatmış içeriye girmişti. Ben aynı şekilde garajın üzerinden terasa atladım. Cennet fısıldıyordu;

– Kuzey!
– Ne oldu?
– Adam arabayı saklayıp geri gelecek.
– Eve mi?
– Evet. Özge az orospu değil ya.

Ben iyice sinirlenmiştim. Bir süre sonra odamın kapısını açmak istedi Özge çok korkmuştum bizi görecek diye. Cennet eliyle sus işareti yapıyordu;

– Kilitledim kapıyı üstünde anahtarı.
– İyi yapmışsın.

Dış kapının zili çalıyordu. Özge kapımın önünden uzaklaştı, kapıyı açmak için ilerledi. Terastan kafamı uzatıp bakıyordum. Cennet kolumdan tutup geri çekti beni;

– Acele etme, odasına geçsin önce…

Ters ters Cennete bakıyordum

Cennet eliyle yüzümü okşuyor dudaklarımı öpüyordu;

– Sinirlenme, unutma sen böyle davrandıkça onun hoşuna gidecek lütfen aksine keyif al, asıl o zaman pişman olsun.

Kapıma doğru yaklaştık cennet ile, ses çıkartmıyor, öpüşme seslerini dinliyorduk. Şapur şupur öpüşüyorlardı. Ben sinirleniyordum, Cennet benim yüzüme bakıyor, dudaklarını dişleriyle ısırıyor, gülüyordu. Bizim yatak odamıza geçtiler, kapı kapanmıştı. Sesler geliyordu, kapının kilidini açtım kafamı uzattım. Kapıyı kapatmışlar, yataktan gıcırtı sesleri geliyordu. Odadan çıkıp kapıya doğru yaklaştım. Özge konuşuyordu;

– Yemek istiyorum o sikini hem de bu yatakta. Sert sik beni, acıma vur, kökle içime.
– Kocan olacak şerefsiz ne hale getirdi kolumu, rahat sikemiyorum.
– Boş ver onu ben yardım ederim sana. Ver sikini ağzıma.

Ağzına almış adamın sikini yalıyor olmalıydı, sesler kesilmişti. Bir süre sonra Özge ucuz orospu gibi inlemeye başladı;

– Sok içime, dölle içimi, kaç gündür yiyemedim bu yarrağını, sok hadi durma.

Kapının kolunu tuttum içeriye dalacaktım. Cennet kolumdan tuttu asıldı. Sessiz bir şekilde;

– Bırak Kuzey zevkini alsın. Sıra bize de gelecek. Hadi yürü

Ben kapının önünde bekliyordum ikisinin de çıkmasını. Cennet kolumdan asıldı;

– Hadi gidiyoruz.

Merdivenlerden sessizce indik. Koltuğun üzerinde adamın ceketi vardı. Cennet ceplerini yokladı ve adamın kartını buldu. Onu alıp çantasına attı. Kapıyı sessizce açıp çıktık. Odamızda Özge direksiyon hocası ile sikişiyor, ben hiçbir şey yapmadan o evden çıkıyordum.

– Cennet bırak dağıtayım ikisinin de ağzını burnunu!
– Tatlım canlarını o yakmaz ki, birkaç gün daha sabret sen. Gözlerinin önünde ucuz fahişe gibi sikilirken dönüp yüzüne bakmayınca asıl canı yanacak. Tıpkı zamanında benim yandığı gibi. Düşün bak kocamı aldatmayı sevdiğim halde. Canım yanmıştı. Özge daha buna alışık bile değil. Hadi araban nerede?
– İleriye park ettim.

Cennet ile yürüyorduk. Beni öyle üzgün görünce belime sarıldı;

– Cennet, neden aşk yeterli olmuyor hiç kimse için? Neden hep bir fantezi, istek, arzu peşinde bu kadınlar?
– Kişiden kişiye değişir bu durum. Ama her kadının içinde bir şey vardır. Sadece karşısına onu cesaretlendirecek bir erkeğe ihtiyaç duyarlar. Bir an da olur zaten her şey.
– Amına koyayım o anların ben.
– Boş ver, daha ne kadınlar çıkacak karşına. Ama ben senin yanındayım. Yoksa kimse tutamayacak seni.
– Yav he amına koyayım. Yanındayım diyen boynuzu takıyor, dalga geçer gibi yanındayım deme birde.
– Dalga geçmiyorum gerçekten yanındayım bak yanında değil miyim?

Daha çok sarılıyordu. Arabaya binip bir bara gittik. Çok gürültülüydü, içkimizi söyledik oturuyorduk. Cennet telefonu ve çantasını alıp dışarıya çıktı. Ferhat arıyordu;

– Kanka nerelerdesin amına koyayım arıyoruz açmıyorsun?
– Görmedim moruk Cennetle bardayız gelsenize?
– Hangi bar?
– Her zamanki bar kanka.
– Tamam geliyoruz.

Telefonu kapattım cebime koydum. Merve ile Nur bara girmişti. Onlara el salladım zor da olsa gördüler. Yanıma oturdular.

Merve;

– Kuzey bey sahalara dönmüş.

Nur;

– Dışarıda ki Cennet miydi?
– Evet cennet telefon konuşmak için çıktı sanırım.
– Aynen telefon konuşuyordu. Ee ne yapıyorsun canım.
– Hiç oturuyorum işte, ne diyeceğim partiye geliyorsunuz değil mi kızlar?
– Tabii ki. Zeki geliyor mu Zeki?

Merve;

– Ahaha Zekisiz partinin tadı çıkmaz.
– Geliyor geliyor, bara da geliyorlar. Birazdan burada olurlar.
– Süper.

İçkilerimizi içerken Cennette telefon konuşmasını bitirip yanımıza geldi, daha sonra kapıdan arkadaşlarım geliyordu. Zeki gayet iyi durumdaydı bastonsuz yürüyordu, sadece oturup kalkarken, eğilirken zorlanıyordu.

Zeki;

– Oh dünya varmış be hacı gülle özlemişim bu ortamı… Ooo kızlar naber?

Merve;

– Hoş geldin Zeki geçmiş olsun
– Eyvallah canım geçti. Kız zilli Cennet de buradaymış. Kuzeyin oğlu?

Ben;

– Efendim kardo?

Belini ileri, geri yaparak pompito diyordu. Ferhat ensesine tokat attı hafifçe, yerlerine geçip oturdular. Sabaha kadar alkol almıştık. Zeki ayakta duramıyor, Merve’nin dizine yatmış uyuyordu.

Ferhat;

– Bizim yazlığa gitme vakti geldi sanki?

Ben;

– Hepimiz zomuz amk kim götürecek yazlığa bizi?

Zeki Merve’nin dizlerinden kalktı;

– Ben!

Mete;

– Siktir git amk senin sürdüğün arabaya binmem bile. Ayakta duramıyor “ben” diyor ya.

Nur;

– Ben kullanırım iyiyim. Çok içmedim hadi kalkalım.

Merve Zekinin koluna girdi, Cennete sarıldım bardan çıkıyorduk. Ferhat arabanın anahtarını Nur’a attı. Arabaya bindik Zeki yüzünü Merve’nin memelerine gömmüş, uyuyor mu? emiyor mu anlamak mümkün değildi ama şikayetçi olan yok, Merve zeki’nin saçlarını okşuyordu. Ferhat’ın yazlığına gidince herkes bir yere dağılmış uyuyorduk.

Günler bu şekilde geçiyor, sınav günü gelip çatıyordu. Artık yarın sınavımız vardı. Herkes telaşlı, heyecanlıydı. Bizim grup dışında. Bizim tek heyecanımız partiydi. Sınav öncesi, Cennet, Merve ve Nur, bizim çocuklar ferhatın yazlığında bir mangal yaptık, içkilerimi içtik, seks yaptık. Ve sınav sabahına uyanmak için uyuduk.

Sabah olmak üzere, gün ağarıyordu.

Ferhat;

– Millet uyanın sınav vakti.

Zeki Merve ile koltukta yatıyor, Merve’ye sarılıyordu.

Nur;

– Kahvaltı hazırlayalım isterseniz?

Mete;

– Boşver gel bir şans öpücüğü alayım ben senden.

Mete Nur’un kolundan tutup yattığı yere çekip üzerine yatırdı. Öpüşüp, sevişiyorlardı. Tavanı izliyor, olacakları düşünüyordum. Üzerimde gezinen kol Cennet’in koluydu. Okşuyor, “uyandın mı” diye soruyordu. Ona doğru dönüp dudaklarından öptüm ve yataktan kalktım. Çocuklarla hazırlanıp sınavın yapılacağı yere gitmiştik. Çok kalabalık ana baba günüydü resmen. Sınavdan çıktım, sorular güzeldi. Dışarıya oturdum babama anlatıyordum. Ferhat karşımdan geliyordu. Sadece Ferhat ile aynı yerde sınava girmiştim, diğerleri başka okullarda sınava giriyordu. Babama sınavı anlattıktan sonra telefonu kapattım;

Ferhat;

– Anasını sikeyim ya kazanamıyacam amına koyayım!
– Niye lan yapamadın mı?
– Yok abi anasını sikeyim böyle sınavın yürü gidelim bizimkilerin okuluna.

Kolumdan tutup çekti. Arabaya binip bize yakın olan Mete’nin okuluna gittik. Mete de sınavdan çıkmış bahçede oturuyordu;

Ferhat;

– Mete! Nasıldı sınav?
– Hayatımı sikti…

Ben;

– Zeki çıkmıştır Zeki’yi almaya gidelim.

Zeki’nin okuluna gidiyor, sınav hakkında arabada konuşuyorduk. Zeki bahçede bir kızla konuşuyordu.

Ferhat;

– Hiç boş durmuyor puşt.

Zeki’ye yaklaşınca kız Zeki’ye tokat atıp uzaklaştı. Biz gülüyorduk.

Ben;

– Zeki ne oldu la?
– Zilli ya gönlü var naz yapıyo
– Niye tokat attı?
– Bizim eve gidip çakışak mı dedim!

Mete;

– Yuh!

Ferhat;

– Şekerim yanlış yapmışsın, direk şuracıkta domaltıp sikecektin.

Zeki;

– Aynen hacı gülle ya, keşke öyle yapsaydım ama kalabalık ya utanır diye düşündüm.

Ben;

– Sınav nasıldı?
– Bilmem okuyarak salladım yine.

Bizim çocuklara döndüm;

– Kesin yine kazanır bu amk… İlayda ile Melisa ne yaptı acaba?

Zeki;

– Boş ver onları moruk.
– Konuşmuyor musun Melisa ile?
– Yok, hiç konuşmadık daha.

Ferhat;

– Hadi eve, kızlar yalnız kaldı…

Ferhat’ın yazlığına gitmeden önce eve uğramak istedim. Özge ile kaldığımız eve geldik, kapıyı çaldığımda Özge meraklı gözlerle sınavı soruyordu. Üzerinde resmen seks kokusu vardı, yukarıya çıktığımda oda dağınıktı belli ki yine siktirmişti kendini. İyi geçti, diye geçiştirdim. Birkaç kıyafet alıp çıktım evden. Hoşça kal bile demedim.

Arabaya bindiğimde aklımdan türlü türlü planlar geçiyordu. Camdan dışarıya bakarken, bizim mahallenin sonunda duran parka gözüm takıldı. Kırmızı ışıkta bekliyorduk. Parkta bir kız bir çocukla öpüşüyordu. Ama bu kız gülizar’a çok benziyordu? O?

Ben;

– Ferhat dur bir dakika.
– Ne oldu abi bekle ışığı geçeyim yeşil yandı.
– Çabuk lan!
– Oğlum tamam durdum ne oldu lan?

Arabadan bir hışımla indim. Öpüşen gençlere yaklaştıkça o kızın Gülizar olduğuna emin olmuştum! Gülizar’ı kolundan tutup çektim kendime. Ne olduğunu şaşırmış, şaşkın gözlerle bana bakıyor “abi” demekle yetiniyordu.

– Ne oluyor lan burada?

25. BÖLÜM SONU…

DEVAM EDECEK…

UZUN BİR HİKAYE -2

KALDIĞI YERDEN DEVAM
Bunu takip eden birkaç hafta boyunca Ben kendimi gayet iyi hissettim. Tüm bu olaylar olmamış gibi işime gittim. Kimseye bir şey anlatmadım. Miray yıllık izinde olduğumdan hiç karşılaşmadık. Böyle bir karşılaşma olasılığı bile Beni rahatsız ediyor, ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemiyordum. Akşamları Piraye’yle güzel yerlere yemeklere gittik, hafta sonları yürüyüşler yaptık, bol bol film izledik hatta yıllık izinleri eşzamanlı alıp birlikte güneye tatile gitmeyi planladık
– “Harika olacak”, diyordu Piraye.
– “Çok güzel bir tatil köyü orası, bütün gün güneşlenir, denize gireriz. Akşamları da çılgınlar gibi eğleniriz. Eminim çok çekici erkekler vardır orada. Hem de değişik milletlerden. Laf aramızda ben bugüne dek hiç yabancı bir erkekle yatmadım. Sen?”
– “Elbette hayır! Daha neler? Hem ben tatilde gönül maceraları yaşamayı düşünmüyorum. İyice dinlenmeli ve bol bol kafa dinlemeliyim. Vermem gereken kararlar var. Tatil dönüşü Tolga’yla konuşacağım. Bu şekilde devam etmek ikimiz için de doğru değil.”
Böylece Ben ve Piraye 1 hafta sonraya izinlerini aldık, rezervasyonlarını yaptık. Tatil yaklaştıkça heyecanlanıyor, sanki ilk kez tatile çıkacakmış gibi içimiz içimize sığmıyordu…
Günlerdir beklenen tatilin başlamasına 2 gün kala gelen bir haber Ben ve Piraye’nin tüm tatil planlarını altüst etti. Ben çok önemli bir toplantı için Adana’ya gitmek zorundaydım. Erman Bey ıkına sıkına Ben’den özür dilemiş, bu toplantının çok önemli olduğunu, toplantıda alınacak kararlara göre önümüzdeki yılın bütçesinin oluşturulacağını haber vermişti. Diğer tüm katılımcılar için toplantı tarihi en uygun tarihti ve merkezi temsilen toplantıya katılması gereken bendim Benim tatil planı genel müdür Rıfat Bey’in pek umurunda değildi. Erman Bey tatil meselesini Rıfat Bey’e açtığında,
– “Sonay tatile 2-3 gün geç çıksın, 1 hafta geç döner”, demiş ve konuyu kapatmıştı.
Ben durumu Piraye’ye anlatınca, Piraye tatili iptal etmeyi önerdi.
– “Benim tatil tarihlerimi değiştirip ileri almam mümkün değil, rezervasyonu iptal edelim, sen Adana’dan dönünce birlikte birkaç günlüğüne Şile’ye filan gideriz”, dedi.
Fakat ikimiz de farkındaydık ki, bu tatili çok istiyorduk ve Piraye’nin çözümü kimseyi memnun etmeyecekti. Bunun üzerine Ben, Piraye’nin tatile tek başına gitmesini, benim de Adana’daki toplantıdan sonra direkt Antalya’ya geçip ona katılmamı önerdim.
– “Hem 2-3 gün tek başına olursan, belki o çok merak ettiğin çekici erkeklerle tanışma şansın artar. Ben gelince de 4 gün birlikte tatil yapmış oluruz”.
– “Bilmiyorum Ben. Peki, sana 4 gün tatil yetecek mi?”
– “Benim ataşehir eskort fazladan 1 haftam daha olacak, Rıfat bey öyle söylemiş. Eğer tatil köyünden memnun kalırsam, tatilimi uzatırım.”
Böylece plan revize edildi ve Piraye kararlaştırdığımız gibi Cumartesi sabahı Antalya’ya gitti. Ben da o gün tatil alışverişini yaptım, valizlerini hazırladım ve Pazar günü Adana’ya uçtum. Dönüşte İstanbul’a uğramamak için tatil eşyalarını da yanıma almıştım. Pazar gecesi geç saatte otele yerleştim, duşumu alıp oyalanmadan yattım. Pazartesi ve Salı günleri toplantıda geçecekti ve iyice dinlenmek istiyordum.
Ertesi sabah erken kalkıp kahvaltıya inmeden önce odamdaki boy aynasında ümraniye escort kendimi inceledim. Bayi toplantısında hemen her zaman tek kadın ben olurdum ve tecrübelerimin bana öğrettiği bir şey varsa, bir sürü Anadolu bayisinin aralarında hoş bir kadın olmasından çok memnun olduklarıydı. Bana her zaman çok kibar davranırlar, bir dediğimi iki etmezlerdi. Ben her toplantıdan sonra İstanbul’a koltuğumun altında yeni sözleşmeler ve bir sürü alım taahhüdüyle dönerdim. Erman Bey benim bayi toplantısındaki başarımı etrafındakilere hep hayranlık dolu sözlerle ifade eder,
– “İnsanın Sonay gibi ürün müdürü olursa hayatta sırtı yere gelmez”, derdi.
O sabah aynanın karşısında bütün bunları aklımdan geçirirken, mini eteğimin iyice ön plana çıkardığı biçimli bacaklarımı, diri kalçalarımı, güzel yüz hatlarımı dikkatle süzüyor,
– “Tolga’nın beni Mirey kaltağıyla aldatmasına hala inanamıyorum”, diye düşünüyordum.ataşehir escort bayan Kahvaltı salonunda önceden tanıdığım bazı bayilerle karşılaştım; Mersin bayii Sadık bey, Tokat bayii Murat bey ve Denizli bayii Salih bey. Hepsi beni gördüklerine sevinmişlerdi.
– “Özlettiniz kendinizi Sonay Hanım, şu toplantılar da olmasa vallahi yüzünüzü göremeyeceğiz”, diye takılıyorlardı. Salih Bey,
– “Kaç defa davet ettim sizi Pamukkale’ye, ‘gelin size güzel bir hafta sonu yaşatalım’ dedim. ‘Pamukkale’miz nefistir, otellerimiz 1. Sınıf, pişman olmazsınız’ dedim. Ama sizden ses soluk çıkmadı”
– “Hep aklımda Salih Bey, hep istiyorum. Hatta geçenlerde bir arkadaşıma da söz ettim. Bir fırsat bulsak, inşallah geleceğiz.”
– “Tabii, tabii. Arkadaşlarımızı da getirin. Hep birlikte eğleniriz.”
Gerçekten de Ben bu öneriden Piraye’ye söz etmiştim. Piraye,
– “Amaan, boş versene. Anlattığına göre kıro herifler. Bunlar kesin bize asılırlar orada.” diyerek ciddiye almamıştı Beni.
Kahvaltıdan sonra hep birlikte toplantı salonuna geçtik. Yaklaşık 30 kadar bayi salonda yerlerini almışlardı. Çoğunu önceden tanıyordum. Aralarında ilk kez gördüğüm 7-8 kişi de vardı. Hepsiyle selamlaştım, tanıdıklarıma hal hatır sorup gönüllerini aldım. Bu işte insan ilişkileri, karşındakine değer verdiğini belli etmek (en azından öyle görünmek) hayati önemdeydi. Bu konularda Benim doğuştan gelme bir yeteneğim vardı.
Toplantı sırasında çaktırmadan etrafımı inceleyip sık sık kaçamak bakışlarla karşılaşıyordum. Bu bakışların bir kısmı dostça, rahatsız etmeyen bakışlardı. Mesela Zonguldak bayii Faruk Bey’inki bu kategoridendi. Faruk Bey şirketin en eski bayilerindendi. Şirketle daima iyi ilişkileri olmuş, yaşı gereği Bana hep babacan tavırlarla yaklaşmıştı. Şirketin işleyişi, bayi beklentisi gibi konularda ondan çok şey öğrenmiştim Faruk Bey’i selamladım.
Bir de şu ismini bilmediğim yeni Sivas bayii, ya da Mersin bayii Sadık bey gibi bakışlarını pek beğenmediğim adamlar vardı. Sanki dostça ya da merakla değil, dişiliğime gösterdikleri ilgiyle süzüyorlardı beni. Sadık bey zaten her zaman bana aşırı bir ilgi gösterir, yemeklerde filan yanıma oturur, fırsat bulsa hemen yılışacak bir izlenim verirdi. Üstelik Sadık Bey bildiğim kadarıyla evli bir adamdı. Ah erkekler…
Ben toplantıdan sonra odama çıkıp uzandım. Akşam yemeğini hep birlikte şehrin ünlü bir lokantasında yiyecektik Biraz kestirip, duşumu alıp hazırlanacaktım. Sekizde lobiden alacaklardı beni. Bu arada resepsiyonu arayıp, Çarşamba sabahı Antalya otobüsüne rezervasyonumu yaptırdım. Bir aksilik olmazsa öğlene tatil köyünde olacaktım. Yatağımda uzanmış, uyku uyanıklık arası tatili düşünürken, Piraye’nin birileriyle tanışıp tanışmadığını merak ettim. Belki de onun gibi olmak lazım diye düşündüm; hiçbir şeyi düşünmeden kendini koyuvermek, hayatı sürekli bir macera arayışı olarak yaşamak…
Saat tam sekizde lobiye indim. Hemen herkes oradaydı, Ben de gelince hemen taksilerle yola çıktık. Ben o akşam son derece şık, tek parça-omuzlardan askılı siyah bir gece elbisesi giymiştim. Bu elbise acaba ortama fazla mı kaçar diye düşünmüş ama sonunda yine de giymeye karar vermiştim. Diz üstü eteğim, hafif göğüs dekoltesi, ince topuklu ayakkabılar, omzumda beyaz şal ve küt kesimli sarı saçlarımla gerçekten tüm dikkatleri üzerimde toplamıştım.
Takside yine hep olduğu gibi Sadık Bey yanında oturuyordu. Çaktırmadan bacaklarımı süzmesi Benim hoşuma gitmiyordu. Sadık bey 45 yaşlarında, orta boylu, göbekli, saçları büyük ölçüde dökülmüş, hiçbir çekiciliği olmayan, tipik bir Anadolu bayisiydi. Yaklaşımları hoşuma gitmese de adam şirketin sevilen, en çok satış yapılan bayilerindendi.
Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra şehrin biraz dışındaki lokantaya ulaştık. Önceden hazırlanmış masalara yerleştiklerinde Ben gruptaki tek kadın olduğum için kendini biraz tuhaf hissediyordum. Rahatsız değildim ama yine de garibime gidiyordu. Daha önceleri de bayi toplantıları hep böyle olurdu ama nedense bu kez bu durum daha bir gözüme batmıştı.
Masalar büyük bir dikdörtgen şeklinde yerleştirilmişti. Ben tam ortaya, başköşeye oturtuldum. İki yanıma Ankara bayii Hayri Bey ve Rize bayii Ahmet Bey oturmuşlardı. İkisiyle de fazla samimiyetim yoktu. Biraz canım sıkılmıştı;
– “Keşke Faruk Bey’in yanıma otursaydım” diye düşünüyordum. Herkes acıktığından bir süre kimse pek sohbet etmedi kendini yemeğe verdi. Ben âdetim olduğum üzere yemeğin yanında beyaz şarap içiyordum. Böyle zamanlarda en fazla 2 kadeh içer, bu da beni çakırkeyif yapmaya yeterdi. Fazlasını istesem de içemezdim, bünyem içkiye karşı dayanıksızdı.
Bir süre sonra karınların doyması ve içkinin de etkisiyle herkeste bir gevşeme, rahatlama oldu; ortam neşelendi. Ben da Hayri Bey’le satışların artırılması üzerine hararetli bir tartışmaya daldım. Bir ara Ahmet Bey’le de ilgilenmek için sağına döndüğümde yanımda Sadık Bey’in oturmakta olduğunu gördüm. Sadık bey samimi bir tavırla rakı kadehini Benim kadehine vurarak,
– “Hadi bakalım sağlığınıza ve güzelliğinize içelim Sonay Hanım, bu akşam göz kamaştırıyorsunuz”, diye yılıştı. Ben hafifçe gülümseyerek teşekkür ettim. İçinden
– “Buldu yine beni sırnaşık şey”, diye geçirdim. Zoraki bir sohbete giriştik. Sadık bey sürekli konuşuyor, konuşurken konudan konuya atlıyordu. Tam şirketin pazarlama stratejisini tartışmaya başlamışken, birden nasıl oluyorsa Sadık Bey’in çocuğunun kolejlere giriş sınavını konuşurken buluyordum kendimi.
Laf lafı açtı, Sadık bey kadehleri peş peşe yuvarladı, ama bana mısın demedi. Sanki hiç içmemiş gibiydi. Bu arada Benim da kadehim boş durmuyordu. Bazen tüm karşı koymalarıma aldırmadan Sadık Bey kadehimi yeniliyor, bazen de masa masa dolaşan bayilerden biri kaşla göz arası elindeki şişeden takviye yapıyordu. İpin ucunun kaçmaya başladığını fark ediyordum İzin isteyip tuvalete gittim. Yüzümü gözümü yıkamak, biraz kendimi toparlamak istiyordum. Aynada gözlerimin çakmak çakmak baktığını görüp,
– “Tamam Sonay. Bu kadar yeter. Artık daha fazla içmeyeceksin. Yoksa düpedüz sarhoş olacaksın”, diyerek makyajımı tazeledim ve salona döndüm.
Salonda iyice sarhoş olan bayilerin kahkahaları yankılanıyor, sigara dumanından insanın gözleri yanıyordu. Ben masama ilerlerken adımlarımı zor attığımı, umduğumdan daha sarhoş olduğumu fark ettim. Benim gibi gibi sarhoş bir sürü erkeğin ısrarlı bakışları altında yerine oturdum. Sadık bey birdenbire
– “Söyle bakalım kocan nasıl?” diye sormasın mı, Ben şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktım. Sadık Bey’in birdenbire senli-benli konuşmasına mı, yoksa sanki kırk yıllık arkadaşımmış gibi Tolga’yı sormasına mı şaşıracağımı bilemedim. Kekeleyerek,
– “İyi, çok iyi”, diyebildim.
– “Merak ediyorum da, insanın senin gibi güzel eşi olursa, onu nasıl böyle tek başına buralara gönderir acaba?”
– “İltifatınız için teşekkür ederim ama bunda merak edecek bir şey yok bence Sadık Bey. Günümüzde eşlerden her birinin kendi işi var. Sonuçta ben buraya gönül eğlendirmeye gelmedim ki.”
– “Sonay, lütfen sizli-bizli konuşmayı bırak artık. Yeni tanışmadık ya, ne zamandır tanıyoruz birbirimizi. Öyle değil mi?”
– “Evet, doğru söylüyorsunuz Sadık Bey, pardon… Sadık!”
– “Hah şöyle! Resmiyeti bırakalım canım.” Açıkçası Ben ne yapacağımı bilememiştim. Kendime kızıyor, onun bu samimi tavrına çanak tutmuş gibi hissediyordum. Bu arada,
– “Şerefinize Sonay Hanım, arkadaşlar sizden çok bahsettiler. Şirketimizin medar-ı iftiharıymışsınız. Sivas bayii Turgut Öztürk”, diyen sese başını çevirdiğimde, Hayri Bey’in yerine gündüz ki toplantıda beni bol bol kesen genç bayinin oturmuş olduğumu gördüm.
– “Teşekkür ederim Turgut Bey. Tanıştığımıza memnun oldum. Nasılsınız?”
– “Sizi sormalı, ben gayet iyiyim. Ne zamandır diğer bayi arkadaşlarla tanışmak için can atıyordum. Kısmet bugüneymiş. Hem sizinle de tanışmak nasip oldu. Umarım bundan sonra sık sık görüşürüz. Sizi Sivas’a da bekleriz.”
– “İnşallah Turgut Bey, ilk fırsatta ziyaretinize gelirim.”
– “Dört gözle bekleyeceğim.” Bu son sözleri gayet yılışık bir ifadeyle ve doğrudan gözlerimin içine bakarak söylemesi beni huzursuz etmişti.
– “Nereden çıktı bu şimdi? Biriyle uğraşmak yetmezmiş gibi”, diye kendi kendime söyleniyordum. Turgut elindeki şarap şişesini aniden Benim kadehime boşaltarak,
– “Hadi ama şerefe kadeh kaldıralım”, dedi. Artık içmek istemediğimi söylememe rağmen hem Turgut, hem de Sadık beni içmeye zorluyordu. İstemeye istemeye şarabımı yudumlaya başladım,
– “Olmadı ama hadi fondip!” dolduruşlarına biraz direndiysem de, sonunda ısrarlara dayanamayıp kadehimi bir dikişte bitirdim. Az sonra yanımıza gelen Adana bayii Cihat Bey, aralarında karar verdiklerini, buradan kalkıp, şehrin tanınmış barlarından birine gideceklerini ve itiraz kabul etmediklerini haber verdi. Cihat Bey hoşsohbet ve hayır denmesi zor bir adamdı. Kendini toplantının ev sahibi olarak görüyor, iyi niyetle herkesi eğlendirmesi gerektiğini düşünüyordu. Be
– “Olmaz, kendimi çok yorgun hissediyorum” filan dediysem de bir anda ayaklanan ve etraflımızda toplanan herkes ısrara başladı. Ne diyeceğimi bilemedim aralıksız ısrarlar karşısında oyunbozan olmamak için teklifi kabul etmek zorunda kaldım.
Az sonra yeniden taksilere doluşmuş bara doğru yola koyulmuştuk. Benim takside yanımda Turgut oturuyordu ve bara gidene kadar aralıksız sırnaştı. Kendini gerçekten iyi hissetmiyordum. Çok sarhoş olmuştum; başım dönüyor, gözlerim kapanıyordu.
– “Barda kahve içip kendime gelirim”, diye düşünüyordum. Ne kadar zaman sonra bara geldiklerini ayrımsayamadım. Barın içi çok geniş ve dumanlıydı. İçerisi kızlı erkekli Adanalı gençlerle doluydu. Müzik insanın kulaklarını sağır edecek kadar yüksek volümlüydü.
– “Vay be, demek böyle yerler sadece İstanbul’da yokmuş”, diye düşündüm. Kendimi rahatlamış hissediyordum. Burada tek kadın değildim artık. İçeri girdikten sonra grup dağıldı ve küçük grupçuklar halinde çeşitli masalara geçildi. Bu geceki müdavimleri Sadık, Turgut ve bir de Tokat bayii Murat’la birlikte arkalarda bir köşeye oturmuştum. Çok iyi biliyordum ki, bu tercihi ben yapmamıştım. Her şey bir anda olmuş, Sadık inanılmaz bir samimiyetle koluma girerek beni bu kuytu masaya getirmişti. Bir kahveye her şeyden çok ihtiyaç duyuyordum. Ancak maalesef bu isteğimi gerçekleştiremedim. Garson bu saatte içki dışında servis yapmadıklarımı söyleyince, bana düşünme fırsatı vermeyen Sadık,
– “O zaman sen de hafif bir şeyler içersin”, diyerek garsona Benim ismini duyamadığım bir içki söyledi. Az sonra içkileri yudumluyorduk. Getirilen kokteyl tarzı içkiyi çok beğenmiştim. Gerçekten çok hafif ve lezzetliydi. Tadını o kadar beğendi ki, 2. Kadehi söyledim. Bu arada Sadık ve Turgut habire birbirlerinin sözünü keserek bir şeyler anlatıyordu. Gürültüden neredeyse hiçbir şey anlamıyor, sadece bu ikisinin benim için rekabete girdiklerini kadınca bir içgüdüyle hissediyordum. İçkinin etkisinden olsa gerek, kadınlık gururum okşanmıştı. Bu arada zaman ilerlemiş, farkında olmadan pek çok kadehi yuvarlamıştım. Artık kendimi kaybetme noktasında sarhoş olmuştum. Arada bir sarhoşluğumu fark ediyor,
– “Ne yaptım, neden bu kadar içtim?” diye kendime kızıyor, ama az sonra yeniden hepsini unutuyordum.
Nasıl oldu anlayamadım ama kendimi loş pistte Turgut’la dans ederken buldum. Kalabalığın arasında slow müzik eşliğinde Turgut’la dans ediyordum! Bunu kırk yıl düşünsem aklıma getiremezdim. İlginç olan şey bundan rahatsız olmamamdı. Turgut gerçekten çok samimi davranıyordu. İki sevgili gibi belime sarılmış, habire bir şeyler anlatıp duruyordu. Benim tek anladığım çok çekici olduğum, ilk gördüğü andan beri Turgut’un bana hayran olduğu türünden sözlerdi. Bir de önüme değen sertliği fark ediyordum zaman zaman. İnanılmaz sarhoştum, kendi kendime
– “Kızım herif resmen değdiriyor”, diye gülüyordum. Kesinlikle cinsel duygularım filan uyanmamıştı, ama Turgut’un bu tavırlarından da pek rahatsız olmuyordum sanki. Derken,
– “Sıra ben de, hep sen mi dans edeceksin?” diyen Sadık’ı duydum ve kendimi bu kez de Sadık’ın kollarında buldum. Sadık sanki sevgilimmiş edasıyla,
– “Bu Turgut denen herifi hiç tutmadım. Resmen sana asılıyor.”
Başka zaman olsa Sadık’ın ağzının payını vermesini bilirdim ama içki kadehte durduğu gibi durmuyor ve paylaşılamayan kadın pozisyonu Benim çok hoşuma gidiyordu. Gülümsemekle yetindim. Bundan cesaret alan Sadık,
– “Nasıl senin gibi bir kadına asılabilir? Herkes haddini bilsin”, diyerek elini benim belimden aşağılara kaydırmaya başladı. İrkildim ve tek mesele buymuş gibi,
– “Ne yapıyorsun Sadık? Biri görecek”
– “Kimse bişey göremez. Görmüyor musun, içerisi nasıl karanlık?” diyerek ısrarla ellerini kalçalarım da tutmaya devam etti.
– “Hadi bakalım, gidiyoruz artık.”
Bu sözlerle bu tuhaf dans sona erdi ve yerde mi, gökte mi olduğumu anlayamayacak kadar sarhoş halde kendimi Sadık’la birlikte taksinin arka koltuğunda buldum. Artık neredeyse hiçbir kontrolü kalmayan, itiraz kabilinden biraz mırın kırın ettimse de, yol boyunca mini eteğimden iyice sıyrılıp özgürlüklerini ilan eden bacaklarımı okşamasına sesimi çıkarmadım Sadık’ın. Bir yandan,
– “Kendime gelmeliyim, rezil oluyorum”, diye hayıflanırken, başım o kadar dönüyordu ve bilincim o denli bulanmıştı ki, sesimi çıkaracak halim yoktu.
812 no’lu odanın kapısı yavaşça açıldı. Bir el duvarın iç tarafını yoklayarak ilerledi ve odayı soluk bir ışıkla aydınlatan lâmbanın düğmesine bastı. Sadığın Omzuna yaslanmış, güçlükle ayakta durabiliyordum Odaya girdiğimizde Sadık beni usulca yatağın üzerine bıraktı. Ceketini ve kravatını çıkardı, banyoda yüzünü yıkadı ve yatağın kenarına, yanıma oturdu.
– “Ne kadar güzel. Hep bu anı beklemiştim”, diye mırıldandı. Çok içmiştim. Gözlerimi açtım ve su istedim. Suyumu içmek için adamın yardımıyla doğruldum ve sırtımı yastıklara dayayarak. Gülümsedim,
– “Çok susamışım.”
Sadık eğildi, yüzünü yaklaştırdı ve yüzüme küçük öpücükler kondurmaya başladı. Hafifçe irkildim ve yüzümü uzaklaştırmaya çalıştım. Sadık buna izin vermedi. Çenemden tutarak yüzümü kendininkine çevirdi ve dudaklarımı öpmeye başladı. Ağzım kapalı olduğu için konuşamasam da, ellerimle Sadık’ı iteklemek istedim. Sadık aldırmadı gitgide daha ateşli öpüyordu. Az sonra dudaklarımı boynumu ve çıplak omuzlarımı öpmeye başladı. ,
– “Hayır. İstemiyorum, hayır”, diyerek ellerimle Sadık’ın başını uzaklaştırmaya çabalıyordum. Fakat Sadık beni dinlemiyordu ve dilini boynumun üzerinde dolaştırarak yeniden yüzüme ulaştı burnumu, yanaklarımı, kulak memelerini yalamaya başladı. Kulak memelerimin yalanması sının hoşuma gitmesine kızıyordum, çünkü karşı koymalarım azalmıştı. Belki de bundan cesaret alan Sadık dilini dudaklarımın üzerinden kaydırarak, ağzıma soktu. Karşılık vermiyordum, ama karşı da koyamıyordum. Gözlerimi kapamış, sanki Sadık’ın istediğini yapmasına izin vermiştim. Sadık öpmeye devam ederken, bir yandan da elbisemin askılarını kaydırdı. Sırtımdan tutarak öne getirdi ve elbisemin sırt fermuarını açtı.
Az sonra üzerimde siyah sütyenim ve külotumla yatakta sırtüstü yatıyordum. Gözlerim kapalıydı. Sadık da pantolonunu ve gömleğimi çıkarmıştı. Uzun ve düzgün bacaklarıma, göbek çukuruma, dolgun göğüslerime hayranlıkla bakıyordu. Daha fazla kendini tutamadı bacaklarımı öpmeye başladı. Dizlerimden ayak bileklerime kadar olan bölgeyi uzun uzun öptü, yaladı.
Sonra yukarıya yöneldi ve dilini bacaklarımın üzerinde boylu boyunca gezdirerek göbek çukuruma ilerledi. Burayı uzun uzun yaladı. Dilini çukura sokup çıkardıkça hafif hafif inliyordum. Sadık daha da yukarı ilerledi ve sutyenimi çıkararak göğüslerimi özgürlüklerine kavuşturdu. Çok iri olmayan biçimli ama dipdiri göğüslerime bir süre hayranlıkla baktı ve ardından onları çılgınca emmeye başladı. İki eliyle göğüslerimi yanlardan bastırarak hoyratça avuçladı ve ağır ağır yoğurdu.
İnlemelerim artmıştı. Gözlerim tamamen kapalıydı. Meme uçlarım sivrilmeye başlamıştı. Sadık’ın dili uçlarda gezindikçe nefes alıp verişlerim hızlandı. Göğüslerim iki yanlarından sımsıkı kavrayan Sadık, meme uçlarımı hoyratça ısırarak emmeye, yüzünü göğüslerime sürtmeye, aç bir bebek gibi gayretle somurmaya başladı. Biraz canım yanınca gözlerimi açmadan inlemeye devam ettim. Sesimin çok yükselmesinden çekinen Sadık, beni öperek susturmayı denedi. Bu kez öpücüklere de karşılık veriyordum. Ve çılgınca öpüşmeye başladık. Dillerimiz dans ediyor, birbirilerimizin dudaklarımı emiyorduk.
Dudaklarını benimkilerden güçlükle ayıran Sadık, acele hareketlerle külotumu adeta kopararak çıkardı. Açık kahverengi tüylerle kaplı aşk üçgenime kısa bir süre baktıktan sonra, bacaklarımı ayırarak başını gömdü. Vajinamı salyalarını akıta akıta boydan boya yalıyor, klitorisimi emiyordu. Bir süre böyle devam ettikten sonra dilini amımın içine sokup çıkarmaya, adeta beni diliyle becermeye başladı. Başımı arkaya atarak iyice kasılarak, artık açık seçik ve yüksek sesle inliyor, Sadık’ın başını ellerimle amıma doğru ittiriyordum. Sadık’ın salyalarıyla vajinamdan sel gibi boşalmaya başlayan sıvılar birbirine karışmıştı. Yaklaşık 10 dakika sonra başını vajinamdan ayıran Sadık,
– “Umduğumdan da tatlıymışsın, hayatımda böyle nefis bişey tatmadım”, dedi. Cevap vermedim ama kısık sesle inlemeye devam ettim.
Sadık beni yüzükoyun çevirdi ve ensemden başlayarak aşağıya doğru tüm sırtımı, belimi, kalçalarımı, bacaklarımı ve dizlerimin arka taraflarını, baldırlarımı öperek, emerek, yalayarak, ısırarak ilerledi. Ayak bileklerimi, topuklarımı uzun uzun öptü. Tabanlarımı, parmak aralarımı yaladı, parmaklarımı emdi. Acele etmeden yukarıya ilerledi ve popomu ısıra ısıra öpmeye başladı. Ağzından akan salyaları yastığı ıpıslak yapmıştı. Sadık, elleriyle kalçalarımı araladı ve dilini arka deliğime soktu. Şiddetle inledim.
– “Sus bebeğim, duyacaklar.” Sadık diliyle arka deliğimi becermeye devam ederken, bir yandan da parmaklarını vajinama sokuyordu.
– “Ne kadar da ıslandın, sanki altına kaçırmış gibi. Çarşafı berbat ettin. Artık iyice kıvama geldin. Canavarın tadına bakma zamanın geldi.”
Ve Sadık kazık gibi olmuş yarağını tek bir hamlede amıma sonuna kadar soktu. Küçük bir çığlık attım ve kendimi bırakarak tatlı tatlı inlemeye başladım.
– “Kaltak, hoşuna gitti değil mi? Biliyordum hoşuna gideceğini. Dur bakalım, biraz da Benim istediklerim olsun.” Sadık ritmik hareketlerle üzerimde gidip gelmeye başladı. Zevkten kudurmuş gibiydi. Elleriyle alttan göğüslerimi avuçladı, tüm gücüyle yüklenmeye devam etti. Kısa süre sonra nefes alıp verişleri iyice hızlandı;
– “Tanrım, daracıkmışsın, bebeğim Benim” şeklinde homurdanmalar arasında tüm bedeni elektriğe kapılmış gibi kasılarak, boşalmaya başladı.
Zevkten haykırmamak için başını saçlarıma gömmüştü. Bu şekilde belki birkaç dakika titremesi devam etti. Biraz sonra oda tamamen sessizliğe ve hareketsizliğe gömülmüştü. Yalnızca iki insanın birbirine karışan düzenli nefes alıp verişleri duyuluyordu.
Gözlerimi açtığımda önce nerede olduğumu anlayamadım. Saat sekize geliyordu ve başım çatlayacak gibiydi. Yatakta gözlerimi açmadan dönüp, kolumu yana uzatınca bir çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Yanımda birisi yatıyordu. Korkarak gözlerimi açtım ve gördüklerime inanamadım. Sadık Bey yanımda çırılçıplak yatıyordu. Koca göbeğini devirmiş, kıllı vücudu horladıkça inip kalkıyordu. Gür kılların arasından yana devrilmiş penisi görülüyordu. Ürpererek kendi vücuduma baktım Aman tanrım! Bende çırılçıplaktım!
Ne yapacağımı bilemedim. Çarşafı üzerime çekerek yataktan fırladım ve banyoya koştum. Aynaya baktığımda, boynumda, omuzlarımda, göğüslerimde ve baldırlarımda küçük morluklar gördüm. Tüm bunlara anlam veremedim. Birden her şeyi anlamaya başladım. Dün gece neler olduğunu hatırladım. Yemekte ve sonradan gittiğimiz barda çok içmiş, daha önce hiç olmadığı kadar sarhoş olmuştum. Sadık ve Turgut’un bana kur yaptıklarını anımsıyordum. Ve benim de fazla bir tepki göstermediğimi.
Ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Olaylar sanki bir sis perdesi arkasındaydım. Otele döndüklerimizi, Sadık’la birlikte asansörden inişlerimizi ve odaya girişlerimizi hatırlayabiliyordum. Sanki daha önce izlemiş olduğum bir filmden kareler gibi görüntüler Beyninde beliriyorlardı. Hiçbir şeye inanamıyordum, inanmak istemiyordum. Kendimden iğreniyordum. Kendimi çok pis, kirlenmiş hissediyordum. Duşa girdim. Sıcak suyla uzun uzun yıkandıkça sanki olanları unutabilecektim.
Birden banyonun kapısı açıldı ve Sadık anadan doğma vaziyette kapıda belirdi. Panik halde askıdan bir havlu kaparak vücudumu gizlemeye çalıştım.
– “Çık dışarı, hemen çık dışarı!”, diye bağırdım. Sadık aldırmadan küvete doğru yürüdü.
– “Bağırma, duyan da sana bişey yapıyorum sanacak.”
– “Ne işin var burada? Nasıl girdin odama? Bakma bana öyle, dışarı çık, çabuk!”
– “Ne demek nasıl girdin odama? Hatırlamıyor musun? Birlikte geldik. Ayakta duramıyordun. Ben olmasam, merdivenlerde yığılıp kalırdın. Seni ben taşıdım; laf aramızda harika bir gece yaşattın bana. Sana teşekkür ederim.”
– “Ne demek istiyorsun? Ne gecesi?”
– “Numara yapma şimdi. Nasıl seviştiğimizi hatırlamıyor olamazsın. Uzun zamandır dün geceki gibi seks yapmamıştım. Harikaydın. Senin gibi ateşli bir kadınla yatmayalı çok olmuş.”
– “Yalan söylüyorsun. İnanmıyorum sana. Söylediklerin gerçek olamaz.”
– “Sadece inanmak istemiyorsun. Biraz kendine gel, her şeyi hatırlarsın. Sonra da bana seninle yeniden sevişmem için yalvarırsın. Çünkü sen de inanılmaz zevk aldın.”
Ve Sadık sanki kırk yıllık karı kocaymışız gibi gayet rahat bir tavırla klozetin kapağını kaldırıp işemeye başladı. Gözlerime inanamıyordum. Düne kadar kendimi şirketin gözbebeği, bayilerin kraliçesi gibi görüyordum. Şimdi ise içlerinden biri, hem de hiç hoşlanmadığım biri, bana metresi, kapatmasıymışım gibi davranıyordu. Hışımla küvetten fırladım ve Sadık’ın üzerine saldırdım. Gözüm hiçbir şey görmüyordu. Adamın boş bulunmasından faydalanıp, tüm gücümle suratına tokadı patlattım;
– “Kendine gel serseri. Ne yaptığını sanıyorsun?”
Bir an afallayan Sadık hemen toparlandı ve yüzüme öyle bir tokat attı ki, dengemi kaybedip lavabonun kenarına çarparak yere yuvarlandım. Kalkmayı denemedim ve başını ellerimin arasına alıp, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Bunca yıllık evliliğimde Tolga bana bir kez bile elini kaldırmamıştı. Böyle bir şey yapmış olsa, hemen ondan ayrılırdım. Ve şimdi Sadık gibi bir magandadan tüm olanlar, tecavüze uğramam yetmezmiş gibi bir de dayak yiyordum. Ne yapmam gerektiğini bilemiyordum. Tüm kadınlık gururum, kariyer, hayatım bitmişti. Artık burada bir dakika bile kalamazdım. Hemen İstanbul’a dönmeli ve şirketten istifa etmeliydim. Böyle bir rezaletin ardından kimsenin yüzüne bakamazdım.
Yavaşça ayağa kalktım ve salona geçip aceleyle eşyalarımı toplamaya başladım. Bir yandan da ağlamaya devam ediyordum. Bütün bunları ses çıkarmadan izleyen Sadık’ın, karşısında çırılçıplak, üstelik bunun farkında bile olmadan, tamamen gardım düşmüş vaziyette sağa sola koştuğumu gördükçe, cinsel duyguları yeniden uyanmaya başladı.
– “Gel buraya Sonay. Nereye gittiğini sanıyorsun?”
Arkamı dönüp Sadık’ı sertleşmiş kıllı penisiyle karşımda görünce donakaldım. Her şey bir anda olup bitti. Sadık hızla üzerime yürüdü ve sert bir tokatla beni yatağın üzerine yıktı. Kocaman eliyle ağzımı kapattı. Tüm tokatlarıma ve tekmelerime aldırmaksızın, çarşafla kollarımı yatağın başucundaki demirlere bağladı. Havluyla da ağzımı kapattı. Ağlamaktan çılgına dönmüş, adeta yarı baygındım.
– “Dün gece yarım kalan hesabı kapatalım. Korkma, senin de hoşuna gidecek”, diyen Sadık, yastığı kalçalarımın altına yerleştirdi ve başını kadınlık organına gömdü.
Çılgınca emiyor, dilini bir badana fırçası gibi kullanarak, ön ve arka deliklerimi ve aralarındaki bölgeyi hızla yalıyordu. Temposunu hiç düşürmeden ve hiç ara vermeden yaklaşık bir 15 dakika yalamaya devam etti. Bu süre zarfında, önceleri ağlamaya ve ayaklarımla karşı koymaya çalıştım, zaman geçtikçe ağlamam kesildi ve debelenmem azaldı ve en sonunda kendimi hareketsiz, tamamen Sadık’ın dil darbelerine teslim ettim. Bu teslimiyette hem çaresizliğin, hem de aldığım müthiş zevkin payı vardı. Sadık beni diliyle boşaltmaya yemin etmiş gibi inanılmaz bir gayretle işine devam ediyordu ve an geçtikçe dayanacak gücüm kalmıyordu.
– “Bu hayvana teslim olmamalıyım, direnmeliyim”, diye düşünmeme ve tüm konsantrasyonumu başka şeylere vermeye çalışmama karşın vücudum bana itaat etmiyor, vajinamdan yayılan zevk dalgaları Beynimi ele geçiriyordu. Sadık azgın bir kurt gibi, başını vajinamdan bir an olsun ayırmaksızın, kadınlık sıvılarımı emiyor, içiyordu. Kendimi iyice koyuverdiğimi anlayınca, doğruldu ve yarağını zorlanmadan kaygan vajinaya yerleştirdi. Yaklaşık bir 10 dakika boyunca ritmik bir şekilde, gidip geldi fakat boşalamadı. Ne de olsa, artık genç bir erkek değildi ve dün geceki iliklerini kurutan orgazmın üzerinden henüz çok az bir süre geçmişti.
Bu şekilde boşalamayacağını anlayınca, aklına başka bir şey geldi. Belimi iyice yükseltip, arka deliğimi diliyle zorlamaya, dilini içeri sokmaya başladı. Başıma geleceği anlamış ve yeniden direnmeye, kendimi kasmaya başlamıştım. Ancak Sadık’ın ısrarlı dil darbelerine dayanmam çok zordu. Yalvaran gözlerle bakıyordum. Sadık, verdiği zevkten emin, ağzımı çözdü. Gerçekten de bağırmadım, sadece kesik kesik inliyordum. Sadık,
– “İnanılmaz bir kadınsın Sonay. Ateş gibisin. Kocan seni epeydir sikmemiş galiba”, diyerek yalamaya devam ediyordu.
– “Yalvarırım Sadık. Arkamdan olmaz. Hiç yapmadım bunu. Önden yapabilirsin”, diyor ama inlemem kesilmiyordu.
– “Her şeyin bir ilki vardır. Senin de hoşuna gidecek. Bunca zaman neden götten vermemişim diye üzüleceksin”, diyerek bir çırpıda banyoya gitti ve yüz kremini kaptığı gibi geri döndü. Kremi doğrudan arka deliğime boca etti ve işaret parmağını kayganlaşan delikten içeri soktu. Bir yandan da klitorisimi yalamaya devam ediyordu. Ben inliyor, yalvarmaya devam ediyordum
– “Ne olur yapma. Ne olur.”
– “Tek şartla. Bana yalvaracaksın. Seni amından sikmem için bana yalvaracaksın.”
– ….
– “Ne oldu, yalvarmayacak mısın? O halde hazır ol, götün elden gidiyor.”
– “Yapma Sadık. Yalvarırım sana. Yalvarırım arkadan yapma.”
– “Olmadı. Böyle kibar kibar olmaz. ‘Sadık, erkeğim, ne olur amımı sik’ de.”
– “Ne olur Sadık. Erkeğim, arkamdan yapma. Amımı sik.”

– “Ohh. Harika. Bu sözleri senin ağzından duymak harika bir duygu… Devam et. Yalvar.”
– “Sadık, lütfen amımdan sik beni.”
– “Tabii.”
Ve Sadık koca göbeğiyle üzerime tırmanıp, yarağını önden yerleştirdi. Bir kaç dakika boyunca bu şekilde devam ettikten sonra, birden yarağını çıkardı ve kremle vıcık vıcık kayganlaşmış arka deliğime bir hamlede soktu. Beynime elektrik verilmiş gibi bir hisse kapıldım ve dudaklarımdan kesik bir çığlık yükseldi.
– “Ahh! Söz vermiştin. Bana söz vermiştin. Ayy!”
– “Boş versene. Baksana nasıl da hoşuna gidiyor.”
Gerçekten de korktuğum kadar acı çekmiyordum. Daha doğrusu acı duyuyor ama aldığım zevk acıyı bastırıyordu. Sadık,
– “Bugüne kadar ne çok göt siktim, bilsen. Hepsi önce itiraz ettiler, sonra yalvardılar. Göreceksin, sen de müptelası olacaksın.”
Sadık bu işte gerçekten çok ustaydı ve kendime hâkim olamıyor, içimde dalga dalga yükselen çok şiddetli bir orgazmı hissediyordum. Bakire arka deliğimin darlığı, sıcaklığı ve yumuşaklığı Sadık’ı çılgına çevirmişti. Uzun bacaklarımı boynuna dolamış, hem pompalıyor, hem de bacaklarımı ısıra ısıra öpüyordu. Kısa bir süre sonra,
– “Harikasın. Tapıyorum sana. Ben seninki gibi tatlı amı götü olan kadın görmedim Sonay. Ne zamandır sikmek istiyordum seni hayallerimi süslüyordun. Ohhh!”, diyerek sarsılmaya ve kasılmaya başladı Aynı anda bende içimde kopmakta olan fırtınaya kendimi bıraktım. İnanılmaz bir yoğunlukta orgazma ulaştık. Sadık’ın kasılmalarını tüm benliğimle duyuyor, adeta bir volkanın patlaması gibi içimi dolduran spermlerin sıcaklığını hissediyordum. Zevkten çılgına dönmüştüm. Sadık ise kudurmuş gibi hırlıyor, böğürüyor ve arka deliğimi ilk gençlik yıllarımdaki gibi katı katı dolduruyordu.
Dakikalar sonra, sakinleştiğimizde Sadık bir süre daha içimden çıkmadı. Fakat ellerimi çözdü. Sarmaş dolaş yattık. Çelişkili duygular içindeydim. Aldığım zevkten adeta Beynim boşalmış, uyuşmuştum. Tolga’yla da zaman zaman çok şiddetli orgazmlar yaşamıştım. Fakat bu bambaşkaydı. Bir ara zevkten aklımı kaçıracağımı sanmıştım. Bu kadar zevk almamda herhalde uzun süredir seks yapmamış olmamın da payı vardı. Yine de, bu kıllı, göbekli, kel herifin bana bu kadar çok zevk vermiş olmasına inanmak istemiyordum. Bu, sanki kadınlığıma yapılan bir hakaretti.
Sadık ise penisi uzun süredir hayranı olduğu arka deliğimden çıkarmadan, kollarımda yatarken, her şeyin umduğundan çok daha kolay olduğunu, iyice dinlenirse akşama bir kez daha yapabileceğimizi söylüyordu.
– “Saat 10 oldu. Toplantı çoktan başladı. Ne yapacağız şimdi? Tanrım, rezil oldum.”
– “Dert etme. Akşam biraz fazla kaçırdığın için sabah rahatsızlandığını söyleriz. Ben de seni hastaneye götürmüş olurum. Hadi kalkalım şimdi. Bir şeyler yiyelim. Sonra da toplantıya gireriz.”
– “Tüm bunlar aramızda kalacak, değil mi? Söz ver bana.”
– “Tabii ki aramızda kalacak. Neden anlatayım ki. Unutma, ben de evli bir adamım.”
– “Neden yaptın bana bunu, neden? Ne yaptım ben sana? Ne suçum vardı?”
– “Sonay, lütfen saçma sapan konuşma. Bir duyan olsa, sana işkence ettiğimi sanır. Senin de en az benim kadar ihtiyacın varmış. En az benim kadar zevk aldın.”
– “Böyle söyleme. Utanıyorum.”
– “Utanacak bişey yok. Anlasana, çok uzun zamandır seni arzuluyordum. Duruşun, yürüyüşün, ses tonun, her şeyin beni tahrik ediyordu.”
– “….”
– “Neyse, hadi daha fazla geç kalmayalım. Bir an evvel aşağı inelim. Ben odama gidiyorum. Giyinip, lobide buluşalım.”
– “Tamam. Duş alıp geliyorum.”
20 dakika sonra, Sadık la lobide buluşup kahvaltılarımızı yaptık. Vücudumdaki morlukları gizlemek için oldukça kapalı giyinmiştim. Kahvaltıdan sonra, tüm yaşananlar yaşanmamış, hiç bir şey olmamış gibi toplantı salonuna yürüdük.

OLGUN MUHASEBECIMIZLE KOCASININ GOZLERI ONUNDE

(Onceki hikayeden devam…) Bu olaydan sonra, Necmi abi eve gec gelecegi veya hafta sonlari arkadaslari ile toplanacagi zamanlarda, Selma abla ile onlarin evlerinde bulusup, korkmadan doya, doya sikisiyorduk.

Selma abla, her zaman, beni en erotik kiyafetleri ile karsiliyor, bu bile, azmama yetiyordu. Sikismeden once, Selma abla kucuk bir cilingir sofrasi hazirliyordu. Kafamiz iyi oldugu zaman, ön sevismemize basliyor, birbirimizi azdiriyorduk. Ardindan, serbestce, birbirimizi bagirta, bagirta sikisiyorduk. Bir gun, yine, kapiyi en seksi haliyle acti. Uzerine saten bir gomlek giymisti. Dekoltesi, sahane goguslerini gozler onune seriyordu. Altinda, diz uzerinde, derin yirtmacli bir etek ve topuklu terlikleri vardi. Kiyafetini incecik ten rengi coraplari tamamliyordu. Kirmizi ojeli ayak parmaklari, terligin ucundan cok seksi gorunuyordu. Az sonra, onlari bir, bir emip, yalayacagimi dusununce, kol gibi yarragim yine dikilmeye basladi. Makyaji ile bir cok artiste on basardi. Dalgali, gur ve uzun saclari muhtesemdi. Kirmizi ruju, elmacik kemiklerini ortaya cikartan pudrasi, rimeli, her seyi, ama her seyi ile cok guzeldi. Surdugu parfum, sanki ”gel, beni su anda, suracikta sik” diyordu.

Dayanamayip, sarildim. Ellerimi arkasina dolayip, ataşehir eskort iri kalcalarini acucladim. Etegini biraz yukari cekip, bir elimle bacaklarini oksamaya basladim. Corabinin uzerinden, puruzsuz bacaklarini oksayarak yukarilara ciktim. Baldirlarina kadar cikan dantelli coraplari bitince, bacak aralarini, ciplak tenini sıkıştırmaya basladim. Apus arasina gelince… Evet, biliyordum; kulot giymemisti… Dolgun amciginin etli dudaklarini oksamaya basladim. O da dayanamamis, sulanmisti. Birden;
– Ay, yeter, Sami! Hemen, kapi agzinda isimi bitirip, gitmek istiyorsun herhalde.
diyerek, şuh bir kahkaha patlatti ve kollarimin arasindan siyrildi. Evet, o anda, orada, hemen, bu muhtesem kadini sikmek istiyordum. Sanki dusuncelerimi okumus gibi, bana;
– Hadi gec masaya, boyle aceleyle olmaz. Beni, daha cok kizistir bakalim. Hem bak, sana en begendigin mezeleri hazirladim.
diyince, birlikte masaya gectik.

Masada muhabbet ederken birbirimizi elliyor, oksuyor, tahrik ediyorduk. Fakat bu sefer, oynasmalarimiz biraz uzamisti. Sonra, odaya gecip, onun ataşehir escort bayan uzerindekileri ben, benim uzerimdekileri o cikartmaya basladi. Selma ablanin gomleginin dugmelerini bir, bir aciyor disari tasan iri ve bicimli memelerini yaliyor, uclarini emiyordum. Sonra dizlerimin uzerine coktum ve yirtmacli eteginin yirmacindan, yukari cikan dugmelerini acmaya basladim. Dumeleri actikca ortaya cikan bacaklarini, coraplarinin uzerinden opuyor, yaliyordum. Butun dugmelerini acinca etegi yere dustu. Muhtesem ami karsimdaydi. Her zaman agdali, puruzsuz ve tertemizdi. Belli ki, amina da parfum sıkmıştı, mis gibi kokuyordu. Ac kurt gibi daldim ve dilimi soka, cikara, dilimle sikmeye basladim. Selma abla, elleri ile kafama bastiriyor, inliyordu. Muthis sulanmisti. Aminin etli dudaklarini emmeye basladim. Kafami amina bastirirken;
– Ye amcigimi! Sana feda olsun.
diye mirildaniyordu. Amini yalaya, yalaya ve bızırını parmaklayarak Selma ablami inlete, inlete bosalttim.

Coraplari haric, uzerinde bir sey kalmamisti. Diz coktugum yerden dogruldum. Sira ona gelmisti. O da, benim gomlegimin dugmelerini bir, bir acti. ümraniye escort Gogus uclarimi emerken, bir yandan da, pantolonumun kemerini cozmeye calisiyordu. Pantolonum bacaklarimdan siyrilinca dogruldu ve dudaklarima yapisti. Agzim onun am sulari ile sirilsiklamdi. Diliyle dudaklarimin kenarlarini iyice yaladi,
– Himm! Bana bak, orami yalamayi neden bu kadar sevdigini anladim galiba. Tadi hic de fena degilmis.
diyip, opusmeye, daha dogrusu, dudaklarimi ve disari cikardigim dilimi somurmaya devam etti. Butun vucudunu bana yaslamis, ciplak amini kasiklarima bastiriyordu. Kulotum olmasa, benim azmani icine aliverecekti. Bosalmasina ragmen, ayni sehvetle devam ediyordu. Yarragi yemeden evvel, biraz daha seviselim diye, pantolonumu cikartmis, donuma, ozellikle, henuz dokunmamisti. Amini kasiklarima bastirip, kivrandikca, yarragim daha da sertlesiyor, donumun icinde patlayacak gibi oluyordum.
– Bak, asagida emilecek daha guzel bir sey var. Ilgi bekliyor. Biliyorum, hosuna gider.
dedim.
– Hem de bayilirim. Sabret, ona da gelecek sira.
diyince, kendimi onun usta ellerine ve agzina biraktim.

Bu sefer, o, benim onumde diz coktu. Once kulotumu siyirdi. Benim azman, yine, gergin yay gibi ortaya firladi.. Once, basini agzina aldi ve agzinin icinde cevire, cevire emmeye basladi. Arada, agzinin icinde diliyle yaliyordu. Ardindan, tamamini agzina alamadigi icin, basini agzindan cikartip, kallavi govdesini asagi, yukari yalamaya basladi. Bu isi oyle ustaca yapiyordu ki, neredeyse bosalacaktim. Egilip, koltuk altlarindan kavrayip, comeldigi yerden ayaga kaldirdim. Yataga gectik.

Yataga sirt ustu yattim. Selma abla gelip, uzerime oturdu. Kaskati yarragimi oldugu gibi icine aldi.Genis kalcalari kasiklarima yayilmis, sikimin uzerinde yavas, yavas inip kalkiyordu. Ellerimi uzatmis, iri goguslerini avucluyor, findik gibi irilesmis uclarini cimdikliyordum. Selma abla her zaman oldugu gibi;
– Ohh! Benim genc kocam… Bayiliyorum bu kalin yarragina… Icimde her yere degiyor.
diyip, kendini uzerimde hafif, hafif ceviriyordu. Sanki, yarragimin uzerinde erotik dans yapiyordu. Gozlerim yari acik, kendimden gecmistim. Birden, odanin kapisinda Necmi abiyi, ayakta bizi seyrederken gordum. Hem, kafamiz iyi oldugu icin, hem de, Selma ablanin, surekli bastan cikartici seyler konusup, inlemesinden, ana kapinin acildigini hic duymamistik anlasilan. Necmi abiyi, oda kapisinin esiginde, oylece gorunce, ellerim Selma ablanin memelerinde, bir an dondum kaldim. Selma abla, uzerimde, sirti kapiya donuk oldugundan, Necmi abiyle ilk once ben goz, goze geldim. Tam da sikisin ortasinda donup kalinca, Selma abla once bana bakti ve dogal olarak, gozlerimin sabitlendigi kapiya dogru dondu. Necmi abiyi gorunce, telaslandi ve ufak bir ciglik atip, uzerimden indi. Yataktaki pikeye sarindi. Benim uzerim tamamen acilmisti. Sirtustu yattigim icin, azman yarragim kalkik bir sekilde, yatakta oylece kalakalmistim. Necmi abi, yarraga caktirmadan bir bakis atip, yuzu asik bir sekilde arkasini donup, oda kapisini sertce kapatip, cikti. Hemen, jet hiziyla toparlanip, giyinip, evden ciktim.

Cilingir sofrasindaki muhabbetimiz, oynasmalarimiz esnasinda zamanin nasil gectigini anlamamistik. Sikismeye gec baslayinca ve Necmi abi eve vakitlice donunce, karisini benimle is ustunde basmisti. Gerci, daha once de anlattigim gibi, Selma ablayla sevistigimizi biliyordu ve o nedenle artik onlarin evinde yapiyorduk ama, yine de bu sekilde yakalanmamiz, ayip olmustu.

Eve geldigimde, yarragim hala kazik gibiydi. Karimin uzerine azginca atladim. Bana birden,
– N’oldu ayol? Selma ablanla bu gece yapmadiniz mi?
diye sorumca, bu gecenin ikinci sokunu yasadim. Meltem devam edip;
– Ay, hadi birak saklama… Her seyi tahmin ediyorum… Itiraf et, rahatla.
diyince, inkar etmeye calistim. Kendisini nasil deliler gibi sevdigimi, baska hic bir kadini boyle sevemeyecegimi ictenlikle anlattim. Sesini yumusatip, kendisini seksilestirerek;
– Sik askim, sik, bak bir sey demiyorum. Biliyorum sen beni seviyorsun… Ben de seni cok seviyorum… Tamam, sana hak veriyorum. Senin gibi seks duskunu bir erkek, belli ki bir kadinla yapamayacakti. Hele o koca sikini yalnizca bana saklamak, bencillik olur.
diyince, ne diyecegimi sasirdim. Biraz rahatlamistim. Gulumseyerek hemen ekledi;
– Ayol, bir gun, belki sen de bana, baska bir alet tatmam icin izin verirsin.
diyince yine gerildim.
– Yok, o kadar da uzun boylu degil bakalim.
dedim. Meltem;
– Tamam sevgilim, tamam saka yapiyorum.
dedi. Ama, sesinin tonu pek saka yapiyor gibi degildi. “Amaan birak simdi bunlari” diye dusunup, karimi sikmeye basladim.

Escort Kızlar Demetevlerde Yaşanır

Sizde demetevler escort kızlarla birlikte olmak yerine gurur mu yapıyorsunuz? Muhteşem kızlar sizi beklerken gurur yapma gibi bir saçmalığa düşmeyin. Gurur diye tabir ettiğimiz, içimizde escort bayanlara karşı farklı duyguların geliştiği ve tarifsiz bir üstün gelme çabası davranışına sürükleyen duygu…Atamıyoruz içimizde haklı ya da haklı olmama değil tamamen kinin üstün olduğu bu duygu yaşadığın ilişkinin bitme sebebinin en büyük nedenidir. Eften püften sebepler ‘’bunları sıralayarak hiç birimizi sıkmak istemiyorum. Aslında hepimizin yaşadığı.’’ Öyle bir şekil alıyor ki en son ayrılalım noktasına getiriyor. Hepimiz otoriteyiz, aslında hepimizin içinde ‘Adolf Hitler’ figürü var. Hepimiz hayvanız, insan olmak kavgamız. Anlayış bunun tek çaresi anlayış. Çok zor biliyorum escort bir bayanı anlamak, dinlemek, özenmek, onu kabul etmek. Hataları ya da tartışmaları sakin ve anlayışlı konuşularak aşılabilir. ankara bayan escort bayanı sevin, ona mecbur olun, öyle hissedin… ankara bayan escort kızlardan değerli bir varlık yok bu dünyada biraz anlayış, çok aşk…